Kızımın Günlüğünü Okudum: Bir Anne-Kız Arasındaki Sessiz Uçurum
“Anne, lütfen bu gece kalma. Yorgunum, biraz yalnız kalmak istiyorum.”
Kızım Elif’in sesi, kapının hemen önünde, bana sırtı dönükken titreyerek çıktı. O an, elimdeki torbalar birden ağırlaştı; sanki sadece kıyafet ve kitap değil, yılların yükünü de taşıyordum. Gözlerimden yaşlar süzülürken, içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. Oysa birkaç saat önce, torunuma masal okurken ne kadar mutluydum. Şimdi ise, evin kapısından çıkarken ardımda soğuk bir sessizlik bıraktım.
Apartmanın merdivenlerinden inerken, Elif’in çocukluğuna dair anılar gözümün önünden geçti. O minik elleriyle bana sarıldığı günler… Şimdi ise aramızda görünmez bir duvar vardı. Eve döndüğümde, torunuma getirdiğim kitapları masanın üzerine bıraktım. Gözlerim hâlâ yanıyordu. Bir fincan çay koydum kendime; ellerim titriyordu.
O akşamı düşündükçe içimdeki huzursuzluk büyüdü. Elif’in odasında temizlik yaparken sehpanın üzerinde açık duran defteri görmüştüm. Kapağında sadece “Günlük” yazıyordu. Merak ettim, belki birkaç satır okurum diye düşündüm. Ama o satırlarda karşıma çıkanlar…
“Annemle konuşmak istemiyorum artık. Onun yanında kendimi hep yetersiz hissediyorum. Ne yapsam beğenmiyor, hep eleştiriyor. Çocukken de böyleydi; hiç ‘aferin’ demedi bana. Şimdi de oğluma karışıyor, benim anneliğimi sorguluyor gibi hissediyorum.”
Satırları okudukça gözlerim doldu. Elif’in bana karşı bu kadar kırgın olduğunu bilmiyordum. Ben sadece iyi bir anne olmaya çalışmıştım. Onun iyiliği için uğraşmıştım hep. Ama demek ki yanlış yapmışım…
O gece uyuyamadım. Kafamda binbir düşünce… Acaba gerçekten çok mu karıştım hayatına? Belki de kendi annemden gördüğüm gibi davranmıştım ona. Annem de bana hiç “aferin” demezdi, sevgisini belli etmezdi. Ben de öyle öğrendim sevgiyi göstermeyi…
Ertesi gün Elif’i aradım. “Kızım, dün seni üzdüysem özür dilerim,” dedim. Sesi soğuktu: “Yok anne, önemli değil.” Ama biliyordum, önemliydi.
Bir hafta boyunca aramadı beni. Torunum Ege’yi özledim ama aramaya çekindim. Ya yine soğuk davranırsa? Ya bana ihtiyacı yoksa artık?
Bir akşam kapı çaldı. Komşum Ayşe Hanım uğradı. Halimi görünce şaşırdı: “Hayırdır Hatice Abla, yüzün asık?”
Dayanamadım, anlattım olanları. “Ben de kızımla aynı şeyleri yaşadım,” dedi Ayşe Hanım. “Bizim kuşak böyle yetişti Hatice Abla; sevgimizi göstermeyi bilmedik ki… Ama çocuklarımız bizden farklı.”
O gece düşündüm: Elif’e nasıl ulaşabilirim? Onunla nasıl yeniden yakınlaşabilirim? Bir mesaj attım: “Seni çok seviyorum kızım. Belki bunu söylemeyi becerememişimdir ama bilmeni isterim.”
Cevap gelmedi.
Günler geçtikçe yalnızlığım arttı. Evin içinde Elif’in çocukluğundan kalan oyuncaklara bakarken ağladım. Keşke geçmişe dönüp bazı şeyleri değiştirebilsem…
Bir sabah Ege’yi okuldan almak için Elif aradı: “Anne, bugün işim çıktı, Ege’yi alabilir misin?”
Sevinçten gözlerim doldu: “Tabii ki kızım!”
Ege’yi okuldan aldığımda bana sarıldı: “Anneannem, seni çok özledim!” O an içimde bir umut yeşerdi.
Akşam Elif eve geldiğinde ona çay koydum. Sessizce oturduk bir süre. Sonra cesaretimi topladım:
“Elif, günlüğünü okudum… Bilmeden, istemeden oldu. Yazdıklarını okuyunca çok üzüldüm. Sana iyi bir anne olamadıysam affet beni.”
Elif’in gözleri doldu: “Anne… Ben de sana haksızlık ettim belki de. Ama bazen kendimi sana karşı hep eksik hissediyorum.”
O an sarıldık birbirimize. Ağladık… Yılların biriktirdiği kırgınlıklar döküldü gözyaşlarımızla.
Ama her şey bir anda düzelmedi tabii ki. Hâlâ zaman zaman tartışıyoruz, hâlâ birbirimizi anlamakta zorlanıyoruz. Ama artık konuşabiliyoruz.
Şimdi düşünüyorum da… Biz anneler ve kızlarımız neden birbirimize bu kadar uzak düştük? Sevgimizi göstermekten neden bu kadar korktuk? Sizce de bazen en yakınlarımızı en çok biz mi yaralıyoruz?