Karanlıktan Aydınlığa: Elif’in Kendi Hayatını Geri Alış Hikayesi
“Elif, yine mi geç kaldın? Akşam yemeği hazır mı?” Serkan’ın sesi mutfaktan yükselirken, elimdeki poşetleri yere bırakıp derin bir nefes aldım. Yorgunluğumun üzerine bir de suçluluk eklenmişti. Oysa sabah altıda kalkıp işe gitmiş, akşam da marketten alışveriş yapıp eve dönmüştüm. Ama Serkan’ın tek derdi, yemeğin neden hazır olmadığıydı.
İçimden bir ses, “Yeter artık!” diye bağırıyordu ama dudaklarımda sadece yorgun bir tebessüm vardı. “Hazırlıyorum Serkan, birazdan hazır olur,” dedim. O ise televizyonun sesini açıp koltuğa yayıldı. O an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Sanki yıllardır bastırdığım öfke, üzüntü ve hayal kırıklığı bir anda yüzeye çıkmıştı.
Annem hep, “Kadın dediğin fedakâr olur, yuvayı dişi kuş yapar,” derdi. Ama ben artık yuvamda kuş gibi değil, kafeste bir mahkûm gibi hissediyordum. Serkan’la evlendiğimizde hayallerimiz vardı; birlikte büyüyecek, el ele her zorluğu aşacaktık. Ama o, yıllardır işsizdi. Birkaç kez iş buldu ama ya patronu beğenmedi ya da sabah erken kalkmak zor geldi. Ben ise hem evin geçimini sağlıyor, hem de evin tüm yükünü omuzlarımda taşıyordum.
Bir akşam, annemle telefonda konuşurken sesim titredi: “Anne, ben çok yoruldum.” Annem, “Kızım, sabret. Erkekler böyledir. Senin görevin evi ayakta tutmak,” dedi. O an annemin sözleriyle Serkan’ın tavırları arasında sıkışıp kaldığımı hissettim. Kendi hayatımda bir figüran gibiydim; başrol hep başkalarının elindeydi.
Bir gece, işten eve dönerken yağmur yağıyordu. Otobüs camından dışarı bakarken gözlerim doldu. “Ben ne zaman mutlu olacağım?” diye sordum kendime. O sırada yanımda oturan yaşlı bir teyze bana döndü: “Kızım, ağlamak çözüm değil. Kendine sahip çık.” O sözler içime işledi. Eve geldiğimde Serkan yine bilgisayar başında oyun oynuyordu. “Elif, bana çay getir,” dedi. O an dayanamadım:
“Serkan, ben de insanım! Ben de yoruluyorum. Neden bana hiç yardım etmiyorsun?”
Serkan yüzüme boş boş baktı. “Sen kadınsın, bunlar senin işin,” dedi. İçimdeki öfke patladı:
“Ben sadece kadın değilim! Ben de çalışıyorum, ben de yoruluyorum. Sen ne zaman sorumluluk alacaksın?”
O gece ilk kez kavga ettik. Serkan suratını asıp odasına kapandı. Ben ise mutfakta ağlarken, içimde bir karar filizlendi: Artık kendi hayatımı geri alacaktım.
Ertesi gün iş yerinde arkadaşım Zeynep’e açıldım. “Zeynep, ben çok yoruldum. Serkan hiçbir şey yapmıyor. Her şey üzerimde.” Zeynep elimi tuttu: “Elif, kendini düşünmek bencillik değil. Senin de mutlu olmaya hakkın var.”
O günden sonra küçük adımlar atmaya başladım. Akşamları eve geldiğimde önce kendime bir kahve yapıyor, balkona çıkıp biraz nefes alıyordum. Serkan’a da “Yemek hazır değil, istersen birlikte hazırlayalım,” demeye başladım. İlk başta çok şaşırdı, hatta birkaç kez bağırdı. Ama ben geri adım atmadım.
Bir gün annem aradı: “Kızım, komşular diyor ki Serkan’ı markette görmüşler, iş arıyormuş.” O an içimde bir umut yeşerdi. Belki de değişim mümkündü. Ama Serkan birkaç gün sonra yine eski haline döndü. İş bulamadı, yine evde pineklemeye başladı.
Bir akşam eve geldiğimde Serkan’ın annesi, kayınvalidem Emine Hanım evdeydi. “Elif, oğlumun morali bozuk. Ona iyi bakmıyorsun galiba,” dedi. İçimdeki öfke kabardı ama saygımdan sustum. O gece Serkan’la tartıştık:
“Senin annen bile bana yükleniyor artık! Ben bu evde hem anne, hem baba, hem de hizmetçi oldum!”
Serkan yine sessiz kaldı. O an anladım ki, ben değişmedikçe hiçbir şey değişmeyecek. O gece yatağımda uyuyamadım. Tavanı izlerken kendi kendime söz verdim: “Elif, artık kendin için yaşayacaksın.”
Bir hafta sonra iş yerinde terfi aldım. Müdürüm, “Elif Hanım, çok çalışkansınız. Sizi daha iyi bir pozisyona almak istiyoruz,” dedi. O an gözlerim doldu. Eve gelip Serkan’a anlattım. “Ne güzel, daha çok para kazanırsın. Ben de rahat ederim,” dedi. O an içimdeki son umut kırıntısı da yok oldu.
Ertesi sabah aynaya baktım. Gözlerimin altı mor, yüzüm solgundu. Ama içimde bir güç vardı. Annemi aradım: “Anne, ben boşanmak istiyorum.” Annem şok oldu: “Kızım, ne diyorsun? Boşanmak kolay mı? Elalem ne der?”
“Elalem ne derse desin, ben artık kendim için yaşayacağım,” dedim. Annem ağladı, bana kızdı, ama ben kararlıydım. O gün Serkan’la konuştum:
“Serkan, ben boşanmak istiyorum. Artık bu evlilikte kendimi kaybettim. Kendi hayatımı geri almak istiyorum.”
Serkan önce inanmadı, sonra öfkelendi. “Sen bensiz yapamazsın!” dedi. Ama ben sessizce eşyalarımı topladım, annemin evine döndüm.
İlk günler çok zordu. Annem bana küstü, komşular arkamdan konuştu. Ama ben her sabah işe giderken aynada kendime bakıp “Sen güçlüsün Elif,” dedim. Zamanla annem de alıştı. Bir gün bana sarıldı: “Kızım, senin mutluluğun her şeyden önemliymiş,” dedi.
Şimdi kendi evimde, kendi ayaklarımın üzerinde duruyorum. Hayat hâlâ zor, ama artık kendim için yaşıyorum. Bazen geceleri yalnız kalınca korkularım oluyor ama biliyorum ki, bu yolculukta en büyük kazancım kendim oldum.
Sizce bir kadın ne zaman kendi hayatını geri almaya karar vermeli? Fedakârlık mı önemli, yoksa kendi mutluluğumuz mu? Siz olsaydınız ne yapardınız?