Çocuklarım İçin Sustuğum Sessizlik: Bir Annenin Dramı
“Anne, neden gitmek zorundayız?” dedi Ege, gözleri dolu dolu bana bakarken. O an, kalbim yerinden çıkacak sandım. Evin salonunda, eski koltukların arasında, bavullarımızın başında öylece duruyorduk. Kızım Defne ise, üç yaşının verdiği masumlukla, oyuncak ayısını sıkıca tutuyordu. O an, hayatımın en zor kararını verdiğimi biliyordum: Çocuklarımı geride bırakacaktım.
On yıl boyunca, Ali’yle iyi kötü günlerimiz oldu. Evliliğimizin ilk yıllarında her şey yolundaydı. Ali, çalışkan bir mühendisti; ben ise bir devlet okulunda öğretmenlik yapıyordum. Ailemizin temelini birlikte attık, çocuklarımızı sevgiyle büyüttük. Ama zamanla aramızdaki mesafe büyüdü. Ali’nin ailesiyle yaşadığımız sorunlar, ekonomik sıkıntılar ve bitmek bilmeyen tartışmalar… Bir gün, Ali bana dönüp “Artık olmuyor, Zeynep,” dediğinde, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim.
Boşanma süreci sancılı geçti. Annem, “Kızım, çocuklarını bırakma sakın!” diye ağladı telefonda. Babam ise sessizce başını salladı; onun için ailedeki huzur her şeyden önemliydi. Ama Ali kararlıydı: “Çocuklar benimle kalacak. Onları senden daha iyi yetiştiririm.”
Mahkemede hâkim bana baktı: “Zeynep Hanım, çocuklarınızın velayetini istiyor musunuz?” O an gözlerim doldu. Ege’nin ve Defne’nin gözleri önümdeydi. Ama biliyordum ki, Ali’nin ailesi güçlüydü; ekonomik olarak da daha iyi durumdaydı. Ben ise kiralık bir evde, tek başıma iki çocuğa bakacak gücü kendimde bulamıyordum. “Bunu çocuklar için mi yapıyorum, yoksa kendi korkularım için mi?” diye sordum kendime defalarca.
Ali’nin annesi, “Zeynep zaten çocuklara bakamaz,” diye mahallede dedikodu çıkardı. Komşuların bakışları değişti; herkesin dilinde ben vardım. Okulda bile bazı veliler arkamdan konuşuyordu: “Çocuklarını bırakmış kadın.” Oysa kimse bilmiyordu içimdeki fırtınayı.
Bir gece Ege’yle konuştum:
— Anne, sen de bizimle gelsene…
— Oğlum, bazen insanlar ayrı yaşamak zorunda kalır. Ama ben hep yanınızda olacağım.
— Söz mü?
— Söz.
Defne ise sadece “Anne gitme,” diyebildi. Onu kucağıma aldım, kokusunu içime çektim. O an zaman dursa istedim.
Boşanmanın ardından Ali çocukları aldı. Ben ise tek başıma küçük bir eve taşındım. Her sabah okula giderken gözlerim doluyordu. Çocukların sesini duymadan uyanmak… Evde oyuncakların sessizliği… Akşamları yalnız yemek yemek… Bunlar bana cehennem gibi geliyordu.
Bir gün okuldan dönerken annem aradı:
— Kızım, iyi misin?
— İyiyim anne.
— Yalan söyleme Zeynep! Herkes konuşuyor mahallede…
O an dayanamadım, ağlamaya başladım:
— Anne, ben ne yapabilirdim? Onları Ali’den koparırsam daha mı mutlu olacaklardı? Benim yanımda maddi sıkıntı çekeceklerdi…
— Ama sen onların annesisin! Anneler çocuklarını bırakmaz!
Bu cümle içimi dağladı. Gerçekten anneler çocuklarını bırakmaz mıydı? Peki ya onları daha iyi bir hayat bekliyorsa? Ya ben onların yanında olsam ama mutsuz olsalar?
Bir gün Ege’yi okuldan almak için izin aldım. Okulun bahçesinde beni görünce koşarak geldi:
— Anne! Seni çok özledim!
Onu kucakladım, saçlarını okşadım.
— Ben de seni oğlum…
— Babam bazen çok sinirleniyor… Defne de ağlıyor.
O an içimdeki suçluluk duygusu büyüdü. Acaba yanlış mı yapmıştım? Belki de çocuklarımı bırakmamalıydım…
Ali’yle telefonda tartıştık:
— Zeynep, çocukların düzenini bozma! Onlar burada alıştı.
— Ali, Ege mutsuz! Defne sürekli ağlıyormuş.
— Senin yüzünden! Onları karıştırma!
Her gece yastığa başımı koyduğumda vicdan azabıyla kıvranıyordum. Bir yanda toplumun baskısı, bir yanda annelik içgüdüsü… Okuldaki arkadaşlarım bile bana mesafeli davranmaya başladı. “Çocuklarını bırakmış kadın” etiketi üzerime yapıştı.
Bir gün Defne hastalandı. Ali aradı:
— Zeynep, Defne ateşlenmiş. Ne yapacağımı bilmiyorum.
Hemen koştum hastaneye. Kızımı kucağıma aldığımda gözleri kapalıydı:
— Anne…
O an dünyam başıma yıkıldı. Hastane koridorunda dua ettim: “Allah’ım, bana bir şans daha ver…”
Defne iyileşti ama ben iyileşemedim. Her hafta sonu onları görmeye gittim; ama her ayrılışta içimden bir parça kopuyordu.
Bir akşam Ege bana sordu:
— Anne, neden hep gidiyorsun?
Cevap veremedim. Çünkü bazen hayat cevaplardan çok suskunluk ister.
Şimdi bu satırları yazarken hâlâ kendime soruyorum: Anneler çocuklarını bırakır mı? Yoksa bazen onları daha iyi bir hayat bekliyorsa susmak mı gerekir? Siz olsaydınız ne yapardınız?