Bir Kedinin Gölgesinde: Sevgi, Kıskançlık ve Yalnızlık

“Yeter artık, Zeynep! Yine mi bu kediyle yatıyorsun?” diye bağırdım, sabahın köründe, gözlerimi açar açmaz. Yatağın kenarında, neredeyse yere düşmek üzereydim. Aramızda, sırtını Zeynep’e dayamış, dört patisiyle beni iten Minnoş, bana meydan okurcasına bakıyordu. Zeynep ise uykulu bir gülümsemeyle, “Aşk olsun, kıskanma şu zavallıyı,” dedi. Zavallı mı? O kedi, geceleri bana bir karış yer bırakmıyor, sabahları ise Zeynep’in kucağında, bana küçümseyici bakışlar atıyor.

İlk başlarda Minnoş’u ben istemiştim. Zeynep’in yalnız kalmasından korkuyordum, çünkü ben işteyken ev bomboş oluyordu. “Bir kedi alalım, hem sana arkadaş olur,” demiştim. O zamanlar, Minnoş minicik bir yavruydu, avucuma sığıyordu. Şimdi ise evin efendisi olmuştu. Zeynep’in gözünde ise adeta bir prens. Akşamları eve geldiğimde, Zeynep’in sesiyle değil, Minnoş’un miyavlamasıyla karşılanıyordum. “Bak, baban geldi!” diye Minnoş’u kucağına alıp bana gösteriyordu. Ama Minnoş, bana bir saniye bile bakmadan Zeynep’in boynuna sokuluyordu.

Bir akşam, işten yorgun argın döndüm. Kapıyı açar açmaz, mutfaktan gelen balık kokusu burnuma çarptı. “Ne güzel, balık yapmış,” diye düşündüm. Ama sofraya oturduğumda, balığın en güzel yeri, çıtır çıtır derisi ve kılçıksız filetosu, Minnoş’un tabağındaydı. Benim tabağıma ise kuru, kılçıklı bir parça düşmüştü. “Zeynep, bu ne?” dedim. “Ay, aşkım, Minnoş’un dişleri hassas, ona dikkat etmek lazım,” dedi gülerek. O an, içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. Bir kediyle yarışamazdım, ama bu kadar da geri plana atılmak…

Bir gece, Zeynep’le konuşmaya karar verdim. “Bak, Zeynep, ben de seninle vakit geçirmek istiyorum. Minnoş’u çok seviyorsun, anlıyorum ama bazen kendimi evde fazlalık gibi hissediyorum.” Zeynep, önce şaşırdı, sonra güldü. “Aşkım, saçmalama. O bir kedi! Senin yerini nasıl alabilir ki?” Ama Minnoş, o sırada Zeynep’in kucağında, bana bakıp esniyordu. Sanki her şeyi anlıyormuş gibi.

Bir gün, annem aradı. “Oğlum, Zeynep nasıl? Torun düşünüyor musunuz?” dedi. İçimden “Bizim evde torun değil, kedi var,” demek geçti. Anneme bir şey diyemedim. Zeynep’le bu konuyu açtığımda, “Şimdilik Minnoş bize yetiyor,” dedi. O an, evliliğimizin bir kedinin gölgesinde kaldığını anladım.

Bir akşam, Zeynep’in arkadaşları bize geldi. Sohbet koyulaştı, konu Minnoş’a geldi. Herkes Minnoş’u öve öve bitiremedi. “Ne akıllı kedi, ne tatlı!” dediler. Ben ise köşede, sessizce çayımı karıştırıyordum. Bir arkadaşının, “Sen hiç kıskanmıyor musun?” sorusuna Zeynep kahkaha attı: “O mu? O da Minnoş’u çok seviyor!” O an, içimde bir boşluk hissettim. Kimse benim ne hissettiğimi sormuyordu.

Bir gece, Minnoş hastalandı. Zeynep panikledi, sabaha kadar başında bekledi. Ben de endişeliydim ama Zeynep’in gözünde sadece Minnoş vardı. Sabah, veterinere koştuk. Zeynep’in elleri titriyordu. Minnoş iyileştiğinde, Zeynep’in gözlerinde bir rahatlama gördüm. Ama bana bir teşekkür bile etmedi. O an, Zeynep’in sevgisinin merkezinde artık ben yoktum.

Bir gün, işten erken çıktım. Eve geldiğimde, Zeynep ve Minnoş kanepede sarmaş dolaş uyuyorlardı. Sessizce mutfağa geçtim, kendi kendime bir çay koydum. O an, evdeki yalnızlığımı iliklerime kadar hissettim. Bir kediye bile yer bulamayan bir adamdım artık.

Bir akşam, Zeynep’le tartıştık. “Senin için hiçbir şey yapmıyorum, öyle mi?” dedi. “Yapıyorsun ama Minnoş’a yaptıkların kadar değil,” dedim. Gözleri doldu. “Sen anlamıyorsun, Minnoş bana yalnızlığımı unutturuyor.” O an, Zeynep’in de yalnız olduğunu fark ettim. Belki de Minnoş, ikimizin de boşluğunu dolduruyordu. Ama ben, bu boşlukta kayboluyordum.

Bir sabah, Minnoş yatağa gelmedi. Zeynep panikledi, her yeri aradı. Ben ise sessizce izledim. Sonunda Minnoş, balkonun köşesinde uyuyordu. Zeynep derin bir nefes aldı, bana sarıldı. “Seni ihmal ettiğimi biliyorum,” dedi. O an, gözlerim doldu. “Ben de seni ihmal ettim belki,” dedim. Birbirimize sarıldık, Minnoş da yanımıza geldi. O an, üçümüzün de birbirimize ihtiyacı olduğunu anladım.

Ama hâlâ bazen düşünüyorum: Bir kedinin gölgesinde kalan bir evlilik, gerçekten ayakta kalabilir mi? Sizce, bir ailede sevgi nasıl paylaşılır? Yorumlarınızı merak ediyorum.