Yirmi Yıl Sonra Gelen Affetme: Bir Anne, Bir Kız ve Bir Büyükanne Arasında
“Senin çocuğun bizim aileden olamaz!” diye bağırdı kayınvalidem, gözleri öfkeyle dolu, sesi apartmanın merdivenlerinde yankılandı. O an, elimde yeni doğmuş kızım Defne’yle, hayatımın en karanlık günlerinden birini yaşıyordum. Eşim Emre’yi bir ay önce trafik kazasında kaybetmiştim. Henüz yirmi beş yaşındaydım, kucağımda minicik bir bebek, önümde ise dipsiz bir yalnızlık. O gün, kayınvalidem Şükran Hanım’ın bana ve Defne’ye kapıyı kapatışı, içimde öyle bir yara açtı ki, yıllar geçse de kabuk bağlamadı.
O günden sonra, küçük kasabamızda herkesin diline düştüm. “Emre’nin annesi torununu kabul etmemiş, bir bildiği vardır,” dediler. Kimse bana ne hissettiğimi, ne yaşadığımı sormadı. Annem, “Kızım, sabret, zamanla her şey düzelir,” dedi ama zaman sadece acıyı derinleştirdi. Defne büyüdü, gözleri babasına, gülüşü bana benzedi. Her doğum gününde, her bayramda, Şükran Hanım’ın eksikliği içimi kemirdi. Defne, “Anneanne neden hiç gelmiyor?” diye sorduğunda, yutkunup sustum. Ne diyebilirdim ki? “Seni istemedi,” mi demeliydim?
Yıllar geçti. Defne ilkokula başladı, ilk karne heyecanını yaşadı, ben ise her başarıda, her mutlulukta içimde bir burukluk hissettim. Kasabada işlerim rast gitmedi, evdeki dikiş makinesiyle komşulara elbise dikerek geçindim. Bazen geceleri, Defne uyurken, mutfakta oturup sessizce ağladım. Bir gün, Defne okuldan ağlayarak geldi. “Arkadaşlarımın hepsinin babaannesi var, benim neden yok?” dedi. O an, içimdeki öfke ve kırgınlık bir kez daha kabardı. Şükran Hanım, oğlunun emaneti olan torununu nasıl reddedebilmişti?
Defne büyüdükçe, kasabanın dedikoduları da peşimizi bırakmadı. “Emre’nin ölümünden sonra Zeynep başka biriyle görüşüyormuş,” dediler. Oysa ben, Emre’nin yasını tutmaktan başka bir şey yapmamıştım. Şükran Hanım ise, oğlunun ölümünden beni sorumlu tutmuş, Defne’nin Emre’den olmadığına inanmıştı. Bir gün, pazarda karşılaştık. Göz göze geldik, ama o başını çevirdi, yanımdan geçti gitti. O an, içimdeki umut kırıntısı da yok oldu.
Defne liseye başladığında, kasabada işler daha da zorlaştı. Ekonomik kriz, işsizlik, hayat pahalılığı… Bir gün, Defne eve geldiğinde, “Anne, üniversiteye gitmek istiyorum,” dedi. Gözlerim doldu. “Kızım, elimden geleni yapacağım,” dedim. O gece, eski fotoğraflara baktım. Emre’nin gülüşü, Defne’nin gözlerinde yaşıyordu. İçimden, “Keşke burada olsaydın, kızını görebilseydin,” diye geçirdim.
Yirmi yıl geçti. Defne, İstanbul’da üniversite kazandı. Onu uğurlarken, içimde hem gurur hem de hüzün vardı. Evde yalnız kaldığım ilk gece, kapı çaldı. Açtım. Karşımda Şükran Hanım. Elinde bir demet karanfil, diğer elinde bir pasta kutusu. Yüzünde yılların yorgunluğu, gözlerinde pişmanlık. “Zeynep, konuşabilir miyiz?” dedi. Bir an, kapıyı kapatmak istedim. Ama sonra, Defne’nin çocukken sorduğu sorular aklıma geldi. “Gel,” dedim, sesi titreyerek.
Mutfakta oturduk. Şükran Hanım, elleriyle karanfilleri düzeltti. “Yirmi yıl önce hata yaptım,” dedi. “Oğlumun ölümünü kabullenemedim. Seni ve Defne’yi suçladım. Ama her gece, torunumu düşünmeden uyuyamadım. Şimdi, affetmeni istiyorum.”
Gözlerim doldu. “Affetmek kolay mı sanıyorsun? Defne’nin her doğum gününde, her bayramda, senin yokluğunu hissettik. O, senin torunun. Onu hiç tanımadın. Şimdi neden geldin?” dedim.
Şükran Hanım ağladı. “Yalnız kaldım. Emre’nin mezarına her gittiğimde, torunumu göremediğim için kahroldum. Sana haksızlık ettim. Defne’yi görmek, ona sarılmak istiyorum.”
O an, içimde bir savaş başladı. Yılların öfkesiyle, anneliğin merhameti çarpıştı. Defne’nin affedip affetmeyeceğini bilmiyordum. Ama bir yandan da, insanın en büyük yükünün pişmanlık olduğunu anladım.
“Defne İstanbul’da. Onunla konuşmak istersen, önce ona mektup yaz. Onun kararına saygı duyarım,” dedim. Şükran Hanım başını salladı, gözlerinden yaşlar süzüldü. “Teşekkür ederim,” dedi sessizce.
O gece, Defne’ye her şeyi anlattım. “Anne, ben büyüdüm. Onu görmek isterim. Ama kolay olmayacak,” dedi. Yılların yarası bir gecede kapanmazdı. Ama belki, bir adım atmak mümkündü.
Şimdi, mutfakta oturup geçmişi düşünüyorum. Affetmek, unutmak mümkün mü? Yirmi yılın acısı, bir pasta ve bir demet çiçekle silinir mi? Siz olsanız, affeder miydiniz?