Bir Annemin Oğlu ile Evlendim: Kendi Hayatımı Ne Zaman Yaşayacağım?
“Yine mi annenin tarifiyle yapmamı istiyorsun, Burak?” diye bağırdım mutfağın ortasında, elimde patates soyacağıyla. O an gözlerim doldu, ama ağlamamı istemediğim için sırtımı döndüm. Burak ise, her zamanki gibi sakin, hatta biraz da küçümseyici bir ifadeyle, “Ama annem böyle yapıyor, daha lezzetli oluyor,” dedi. O an içimde bir şeyler koptu. Kaçıncı kezdi bu? Kaçıncı kez kendi evimde, kendi mutfağımda, kendi hayatımda ikinci plana atılıyordum?
Burak’la üç yıl önce tanıştık. O zamanlar bana çok olgun, ne istediğini bilen, güçlü bir adam gibi gelmişti. Otuz sekiz yaşında, boşanmış, kendi evinde yaşayan biri… Ben de kırkıma yaklaşırken, ikinci bir şans arıyordum. Onunla ilk buluşmamızda bana annesinden bahsetmişti ama bunu sıradan bir aile bağı olarak algılamıştım. “Annemin elleri çok lezzetlidir,” demişti gülerek. O zamanlar bu cümle bana sıcak gelmişti. Şimdi ise her gün boğazıma düğümleniyor.
Evliliğimizin ilk aylarında her şey yolundaydı. Ama zamanla Burak’ın annesiyle olan ilişkisi gözüme batmaya başladı. Her hafta sonu annesine gitmek zorundaydık. Başta ben de hevesle gidiyordum; sonuçta aile olmak böyle bir şeydi. Ama sonra fark ettim ki, Burak annesinin yanında başka birine dönüşüyordu. Sanki ben yokmuşum gibi davranıyor, annesinin her dediğine boyun eğiyordu. Bir gün annesi sofrada bana, “Kızım, Burak yumurtayı hep rafadan sever, sakın kayısı yapma,” dediğinde, Burak’ın bana dönüp onaylarcasına bakışı hâlâ aklımda.
Bir gün annesinin evinden dönerken arabada sessizlik vardı. Dayanamadım, “Burak, neden annene bu kadar bağımlısın? Kendi kararlarını alamaz mısın?” dedim. O ise direksiyona bakarak, “Annemin dediği her zaman doğrudur. O olmasa ben ne yapardım?” dedi. O an içimde bir fırtına koptu. Ben neydim peki? Benim hislerim, benim isteklerim hiç mi önemli değildi?
Bir süre sonra evimizdeki her şey annesinin evindeki gibi olmaya başladı. Perdeler, halılar, hatta çatal bıçak takımı bile… Bir gün Burak elinde bir katalogla geldi: “Annemin salonundaki koltuklardan alalım mı? Çok rahatlar.” Benim zevkimi sormadı bile. O an anladım ki, ben bu evde sadece bir misafirdim.
Bir akşam annesi aradı, Burak hemen telefona sarıldı. “Anneciğim, nasılsın?” diye sorduğunda sesindeki şefkati bana hiç göstermediğini fark ettim. Telefonu kapattıktan sonra, “Annem yarın bize geliyor, ona senin yaptığın börekten yapar mısın? Ama annemin tarifine göre olsun,” dedi. Yutkundum. “Peki, Burak,” dedim ama içimden ağlamak geliyordu.
O gece yatakta gözlerim tavanda, düşündüm: Ben ne zaman kendi hayatımı yaşayacaktım? Kendi kararlarımı ne zaman verecektim? Burak’ın annesinin gölgesinde yaşamaktan yorulmuştum. Bir sabah kahvaltıda ona açıkça söyledim: “Burak, ben seninle evlendim, annenle değil. Lütfen buna saygı göster.” O ise kaşlarını çattı: “Annem benim her şeyim. Sen de ona saygı göstermek zorundasın.”
O gün ilk defa boşanmayı düşündüm. Ama korktum. Annem hep derdi: “Boşanmış kadın olmak kolay değil, hele ki bu yaşta.” Ama ben de insanım, ben de mutlu olmak istiyorum. Her gün Burak’ın annesinin gölgesinde yaşamak zorunda mıyım? Bir gün annemle telefonda konuşurken dayanamayıp ağladım. Annem, “Kızım, senin de bir hayatın var. Kimse için kendini feda etme,” dedi. O an içimde bir güç hissettim.
Bir akşam Burak işten geç geldi. Yorgundu, ama yine de annesini aradı. Ben ise mutfakta tek başıma oturuyordum. O an karar verdim: Bu böyle gitmezdi. Ertesi sabah Burak’a, “Bir süre ayrı kalmak istiyorum,” dedim. Şaşırdı, hatta biraz öfkelendi. “Annemin hiçbir suçu yok! Sen abartıyorsun,” dedi. Ama ben kararlıydım.
Kendi evime döndüm. İlk başta çok zorlandım. Yalnızlık ağır geldi. Ama zamanla kendimi bulmaya başladım. Kendi yemeklerimi yaptım, kendi zevkime göre evi döşedim. Bir sabah aynaya baktım ve ilk defa gülümsedim.
Burak birkaç kez aradı, barışmak istedi. Ama ona açıkça söyledim: “Kendi ayaklarının üzerinde durmadıkça, annenden bağımsız bir birey olmadıkça, bu ilişkiyi sürdüremem.” O ise yine annesini savundu.
Şimdi düşünüyorum da, acaba kaç kadın benim gibi eşinin annesinin gölgesinde yaşıyor? Kaçımız kendi hayatımızı yaşayamıyoruz? Siz olsanız ne yapardınız? Kendi mutluluğunuz için savaşır mıydınız, yoksa susup katlanır mıydınız?