Bir Akşamüstü Sessizliği: Zeynep’in Hikayesi
“Zeynep, yine mi odana kapandın? İnsan biraz yardım eder evde!” diye bağırdı annem, mutfaktan. Sesi, apartmanın duvarlarını titretti sanki. Kalbim sıkıştı, ellerim titredi. Kalemim elimde, önümde test kitapları, ama harfler birbirine karışıyor. O an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim.
“Anne, lütfen… Sınava çalışıyorum. Biraz sessiz olabilir misin?” dedim, sesim çatallandı. Annem kapının önüne geldi, kapıyı sertçe açtı. Gözleri dolu dolu, ama öfkeli. “Sınav, sınav, sınav… Hayat sadece sınavdan mı ibaret? Ben de yoruluyorum, Zeynep! Senin annenim ben, robot değilim!”
Bir an sustuk. O an, aramızda yıllardır biriken her şey havada asılı kaldı. Babam işten geç gelir, abim ise üniversite için başka şehirde. Evde annemle baş başa kalmak, bazen boğucu bir yalnızlığa dönüşüyor. Annem, gençliğinde okuyamamış, hep anlatır: “Benim zamanımda kızlar kolay kolay okutulmazdı. Senin şansın var, kıymetini bil.”
Ama ben… Ben bazen bu şansı bir yük gibi hissediyorum. Sanki annemin yaşayamadığı hayatı yaşamak zorundayım. Kendi hayallerimden vazgeçip onun hayallerini gerçekleştirmek…
O akşam, annemle tartışmamız büyüdü. “Senin için uğraşıyorum, Zeynep! Herkesin kızı tıp kazanıyor, hukuk kazanıyor. Sen ise odana kapanıp ağlıyorsun!” dedi. Gözyaşlarımı saklamaya çalıştım. “Ben resim okumak istiyorum, anne. Hep söyledim sana. Benim hayalim bu!”
Annemin yüzü bir anda dondu. “Resim mi? Onca yıl çalış, didin, sonra ressam ol… Aç mı kalacaksın? Komşulara ne derim ben?”
O an, içimdeki isyan büyüdü. “Komşular ne derse desin! Ben başkalarının hayatını yaşamak istemiyorum!” diye bağırdım. Annem sessizce kapıyı kapattı. O gece, odama kapanıp ağladım. Pencereden dışarı baktım; sokak lambasının altında oynayan çocukları izledim. Onlar kadar özgür olmayı diledim.
Ertesi gün okulda, en yakın arkadaşım Elif’e anlattım her şeyi. Elif, “Senin annen de bizimkiler gibi… Hep başkalarının ne dediğine bakıyorlar. Sanki bizim hayatımızı onlar yaşayacak,” dedi. Birlikte kantinde otururken, diğer arkadaşlarımız sınav sonuçlarını konuşuyordu. Herkesin hedefi belli: ya tıp ya mühendislik ya da hukuk. Ben ise resim atölyesinin kokusunu, tuvalin başında saatlerce kaybolmayı hayal ediyorum.
O hafta sonu, annemle konuşmaya karar verdim. Mutfağa girdim, annem çay demliyordu. “Anne, seninle konuşabilir miyim?” dedim. Gözlerimin içine baktı, yorgun ama sevgi dolu bir bakışla. “Kızım, ben de isterdim senin hayallerinin peşinden koşmanı. Ama hayat zor. Ben yaşadım, biliyorum. Senin üzülmeni istemem.”
“Biliyorum anne,” dedim, “ama ben de kendi yolumu çizmek istiyorum. Başarısız olursam, tekrar denerim. Ama denemezsem, hep pişman olacağım.”
Annem uzun süre sustu. Sonra, “Babanla konuşalım,” dedi. O akşam babam eve geldiğinde, sofrada sessizce yemeğimizi yedik. Annem birden konuyu açtı: “Zeynep resim okumak istiyor.” Babam kaşlarını çattı. “Kızım, bu ülkede sanatçı olmak kolay mı? İş bulamazsın, hayatın zor olur.”
İçimdeki cesaretle, “Baba, ben başka türlü mutlu olamam. Lütfen bana güvenin,” dedim. Babam derin bir nefes aldı. “Sen bilirsin,” dedi sonunda, “ama sonra pişman olursan, geri dönüşü olmaz.”
O gece uyuyamadım. Kafamda binlerce soru… Ya başarısız olursam? Ya ailemi hayal kırıklığına uğratırsam? Ama bir yandan da, kendi yolumu çizmenin heyecanı vardı içimde.
Sınav günü geldiğinde, elimde kalem, önümde boş bir kağıt… Kalbim deli gibi atıyor. Sınavdan çıktığımda, Elif’le göz göze geldik. “Nasıl geçti?” diye sordu. “Bilmiyorum,” dedim, “ama en azından denedim.”
Sonuçlar açıklandığında, puanım resim fakültesine yetiyordu. Annem sessizce yanıma geldi, saçımı okşadı. “Senin mutluluğun her şeyden önemliymiş, Zeynep,” dedi. O an, gözyaşlarım aktı ama bu sefer mutluluktan.
Şimdi üniversitedeyim. Atölyede saatlerce çalışıyorum, ellerim boya içinde eve dönüyorum. Annem bazen hâlâ endişeli bakıyor ama artık bana güveniyor. Babam ise yaptığım ilk tabloyu salona astı.
Hayat hâlâ kolay değil; maddi sıkıntılarımız var, bazen gelecekten korkuyorum. Ama en azından kendi yolumdayım. Kendi hayatımı yaşıyorum.
Bazen düşünüyorum: Acaba başka bir yol seçseydim, daha mı kolay olurdu? Ama insan kendi hayallerinden vazgeçerse, gerçekten yaşayabilir mi? Siz olsaydınız ne yapardınız?