Bir Annemin Gölgesinde: Kırık Bir Ailede Yalnızlık
“Anne, ne olur bu akşam çocuklara bakar mısın? Sadece iki saat… Yemin ederim, markete gidip geleceğim, başka bir şey istemiyorum.” Sesim titriyor, gözlerim dolu dolu. Telefonun diğer ucunda annemin sesi soğuk ve mesafeli: “Elif, bu akşam olmaz. Benim de planlarım var. Hem, çocuklar senin sorumluluğun. Ben de biraz hayatımı yaşamak istiyorum.”
O an içimde bir şeyler kırılıyor. Sanki annem, Sevim Hanım, beni ve çocuklarımı hayatından silmiş gibi. Oysa ben, iki küçük çocuğumla, İstanbul’un bu kalabalık ve yorucu mahallesinde tek başıma mücadele ediyorum. Eşimden ayrılalı üç yıl oldu. O günden beri ne bir gün rahat uyudum ne de bir sabah huzurla uyandım. Her sabah, çocukların kahvaltısı, okula hazırlığı, evin dağınıklığı… Akşamları ise bitmeyen ödevler, ağlayan çocuklar, yorgun bir beden ve yalnız bir ruh.
Annem ise… O, son zamanlarda bambaşka biri oldu. Saçlarını boyatıyor, yeni elbiseler alıyor, sosyal medyada tanımadığım insanlarla fotoğraflar paylaşıyor. Geçen hafta bana, “Hayat kısa Elif, ben de biraz mutlu olmak istiyorum,” dedi. O an içimden ona bağırmak geçti: “Benim hayatım uzun mu? Ben mutlu muyum?” Ama sustum. Çünkü anneme karşı gelmek, çocukluğumdan beri içimde büyüyen o korkuyu yeniden canlandırıyor.
Bir akşam, çocuklar uyuduktan sonra mutfakta otururken, gözlerim doldu. Ellerimle başımı tuttum, sessizce ağladım. “Neden ben?” dedim kendi kendime. “Neden annem bana yardım etmiyor? Neden yalnızım?”
Bir gün annemle yüz yüze geldik. Çocuklar parkta oynarken, ona bir kez daha rica ettim: “Anne, bak, çok yoruldum. Bir günlüğüne çocuklara bakar mısın? Biraz dinlenmek istiyorum.” Annem gözlerini kaçırdı: “Elif, ben de yoruluyorum. Senin yaşında ben de iki çocuk büyüttüm. Ama şimdi sıra bende. Ben de sevilmek, değer görmek istiyorum.”
İçimde öfke kabardı. “Ama ben de senin kızınım! Benim de sana ihtiyacım var!” demek istedim. Ama annem çoktan telefonuna gömülmüştü. O an anladım ki, annem artık başka bir hayatın peşinde. Benim çocuklarım onun torunu değilmiş gibi…
Bir gün, çocuklardan biri ateşlendi. Gece yarısıydı. Annemi aradım, açmadı. Komşum Ayşe Abla’yı aradım, o geldi. Çocuğumu hastaneye götürdük. O gece annemden bir mesaj bile gelmedi. Sabah olduğunda, “Geçmiş olsun,” yazdı sadece. O an içimdeki sevgi kırıntıları da yok oldu.
Bir sabah, çocuklar okula giderken bana sarıldılar: “Anneciğim, babaanne neden gelmiyor?” Küçük kızım Zeynep’in gözleri doldu. “Bilmiyorum kızım,” dedim, “Belki de bizi sevmiyor.” O an kendimden utandım. Annemi kötülemek istemedim ama başka ne diyebilirdim ki?
Bir akşam, annemle oturup konuşmaya karar verdim. Ona her şeyi anlatmak istedim. “Anne,” dedim, “Ben çok yalnızım. Senin desteğine ihtiyacım var. Çocuklar da seni özlüyor.” Annem derin bir nefes aldı: “Elif, ben yıllarca babanla mutsuz yaşadım. Hep başkaları için yaşadım. Şimdi kendim için bir şeyler yapmak istiyorum. Senin çocukların senin sorumluluğun. Benim hayatım bana ait.”
O an içimdeki öfke gözyaşına dönüştü. “Peki ya ben? Benim hayatım kime ait? Ben de bir anneyim ama aynı zamanda senin kızınım. Benim de anneme ihtiyacım var!”
Annem sessiz kaldı. O an aramızda yılların biriktirdiği duvarı hissettim. Annem bana sarılmadı. Sadece başını eğdi ve “Zamanla anlarsın,” dedi.
O günden sonra annemle arama mesafe koydum. Artık ondan bir şey beklememeye karar verdim. Ama içimde bir boşluk kaldı. Çocuklarımın büyüdüğünü, ilk adımlarını, ilk kelimelerini annemle paylaşamadım. Her başarıda, her zorlukta annemin yokluğunu hissettim.
Bir gün, Zeynep bana sarıldı: “Anneciğim, sen hiç ağlama olur mu? Ben büyüyünce sana yardım edeceğim.” O an gözyaşlarımı tutamadım. Kendi annemden göremediğim sevgiyi, kendi çocuğumdan aldım.
Şimdi geceleri çocuklarımı uyuturken pencereden dışarı bakıyorum. İstanbul’un ışıkları arasında kaybolmuş bir hayatım var. Annem kendi mutluluğunun peşinde, ben ise çocuklarım için ayakta kalmaya çalışıyorum. Bazen düşünüyorum: Annem haklı mı? Kendi hayatını yaşamak istemesi bencillik mi? Yoksa ben mi fazla fedakarlık bekliyorum?
Siz olsaydınız ne yapardınız? Bir anne, kendi mutluluğunu mu seçmeli yoksa çocuğunun yanında mı olmalı? Yoksa her kadın bir gün kendi yolunu mu çizmek zorunda kalır?