Bir Kadının Sessiz Çığlığı: Anneliğin Gölgesinde Kaybolmak

“Sana böyle bakamıyorum artık, Zeynep. Kendine gelene kadar ben salonda yatacağım.”

Bu cümle, üç aylık bebeğimizin ağlamasıyla bölünen gecenin ortasında, eşim Emre’nin ağzından döküldü. O an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Yatak odasının kapısı arkamdan kapanırken, ben hâlâ yatağın ucunda, üzerimde eski bir pijama, saçlarım darmadağın, gözlerim uykusuzluktan kan çanağına dönmüş halde öylece kalakaldım. O an, anneliğin bana getirdiği tüm yüklerin ağırlığı altında ezildiğimi hissettim.

Üç aydır neredeyse hiç uyumadım. Bebeğimiz Defne her gece saat başı uyanıyor, bazen sadece kucağımda susuyor. Emre ilk haftalarda yardım ediyordu ama sonra işine döndü; “Ben sabah işe gideceğim, uykusuz kalamam,” dedi. Ben ise sabah işe gitmiyorum ama gün boyu Defne’yle ilgileniyorum, evi toparlıyorum, yemek yapıyorum. Annem arada geliyor ama o da “Sen de annesin artık, alışacaksın” diyor. Alışamıyorum. Kendimi kaybettim.

Bir zamanlar Zeynep’tim ben. Üniversitede dereceyle mezun olmuş, kendi ayakları üzerinde duran, hayalleri olan bir kadındım. Şimdi ise sadece Defne’nin annesiyim. Bazen aynaya bakınca kendimi tanıyamıyorum. Gözlerimin altındaki morluklar, çatlamış ellerim, sürekli ağlamaktan kızarmış gözlerim…

Emre’yle eskiden ne çok gülerdik. Birlikte film izlerdik, dışarıda kahve içerdik. Şimdi ise bana bakmaya bile tahammül edemiyor. “Kendine gel biraz,” diyor. “Bak üstüne başına, saçına başına… Eskiden böyle miydin?” Eskiden böyle değildim ama şimdi de olamıyorum. Çünkü zamanım yok, gücüm yok.

Bir gece Defne yine ağladı. Emre sinirle kapıyı çarptı. “Yeter artık! Bir gece de sustur şu çocuğu!” diye bağırdı. O an Defne’yi yatağına bırakıp banyoya koştum. Aynada kendime baktım ve sessizce ağladım. O kadar yorgundum ki gözyaşlarım bile sessiz akıyordu.

Bir sabah Emre kahvaltı masasında telefonuna gömülmüşken cesaretimi topladım:

– Emre, ben iyi değilim. Yardıma ihtiyacım var.

Başını kaldırmadan cevap verdi:

– Herkes anne oluyor Zeynep, sen de alışacaksın.

– Ama ben alışamıyorum! Kendimi çok yalnız hissediyorum.

– Abartıyorsun. Herkesin başına geliyor bunlar.

O an içimdeki yalnızlık daha da büyüdü. Sanki görünmez olmuştum. Annem de aynı şeyi söylüyordu: “Biz de doğurduk büyüttük, sen de yaparsın.” Ama kimse benim ne hissettiğimi sormuyordu.

Bir gün Defne’yi uyuttuktan sonra eski fotoğraflarımıza baktım. Ne kadar mutluyduk… O zamanlar hayata dair umutlarım vardı. Şimdi ise her şey griye dönmüş gibi.

Bir akşam Emre işten geldiğinde yine salonda yatacağını söyledi. “Sen böyle devam edersen ben de burada kalırım,” dedi. O an içimdeki öfke patladı:

– Ben de insanım Emre! Sadece anne değilim! Biraz anlayış istiyorum senden!

Emre şaşkınlıkla bana baktı:

– Ne istiyorsun benden? Ben de yoruluyorum!

– Ama sen en azından kaçabiliyorsun! Ben kaçamıyorum! Bu evde hapsoldum!

O an Defne ağlamaya başladı ve tartışmamız yarıda kaldı. Yine ben susturdum onu, yine ben uyuttum.

Geceleri bazen Defne’yi kucağıma alıp pencerenin önünde oturuyorum. Dışarıda hayat devam ediyor; insanlar gülüyor, eğleniyor… Ben ise burada, kendi içimde kaybolmuşum.

Bir gün cesaretimi toplayıp psikoloğa gitmek istedim ama Emre “Boşuna para harcama, geçer” dedi. Annem ise “Aman kızım, millet ne der sonra?” diye uyardı. Kimse anlamıyor beni.

Bir gece Defne ateşlendi. Panik içinde Emre’yi çağırdım ama o yine salonda uyuyordu ve duymadı bile. Tek başıma hastaneye koştum. O soğuk hastane koridorunda Defne’yi kucağımda tutarken gözyaşlarımı tutamadım. Hem korkudan hem de yalnızlıktan ağladım.

Doktor “Yorgunsunuz,” dedi bana. “Destek almanız lazım.” Ama destek yoktu ki…

Bir sabah Emre işe gitmek için hazırlanırken ona baktım ve dedim ki:

– Böyle devam edemem Emre. Ya bana yardım edersin ya da bu evde ikimiz de mutsuz olacağız.

İlk defa yüzüme dikkatlice baktı. Gözlerimdeki çaresizliği gördü mü bilmiyorum ama sessiz kaldı.

O gün annemi aradım ve ona da aynı şeyi söyledim:

– Anne, ben iyi değilim. Yardıma ihtiyacım var.

O da ilk defa sustu ve “Tamam kızım, yarın geliyorum,” dedi.

Belki de en çok ihtiyacımız olan şey anlaşılmakmış…

Şimdi Defne uyurken yanına uzanıyorum ve düşünüyorum: Ben kimim? Sadece bir anne mi? Yoksa hâlâ Zeynep miyim?

Siz hiç kendinizi kaybettiğiniz oldu mu? Annelik ya da başka bir sebeple… Yalnız hissettiğinizde ne yaptınız? Lütfen paylaşın; belki birbirimize iyi geliriz.