O Gün Zaman Durdu: Bir Anne, İki Nesil Arasında
“Yeter artık Elif! Bir gün de şu çocuğu susturmayı becer!” Kayınvalidemin sesi, mutfağın kapısından içeri ok gibi saplandı. O an elimdeki çay bardağı titredi, neredeyse yere düşecekti. Kızım Zeynep, salonda ağlamaya devam ediyordu. Gözlerim doldu, ama ağlayamadım. Çünkü anneler ağlamazdı, değil mi? Hele gelinler… Onlar sadece susar, sabrederdi.
O sabah her şey sıradan başlamıştı. Eşim Murat işe gitmiş, ben Zeynep’in kahvaltısını hazırlamıştım. Kayınvalidem Fatma Hanım ise her zamanki gibi erkenden kalkıp evin içinde sessizce dolaşıyordu. Sanki evin havası bile onun adımlarına göre şekil alıyordu. Zeynep’in dişleri çıkıyordu, geceden beri uyumamıştık. O yüzden huysuzdu, sürekli ağlıyordu. Ben de yorgunluktan gözlerimi zor açıyordum.
Ama Fatma Hanım’ın sabrı yoktu. Her ağlama krizinde bana bakışı, sanki anneliğimi sorguluyordu. “Bizim zamanımızda çocuklar böyle miydi?” der gibi… Oysa ben elimden geleni yapıyordum. Zeynep’i kucağıma aldım, ninni söyledim, ama nafile. Ağlaması dinmedi.
Birden Fatma Hanım mutfağa girdi, gözleriyle beni delip geçti. “Elif, kızım, sen bu çocuğu şımartıyorsun. Hep kucağında, hep yanında… Bırak biraz ağlasın, alışsın!” dedi. İçimden bir fırtına koptu ama dışarıya tek kelime edemedim. Çünkü bu evde sesimi yükseltmek bana düşmezdi.
O an pencereden dışarı baktım; karşı apartmanın balkonunda komşumuz Ayşe Teyze torununu sallıyordu. Onun yüzünde huzur vardı. Benimse içimde bir boşluk…
Zeynep’in ağlaması daha da şiddetlendi. Fatma Hanım ellerini beline koydu: “Bak Elif, ben üç çocuk büyüttüm. Hiçbirimiz böyle olmadık. Senin annen sana hiç mi öğretmedi çocuk bakmayı?”
O cümleyle sanki kalbime bıçak saplandı. Annem… O da hep susmuştu babamın yanında. Ama bana tek söylediği şey şuydu: “Kızım, kendi yolunu bul.” Şimdi yolumu bulmak şöyle dursun, kaybolmuştum.
Kendimi tutamadım: “Fatma Hanım, ben de annemden öğrendim ama her çocuk farklı. Zeynep çok hassas…”
Sözüm yarıda kaldı. Fatma Hanım elini havaya kaldırdı: “Bana laf mı yetiştiriyorsun? Eskiden büyüklerin sözü dinlenirdi!”
O an içimde bir şeyler koptu. Zeynep’i kucağımdan bırakıp odama koştum. Kapıyı kapattım ve ilk defa yüksek sesle ağladım. Kızımın sesiyle kendi sesim birbirine karıştı.
Bir süre sonra Murat aradı: “Her şey yolunda mı?”
Ne diyebilirdim ki? “Her şey yolunda” dedim yalanla.
Ama o gün yolunda olan hiçbir şey yoktu. O gün ben anneliğimi, kadınlığımı ve insanlığımı sorguladım.
Akşam olunca Murat eve geldiğinde Fatma Hanım hemen söze girdi: “O kızın yüzünden evde huzur kalmadı! Bir de bana karşı geliyor.”
Murat bana baktı: “Elif, biraz daha sabırlı olamaz mısın? Annem yaşlı kadın…”
İşte o an anladım; bu evde kimse beni anlamıyordu. Ne Murat ne Fatma Hanım… Sadece Zeynep’in gözlerinde bir umut aradım.
Gece herkes uyurken salona çıktım. Piyanomun başına oturdum; yıllardır dokunmadığım tuşlara parmaklarımı koydum. Bir zamanlar müzik öğretmeniydim; evlenince bırakmak zorunda kalmıştım. O an içimdeki tüm acıyı notalara dökmek istedim ama parmaklarım titredi, ilk tuşa bastığımda gözyaşlarım aktı ve sustum.
O gece piyanom da sustu; tıpkı benim gibi…
Ertesi sabah Fatma Hanım kahvaltı sofrasında yine sessizdi ama bakışlarıyla konuşuyordu. Murat gazeteye gömülmüş, ben ise Zeynep’in mamasını hazırlıyordum.
Birden Zeynep sandalyesinden düştü; küçük bir çığlık attı. Kalbim yerinden fırlayacak gibi oldu. Hemen koştum, onu kucağıma aldım.
Fatma Hanım bağırdı: “Gördün mü! Dikkatsizliğin yüzünden çocuğa bir şey olacaktı!”
O an dayanamadım: “Yeter artık! Ben de insanım! Hata yapabilirim! Lütfen bana biraz anlayış gösterin!”
Evde bir sessizlik oldu. Murat başını kaldırdı: “Elif, sakin ol…”
Ama ben sakin olamazdım artık. İçimde yıllardır biriken tüm acı ve öfke o anda patladı:
“Ben bu evde sadece anne ya da gelin değilim! Ben de bir insanım! Hayallerim vardı, müzik öğretmeniydim! Şimdi sadece eleştiriliyorum! Hiçbiriniz bana ‘Nasılsın?’ diye sormuyorsunuz! Sadece beklentileriniz var!”
Fatma Hanım gözlerini kaçırdı; Murat ise sessiz kaldı.
O gün ilk defa kendimi savundum ama içimde bir boşluk kaldı. Zeynep’in gözyaşlarını silerken ona söz verdim: “Kızım, senin için daha güçlü olacağım.”
Şimdi hâlâ düşünüyorum: Acaba doğru mu yaptım? Yoksa iki nesil arasında sıkışıp kaybolanlardan biri mi oldum? Sizce bir kadın hem iyi anne hem de kendisi olabilir mi? Yoksa hepimiz birilerinin beklentileri arasında ezilmeye mahkûm muyuz?