Dört Gün Kayınvalidemde: Bir Daha Asla Yapmayacağım Hata
“Senin yazdığın bu kadar kağıdı kim okuyacak, Elif?” Kayınvalidemin sesi hâlâ kulaklarımda çınlıyor. Oğlum Ege’yi ona bırakıp kapıdan çıkarken, içimde bir düğüm vardı. Dört sayfa A4’e yazdığım talimatları masanın üstüne bırakmıştım: Hangi saatte ne yiyecek, hangi oyuncağıyla oynayacak, hangi şarkıyı uyumadan önce dinlemeli… Her şeyi düşündüm sanmıştım. Ama annelik, planlarla yürümüyor bazen.
Eşim Murat’la ilk kez baş başa bir tatile çıkacaktık. Ege daha on sekiz aylık. Annem şehir dışında, bakacak kimse yok. Murat’ın annesi, yani kayınvalidem Nermin Hanım, “Ben üç çocuk büyüttüm, bir torun mu bakamayacağım?” dediğinde içim biraz rahatladı. Ama yine de içimde bir huzursuzluk vardı. Oğlumun düzeni bozulmasın diye her detayı yazdım. Nermin Hanım ise bana gülerek, “Bizim zamanımızda böyle şeyler yoktu,” dedi.
İlk gece Murat’la oteldeyken telefonum çaldı. Arayan Nermin Hanım’dı. “Elifciğim, Ege sütünü içmek istemiyor. Zorlamayayım değil mi?” dedi. “Hayır anne, lütfen zorlamayın, biraz bekleyin,” dedim. İçimden bir ses, her şeyin yolunda gitmediğini söylüyordu ama Murat, “Biraz rahatla artık,” diye beni teselli etti.
İkinci günün sabahı Ege’nin ateşi çıkmış. Nermin Hanım bana haber vermemiş, kendi yöntemleriyle düşürmeye çalışmış. Ben ise bunu ancak üçüncü günün akşamı öğrendim. “Elifciğim, biraz ateşi vardı ama şimdi iyi,” dediğinde içimden bir şeyler koptu. “Neden bana hemen haber vermedin?” diye bağırdım telefonda. “Senin huzurunu kaçırmak istemedim,” dedi sadece.
O an otelin balkonunda gözyaşlarımı tutamadım. Murat bana sarıldı ama ben ona da kızgındım. “Senin annen benim talimatlarımı ciddiye almıyor!” dedim. Murat ise arada kalmıştı: “Annem kötü bir şey yapmaz Elif, biraz güven.”
Dördüncü gün eve döndüğümüzde Ege’nin gözleri şişmişti, burnu akıyordu. Nermin Hanım ise hâlâ gülüyordu: “Çocuk bu, hasta olur tabii.” O an patladım: “Ben sana her şeyi yazdım! Neden uygulamadın? Neden bana haber vermedin?”
Nermin Hanım’ın yüzü asıldı: “Sen beni anne yerine koymuyorsun Elif. Ben de bir anneyim.”
O anda evde buz gibi bir hava esti. Murat araya girmeye çalıştı ama ben sustum. Ege’yi kucağıma aldım, odama kapandım. O gece oğlumun başında sabaha kadar bekledim. İçimde hem suçluluk hem öfke vardı.
Ertesi gün annemle telefonda konuştum. “Kızım,” dedi annem, “herkesin çocuk büyütme tarzı farklıdır ama senin iç huzurun önemli.” Haklıydı ama ben Ege’nin düzeninin bozulduğunu, ateşinin çıktığını gördükçe kendimi affedemiyordum.
Bir hafta boyunca evde gerginlik sürdü. Murat annesiyle benim aramda kaldı. Nermin Hanım ise bana küsmüş gibiydi; ne aradı ne sordu.
Bir akşam Murat’la tartıştık: “Senin annen beni anlamıyor!” dedim. O ise “Sen de ona hiç güvenmiyorsun!” diye bağırdı. Evliliğimizde ilk kez bu kadar sert tartıştık.
Sonunda Nermin Hanım’ı aradım ve buluşmak istedim. Bir kafede oturduk karşılıklı. Göz göze gelmek zordu ama konuşmamız gerekiyordu.
“Nermin Anne,” dedim titrek bir sesle, “ben Ege için en iyisini istiyorum. Belki fazla kontrolcüyüm ama korkuyorum.”
O da gözleri dolarak cevap verdi: “Ben de torunum için en iyisini isterim Elif. Ama sen bana hiç güvenmiyorsun gibi hissediyorum.”
Uzun uzun konuştuk o gün. Ben anneliğin korkularını anlattım, o kendi tecrübelerini paylaştı. Birbirimizi anlamaya çalıştık ama aramızdaki çatlak kolay kapanmadı.
Şimdi hâlâ düşünüyorum: Anneliğin en zor yanı, çocuğunu başka birine emanet etmek mi? Yoksa aile içinde güveni inşa etmek mi? Hangi hata daha büyük: Fazla kontrolcü olmak mı, yoksa fazla rahat davranmak mı?
Siz olsanız ne yapardınız? Çocuğunuzu kayınvalidenize gönül rahatlığıyla bırakabilir miydiniz? Yoksa benim gibi her detayı kontrol etmeye mi çalışırdınız?