Kırık Hayallerin Gölgesinde: Bir Cerrahın Sessiz Çığlığı
“Yine mi başarısız oldun, Cem?” Annemin sesi, mutfaktan koridora kadar yankılandı. Kapıdan içeri adımımı atar atmaz, üzerimdeki beyaz önlüğü çıkarmaya bile fırsat bulamadan, bu cümleyle karşılandım. Ellerim hâlâ titriyordu. Bugün üçüncü kez, ameliyathaneden çıkarken gözlerim dolmuştu. Bir hastamı daha kaybetmiştim.
Küçükken, babam bana hep “Cem, doktor olacaksan elin titremeyecek,” derdi. O zamanlar anlamazdım; şimdi ise her titremede, babamın sesi kulaklarımda çınlıyor. Bugün, ameliyathaneden çıktığımda, başhemşire Ayşe Hanım gözlerime bakıp, “İyi misiniz?” diye sordu. Cevap veremedim. Sadece başımı salladım ve koridorda yürümeye başladım. Her adımda ayaklarım daha da ağırlaştı. Sanki hastanenin bütün yükü omuzlarımdaydı.
Eve geldiğimde, üzerimi bile çıkarmadan koltuğa yığıldım. Gözlerimi kapattım. İçimde bir boşluk vardı; ne kadar uyusam da dolmayacak bir boşluk. Annem mutfakta tencereyi hışımla karıştırıyordu. Babam ise salonda televizyonun sesini açmış, haberleri izliyordu. Bir an için, her şeyin normal olduğu bir akşam gibi görünüyordu. Ama değildi.
Telefonum çaldı. Ekranda “Başhekim Dr. Selim” yazıyordu. Açmaya korktum. Yine bir azar, yine bir uyarı mı gelecekti? Titreyen parmaklarımla açtım telefonu. “Cem Bey, bugünkü vaka için raporunuzu bekliyorum. Ayrıca, hasta yakınları görüşmek istiyor.” Sesi soğuktu, mesafeli. “Tabii hocam,” diyebildim sadece.
O an annem kapının önünde belirdi. “Yemek hazır, gelmiyor musun?” dedi. Gözlerimden yaşlar süzüldü istemsizce. “Anne, bugün bir hastamı kaybettim,” dedim. Annem bir an duraksadı, sonra yüzünü buruşturdu: “Oğlum, herkes hata yapar ama senin hataların insan hayatına mal oluyor. Bunu kaldırabilecek misin?”
İçimde bir şeyler koptu o an. Annemin haklı olup olmadığını bilmiyordum ama suçluluk duygusu içimi kemiriyordu. Babam ise hiçbir şey olmamış gibi televizyona bakmaya devam etti. Onun için başarısızlık kabul edilemezdi. Benim içinse artık nefes almak bile zordu.
Gece yarısı, odama çekildim. Bilgisayarımı açıp rapor yazmaya başladım. Her cümlede ellerim daha çok titredi. “Operasyon sırasında beklenmedik bir komplikasyon gelişti…” diye başladım ama devamını getiremedim. Gözümün önüne hastamın yüzü geldi; ailesinin ağlayan gözleri… “Neden ben?” diye sordum kendime.
Sabah olduğunda, hastaneye gitmek için hazırlanırken annem kapımı çaldı. “Cem, bak oğlum… Biliyorum zor bir meslek ama kendini bu kadar harap etme,” dedi yumuşak bir sesle. Gözlerimin içine baktı; ilk defa gerçekten endişeliydi. “Anne, bazen keşke başka bir meslek seçseydim diyorum,” dedim. Annem sustu, sadece başını salladı.
Hastaneye vardığımda, hasta yakınları beni bekliyordu. İçlerinden biri, yaşlı bir kadın, gözyaşları içinde bana yaklaştı: “Oğlum, elimizden geleni yaptınız mı?” dedi. Gözlerim doldu yine. “Elimden geleni yaptım teyze,” dedim ama içimdeki şüphe susmadı: Gerçekten elimden geleni yapmış mıydım?
Başhekim Dr. Selim beni odasına çağırdı. Kapıyı çaldım, içeri girdim. Masasının arkasında oturuyordu, gözlüklerinin üzerinden bana baktı: “Cem Bey, son zamanlarda çok dalgınsınız. Bu şekilde devam edemezsiniz.” Sesi sertti ama içinde bir endişe de vardı sanki.
“Hocam, elimden geleni yapıyorum ama bazen yetmiyor,” dedim boğuk bir sesle.
“Biliyorum Cem, ama bu meslekte hata affedilmez. Kendini toparlaman lazım,” dedi ve dosyaları önüme itti.
O an anladım ki; bu yükü yalnız taşımak zorundaydım. Kimse benim içimdeki fırtınayı bilmiyordu. Herkes dışarıdan güçlü görünmemi bekliyordu ama ben her geçen gün biraz daha kırılıyordum.
Bir hafta boyunca geceleri uyuyamadım. Her gece aynı kabus: Ameliyat masasında yatan hastam, bana bakıyor ve “Neden beni kurtaramadın?” diye soruyor. Ter içinde uyanıyorum; nefes alamıyorum.
Bir akşam, eski arkadaşım Emre aradı. “Cem, dışarı çıkalım biraz kafan dağılır,” dedi. Kabul ettim; belki iyi gelir diye düşündüm. Bir kafede oturduk; Emre bana hayatından bahsetti, işinden şikayet etti. Sonra bana döndü: “Sen nasılsın?”
Bir anda içimdeki her şeyi dökmek istedim ama kelimeler boğazımda düğümlendi. Sadece “İyiyim,” diyebildim.
Emre gözlerime baktı: “Cem, sen iyi değilsin. Yardım almayı düşündün mü hiç?”
O an utandım; bir doktorun psikolojik destek alması… Toplumda hâlâ bir tabu bu. Ama Emre’nin sözleri aklıma kazındı.
Eve döndüğümde annem yine mutfakta yemek yapıyordu. Yanına gittim; sessizce oturdum.
“Anne, ben yardım almak istiyorum,” dedim sessizce.
Annem şaşırdı; gözleri doldu: “Oğlum, ne gerekiyorsa yapalım,” dedi ve ilk defa bana sarıldı.
Ertesi gün psikiyatri bölümünden randevu aldım. Doktor Hanife Hanım’la konuştum; ilk defa içimdeki yükü birine anlatabildim.
Zamanla biraz hafifledim ama o suçluluk duygusu hiç geçmedi. Her ameliyata girdiğimde, ellerim hâlâ biraz titriyor ama artık yalnız olmadığımı biliyorum.
Bazen düşünüyorum: Biz doktorlar da insanız; hata yapabiliriz ama toplum bize bunu hiç unutmuyor. Peki ya siz? Hiç hata yaptığınızda kendinizi affedebildiniz mi? Yoksa siz de benim gibi geceleri uykusuz kalıyor musunuz?