Gözyaşları Yetmiyor: Kocamın İhanetiyle Yüzleşmek
“Seninle konuşmamız lazım,” dedi Mehmet, gözlerini kaçırarak. O an, içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. Mutfağın köşesinde, elimde çay bardağıyla öylece kalakaldım. Yirmi üç yıllık evliliğimizin ağırlığı omuzlarımda, gözlerim ise Mehmet’in dudaklarından dökülecek kelimelerdeydi.
“Ne oldu Mehmet?” dedim, sesim titreyerek. O ise hâlâ bana bakmıyordu. “Gülseren… Ben… Ben bir hata yaptım.”
O an, zaman durmuş gibiydi. Kalbim deli gibi atıyor, midemde bir yumru büyüyordu. “Ne hatası?” dedim, ama cevabını biliyordum. Kadınlar bazen her şeyi hisseder, ama duymadan inanmazlar.
Mehmet başını eğdi. “Birisiyle… bir başkasıyla… birlikte oldum.”
Dünya başıma yıkıldı. Dizlerim titredi, sandalyeye tutunmasam yere yığılacaktım. “Kim?” dedim, gözlerimden yaşlar süzülürken. “Kimle?”
“Zeynep,” dedi fısıltıyla. O an, Zeynep’in kim olduğunu hatırladım. Mehmet’in iş yerinde yeni başlayan, benden on beş yaş küçük, gülüşüyle etrafı aydınlatan o genç kadın.
“Nasıl yaparsın bunu bana? Çocuklarımıza?” diye bağırdım. O an, mutfakta yankılanan sesimle birlikte, içimdeki bütün umutlarım da yankılandı. Mehmet sessizdi. Sadece gözlerinde pişmanlık vardı, ama pişmanlık neye yarardı ki?
O gece uyuyamadım. Yatakta, Mehmet’in bana dönük olmayan sırtına bakarken, yıllardır verdiğim emekleri düşündüm. Birlikte büyüttüğümüz iki çocuğumuzu, geçirdiğimiz zor günleri, hastalıkları, borçları, sevinçleri… Hepsi bir anda anlamını yitirmişti.
Sabah olduğunda, annemi aradım. “Anne, Mehmet beni aldattı,” dedim. Annem bir süre sessiz kaldı. Sonra, “Kızım, yuva kolay kurulmuyor. Belki bir hata yapmıştır, affetmeyi dene,” dedi. O an, annemin sözleriyle ikinci kez yıkıldım. Çünkü toplumda kadınların acısı hep görmezden geliniyor, affetmek kutsal bir görev gibi sunuluyordu.
Çocuklarım, Elif ve Baran, bir şeylerin ters gittiğini hemen anladılar. Akşam yemeğinde Elif, “Anne, neden ağladın?” diye sordu. Gözlerim doldu. “Bazen büyükler de üzülür kızım,” dedim. Baran ise sessizce tabağıyla oynadı. Onların gözlerinde endişeyi görmek, Mehmet’in ihanetinden bile daha çok acı verdi bana.
Günler geçtikçe, mahallede dedikodular başladı. Komşum Ayşe abla, markette yanıma yaklaşıp, “Duydum ki Mehmet’in işi başından aşkınmış,” dedi, göz kırparak. O an, utancın ve öfkenin ne kadar yakıcı olabileceğini anladım. Sanki suçlu olan bendim, sanki ben yuvamı koruyamamıştım.
Bir gece, Elif yanıma geldi. “Anne, babam eve neden geç geliyor?” dedi. O an, ona gerçeği söylemek istedim ama sustum. “İşi çok yoğun,” dedim. Yalan söylemek zorunda kalmak, içimi kemirdi.
Mehmet, bir süre sonra eve daha az gelmeye başladı. Zeynep’le ilişkisini bitirdiğini söyledi ama ona güvenim kalmamıştı. Her gece, telefonuna gelen mesajlara bakarken yakaladım kendimi. Güvensizlik, içimi zehir gibi sardı.
Bir akşam, annem ve babam ziyarete geldiler. Babam, “Kızım, bu devirde erkekler hata yapar. Sen akıllı ol, çocukların için yuvanı bozma,” dedi. O an, içimdeki isyanı bastıramadım. “Baba, neden hep kadınlar affetmek zorunda? Neden erkeklerin hatası normal karşılanıyor?” diye bağırdım. Annem gözyaşlarını sildi, babam ise başını öne eğdi.
O gece, Elif yanıma sokuldu. “Anne, seni çok seviyorum. Ne olursa olsun yanındayım,” dedi. O an, gözyaşlarımı tutamadım. Kızımın sevgisi, bana güç verdi.
Bir sabah, aynada kendime baktım. Gözlerimin altı morarmış, saçlarım dağılmıştı. “Gülseren, sen kimsin?” dedim kendi kendime. Yıllardır eş, anne, ev kadını olmuşum ama kendimi unutmuşum. O gün karar verdim. Hayatımı yeniden kuracaktım.
Bir iş buldum. Mahalledeki kreşte yardımcı öğretmen olarak çalışmaya başladım. İlk gün çok heyecanlandım. Çocukların gülüşleri, bana umut verdi. Kendi ayaklarım üzerinde durmak, özgüvenimi geri getirdi.
Mehmet, bir süre sonra eve dönmek istediğini söyledi. “Hata yaptım Gülseren, affet beni,” dedi. Gözlerinde pişmanlık vardı ama ben değişmiştim. “Affetmek kolay değil Mehmet. Senin ihanetin sadece bana değil, çocuklarımıza da zarar verdi,” dedim. O an, Mehmet’in gözleri doldu. “Ne istersen yapmaya hazırım,” dedi. Ama ben artık eski Gülseren değildim.
Ailem, komşularım, hatta bazı arkadaşlarım bana sırt çevirdi. “Kadın dediğin affeder, yuvayı yıkmaz,” dediler. Ama ben, kendi mutluluğum için bir adım attım. Boşanma davası açtım. Kolay olmadı. Mahkeme salonunda Mehmet’in gözlerine bakarken, içimde bir burukluk vardı. Ama özgürlüğümün bedelini ödemeye hazırdım.
Boşandıktan sonra hayat daha da zorlaştı. Maddi sıkıntılar, yalnızlık, toplumun baskısı… Ama Elif ve Baran’ın sevgisiyle ayakta kaldım. Onlara güçlü bir anne olmayı başardım. Bir gün Elif, “Anne, seninle gurur duyuyorum,” dediğinde, bütün acılarım hafifledi.
Şimdi, geceleri başımı yastığa koyduğumda, geçmişteki Gülseren’e teşekkür ediyorum. O acıyı yaşamasaydım, kendimi bulamazdım. Belki hâlâ toplumun dayattığı rollerde kaybolmuş olacaktım.
Bazen düşünüyorum: Affetmek mi daha zor, yoksa kendini yeniden inşa etmek mi? Siz olsaydınız ne yapardınız? İhaneti affedip yuvayı mı korurdunuz, yoksa kendi yolunuzu mu çizerdiniz?