Bir Pazar Sessizliği: Sofrada Kırılan Hayaller
“Şükran Teyze, lütfen yanlış anlama ama… bundan sonra pazar yemeklerine gelmesen daha iyi olacak.”
Bu cümle, mutfağın ortasında, elimde oğlumun en sevdiği zeytinyağlı fasulyeyi tutarken, gelinim Elif’in dudaklarından döküldü. O an, zaman durdu sanki. Tencerenin kapağı elimden kayıp yere düştü, çıkan ses evin sessizliğinde yankılandı. Oğlum Murat ise salonda televizyona bakıyordu, ama gözleriyle beni izlediğini hissettim. Bir anlık sessizlik… Sonra Elif’in sesi tekrar yükseldi:
“Biliyorum, alışkanlık oldu ama… Biz de biraz kendi ailemizle vakit geçirmek istiyoruz.”
Yutkundum. Dilim damağıma yapıştı. Ne cevap vereceğimi bilemedim. Yıllardır her pazar, sabah erkenden kalkıp börekler açtım, dolmalar sardım. Murat’ın çocukluğundan beri soframızda eksik olmayan o sıcaklık, şimdi bir cümleyle yok olmuştu. Elif’in gözlerinde bir suçluluk vardı ama kararlılığından da ödün vermiyordu.
O an, içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. Sanki yıllardır ördüğüm aile duvarı, bir anda çatlamıştı.
Eve dönerken ellerim titriyordu. Apartmanın merdivenlerini çıkarken, her adımda geçmiş pazarları düşündüm. Murat’ın çocukken sofrada anlattığı komik hikâyeler, Elif’in ilk defa bizimle oturduğu o heyecanlı gün… Şimdi ise kapının önünde yalnızca kendi anahtarımı arıyordum.
Evime girince, mutfağa geçip masanın başına oturdum. Boş sandalyelere baktım. Bir zamanlar kahkahaların yankılandığı bu odada şimdi yalnızca saat tik takları duyuluyordu. Gözlerim doldu; ağlamak istemedim ama engel olamadım.
Telefonum çaldı. Arayan kız kardeşim Ayşe’ydi.
“Ne oldu Şükran? Sesin kötü geliyor.”
“Bir şey yok,” dedim, yutkunarak. “Sadece biraz yorgunum.”
Ayşe sustu, sonra yavaşça sordu: “Yine Elif’le mi tartıştınız?”
“Hayır… Tartışmadık. Sadece… Artık pazar yemeklerine gitmememi istedi.”
Ayşe’nin sesi titredi: “Oğlun ne dedi?”
“Hiçbir şey demedi. Sadece sustu.”
O an içimdeki kırgınlık öfkeye dönüştü. Murat’ın sessizliği, Elif’in kararlılığı… Hangisi daha çok acıttı bilmiyorum.
Ertesi gün markete gittiğimde komşum Fadime Hanım’la karşılaştım. Yüzümdeki hüznü hemen fark etti.
“Hayırdır Şükran abla? Keyfin yok gibi.”
“Yok bir şey Fadime. Sadece biraz yalnız hissediyorum galiba.”
Fadime başını salladı: “Bizim oğlan da evlenince değişti. Gelinler başka oluyor. Eskisi gibi olmuyor hiçbir şey.”
Onun da benzer acıları yaşadığını görmek biraz olsun içimi rahatlattı ama yine de içimdeki boşluk dolmadı.
Akşam olunca Murat aradı. Sesi tedirgindi:
“Anne… Elif’le konuştuk da… Belki haftada bir görüşsek daha iyi olurmuş.”
“Yani artık pazarları da gelmeyeceğim, öyle mi?”
Uzun bir sessizlik oldu.
“Anne, Elif de yoruluyor. Kendi ailemizle de vakit geçirmek istiyoruz.”
O an anladım ki mesele sadece Elif değilmiş; Murat da bu yeni düzene razıydı. İçimdeki umut kırıntıları da yok oldu.
Geceleri uyuyamaz oldum. Her pazar sabahı erkenden uyanıp mutfağa gidiyor, sonra boş boş dolanıyordum evde. Bir keresinde eski fotoğrafları çıkardım; Murat’ın doğum günü pastasını üflediği, Elif’in hamileyken gülümsediği kareler… Hepsi birer hatıra şimdi.
Bir gün cesaretimi toplayıp Elif’i aradım:
“Elif, sana bir şey sormak istiyorum.”
“Tabii Şükran Teyze.”
“Neden? Yani… Ne zaman ben fazla oldum?”
Elif sustu. Sonra sesi titreyerek yanıtladı:
“Şükran Teyze, seni çok seviyoruz ama bazen… Bazen kendi ailemizi kurmak istiyoruz. Senin varlığın baskı gibi geliyor bana. Her şeye karışıyorsun gibi hissediyorum.”
O an anladım ki yıllardır iyi niyetle yaptığım her şey, Elif için bir yük olmuştu. Belki de gerçekten fazla karışmıştım; Murat’a fazla düşkün davranmıştım.
Ama insan anneliği nasıl bırakır ki? Bir ömür verdiğin çocuğun hayatında fazlalık olmak ne demek?
Bir hafta sonra Ayşe bana geldi. Beraber çay içerken gözlerim doldu:
“Ben ne zaman gereksiz oldum Ayşe? Ne zaman oğlumun hayatında fazlalık oldum?”
Ayşe elimi tuttu: “Sen gereksiz değilsin Şükran. Ama zaman değişiyor işte… Eskiden anneler sofranın başıydı; şimdi gençler kendi sofralarını kurmak istiyor.”
O gece uzun uzun düşündüm. Belki de Ayşe haklıydı; belki de bırakmam gerekiyordu artık bazı şeyleri.
Ama içimde hâlâ bir sızı var: O sofrada yerim yoksa, ben kimim? Anneliğim nereye gider şimdi?
Belki de en çok bunu sormak istiyorum size: Bir anne ne zaman kenara çekilmeli? Yoksa hiç çekilmemeli mi? Siz olsanız ne yapardınız?