Bahçede Sessizlik: Çocuklar Olmadan İlk Yazımız

“Ne zaman bu kadar sessiz olduk Serkan?” diye sordum, kahvaltı masasındaki zeytinleri tabağımda evirip çevirirken. O an, mutfağın camından içeri süzülen sabah güneşi bile içimi ısıtmıyordu. Çocuklar yoktu; Zeynep ve Efe, bu yaz ilk kez kendi başlarına yaz kampına gitmişlerdi. Evde sadece ben ve Serkan kalmıştık. On sekiz yıllık evliliğimizde ilk defa, evimizin duvarları bu kadar sessizdi.

Serkan gazeteyi katlayıp kenara bıraktı. “Bilmiyorum,” dedi, gözlerini kaçırarak. “Belki de çocuklar büyüdükçe biz de birbirimizden uzaklaştık.”

O an içimde bir şey kırıldı. Yıllardır çocukların okul telaşı, sınav stresi, hastalıkları, kursları derken kendimizi unutmuştuk. Hep bir koşuşturma, hep bir telaş… Şimdi ise karşımda oturan adam bana neredeyse yabancı geliyordu.

O günün akşamı, bahçede otururken Serkan’la konuşmaya çalıştım. “Hatırlıyor musun,” dedim, “ilk taşındığımızda bu bahçede sabahlara kadar sohbet ederdik.”

Serkan hafifçe gülümsedi. “O zamanlar hayallerimiz vardı,” dedi. “Şimdi ise sadece sorumluluklarımız var.”

Bir an sustuk. Kuş sesleri bile yoktu sanki. İçimdeki boşluk büyüdü. “Sence biz hâlâ birbirimizi seviyor muyuz?” diye sordum titrek bir sesle.

Serkan cevap vermedi. Sadece başını öne eğdi. O an gözlerim doldu. Yıllarca çocuklarımız için her şeyi yapmıştık ama kendimiz için ne yapmıştık? Birbirimize ne zaman dokunmayı bırakmıştık? Ne zaman sadece anne ve baba olup, kadın ve erkek olmayı unutmuştuk?

O gece uyuyamadım. Yatakta yan yana ama kilometrelerce uzakta yattık. Serkan’ın nefes alışverişini dinledim; her nefeste içimdeki yalnızlık daha da büyüdü.

Ertesi gün annemi aradım. “Anne,” dedim, “biz Serkan’la konuşamıyoruz artık.” Annem sustu bir süre. Sonra yavaşça, “Kızım,” dedi, “bizim zamanımızda da olurdu böyle şeyler. Ama o zaman kimse konuşmazdı, herkes susardı. Siz susmayın.”

Annemin sözleri kulağımda çınladı. Akşam Serkan eve geldiğinde onu bahçeye çağırdım. “Konuşmamız lazım,” dedim kararlı bir sesle.

Serkan sandalyesine oturdu, gözlerini kaçırmadan bana baktı. “Ben de konuşmak istiyorum,” dedi.

İlk defa yıllardır içimizde biriktirdiğimiz her şeyi döktük ortaya. Ben ona kendimi yalnız hissettiğimi anlattım; onun da aynı duyguları yaşadığını öğrendim. Serkan işte çok yorulduğunu, eve geldiğinde sadece dinlenmek istediğini söyledi. Ben ise evde çocuklarla uğraşırken kendimi kaybettiğimi…

“Biliyor musun,” dedi Serkan, “seni hâlâ seviyorum ama nasıl yaklaşacağımı bilmiyorum.”

Gözlerimden yaşlar süzüldü. “Ben de seni seviyorum ama bazen sanki iki yabancıyız.”

O gece uzun uzun konuştuk. İlk defa birbirimizin gözlerinin içine bakarak… Sabah olduğunda ikimiz de yorgun ama hafiflemiş hissediyorduk.

Sonraki günlerde birlikte yürüyüşlere çıktık, eski fotoğraflarımıza baktık, hatta birlikte yemek yaptık. Başta garip geldi; yıllardır çocuklar olmadan baş başa kalmamıştık. Ama zamanla yeniden gülmeye başladık.

Bir akşam Serkan bana çiçek getirdi; yıllar sonra ilk defa… Gözlerim doldu yine. “Teşekkür ederim,” dedim fısıltıyla.

Çocuklar döndüğünde bizi şaşkınlıkla izlediler; anneleriyle babaları yeniden el ele tutuşuyordu.

Şimdi düşünüyorum da, acaba biz mi birbirimizi kaybettik yoksa sadece hayatın telaşında unutulduk mu? Sizce evlilikte asıl mesele neyi kaybettiğimizi fark etmek mi, yoksa yeniden bulmak için çabalamak mı? Yorumlarınızı merak ediyorum…