Söylenmeyenlerin Yükü: Nermin’in Kendini Bulma Yolculuğu
“Yeter artık anne! Ne zaman kendi hayatımı yaşayacağım?” diye bağırdım, ellerim titreyerek masanın kenarına tutunurken. Annem, gözlüğünün üzerinden bana baktı, dudaklarını büzdü. “Nermin, altmış yaşına geldin hâlâ çocuk gibi davranıyorsun. Yalnız kalmak sana göre değil, bak herkes ikinci baharını yaşıyor.”
O an içimde bir şeyler koptu. Odanın köşesinde duran eski fotoğraf albümüne gözüm takıldı. Gençliğimdeki Nermin’e baktım; gözlerinde umut, yüzünde gülümseme… Şimdi ise aynada gördüğüm kadın, yorgun ve suskun. Evliliğim biteli on yıl oldu. O günden beri herkesin dilinde aynı cümle: “Bir daha evlen, yalnızlık insana göre değil.”
Ama kimse sormadı bana: Ben ne istiyorum? Benim hayallerim, korkularım, özlemlerim ne oldu?
Bir akşam, kız kardeşim Ayşe aradı. “Ablacığım, komşumuzun oğlu Murat var ya, dulmuş. Çok efendiymiş, seni bir görse hemen istermiş.” İçimden bir kahkaha kopmak istedi ama boğazımda düğümlendi. “Ayşe, ben artık evlilik düşünmüyorum,” dedim sessizce. “Ama abla, yalnızlık zor. Hem Murat iyi birine benziyor.”
Telefonu kapattıktan sonra pencereden dışarı baktım. Ankara’nın soğuk gecesinde sokak lambasının altında bir kedi titriyordu. O an kendimi o kedi kadar yalnız ve korunmasız hissettim. Ama sonra düşündüm; belki de yalnızlık korkulacak bir şey değildi. Belki de kendi başıma kalmak, yıllardır susturduğum Nermin’i bulmak için bir fırsattı.
Ertesi sabah annemle kahvaltıdaydık. “Bak kızım,” dedi annem, “Senin yaşında kadınlar torun seviyor, evinde huzur buluyor. Sen neden böyle inat ediyorsun?”
“Anne,” dedim gözlerim dolarak, “Ben yıllarca başkalarının mutluluğu için yaşadım. Babamın istediği gibi bir eş oldum, senin istediğin gibi bir anne oldum. Ama hiç kendim olamadım.”
Annem sustu. O an ilk defa gözlerinde bir anlayış parıltısı gördüm ama hemen ardından eski alışkanlıkla başını çevirdi.
O gün karar verdim: Artık kendi hayatımı yaşayacaktım. Bir kursa yazıldım; resim yapmayı hep istemiştim ama zaman bulamamıştım. İlk gün atölyeye girdiğimde ellerim yine titriyordu ama bu sefer heyecandan. Yanımda oturan Emine teyze gülümsedi: “Kızım, sen de mi yeni başladın?”
“Evet,” dedim, “Hayatımda ilk defa kendim için bir şey yapıyorum.”
Her hafta atölyeye gitmek bana iyi geldi. Fırçayı elime aldığımda yıllardır içimde biriken duygular tuvale akıyordu. Bir gün resimlerimi eve getirdim. Annem baktı, “Güzel olmuş ama bunlarla ne yapacaksın?” dedi.
“Mutlu oluyorum anne,” dedim sadece.
Bir akşam Ayşe yine aradı. “Ablacığım, Murat seni çok merak ediyormuş, bir kahve içsen ne olur?”
“Ben istemiyorum Ayşe,” dedim kararlı bir sesle. “Yalnız kalmak istiyorum.”
Ayşe sustu. Sonra yavaşça, “Sen mutlu musun abla?” diye sordu.
Bir an durdum. Gerçekten mutlu muydum? Belki tam anlamıyla değil ama ilk defa kendimi özgür hissediyordum. Kimsenin beklentisi olmadan, sadece kendim için yaşamak…
Bir gün annem hastalandı. Hastanede başında beklerken çocukluğumdan beri ilk defa onun elini tuttum ve ağladım. “Anne, ben seni kırmak istemedim ama artık kendi yolumu çizmek istiyorum.”
Annem gözlerini açtı ve fısıldadı: “Kızım, ben de gençken hayallerimi bırakmıştım. Sen bırakma.”
O an annemi ilk defa gerçekten anladım. Onun da sustuğu gerçekler vardı, onun da içinde ukde kalan hayalleri…
Annem iyileştiğinde birlikte resim sergime gittik. Annem resimlerime bakarken gözleri doldu. “Seninle gurur duyuyorum Nermin,” dedi sessizce.
Hayatım boyunca ilk defa kendimi olduğum gibi kabul ettim. Evlilik ya da yalnızlık; önemli olan başkalarının ne dediği değil, benim ne hissettiğimdi.
Şimdi penceremin önünde oturup Ankara’nın akşamını izlerken düşünüyorum: Yıllarca sustuğum gerçekleri konuşmaya cesaret edebilseydim hayatım nasıl olurdu? Sizce insan kendi yolunu seçmekte geç kalır mı?