Bir Anneye Yabancılaşan Kızlar: Sessizliğin İçinde Kaybolmak
“Anne, yine mi aradın? Çok yoğunum, sonra konuşalım olur mu?”
Telefonun ucundaki Elif’in sesi, sanki aramızda kilometrelerce mesafe değil de, görünmez duvarlar varmış gibi soğuk ve uzak. Oysa ben, sabahın erken saatlerinde uyanıp, onun sevdiği börekten yapmış, belki uğrar diye umutla beklemiştim. Kapı çalmadı. Telefon çaldı, ama o da kısa sürdü. İçimde bir boşluk, bir sızı…
Ahmet’in ölümünden sonra bu ev bana mezar gibi gelmeye başladı. Oysa yıllarca bu dört duvar arasında ne hayaller kurduk, ne fedakârlıklar yaptık. Kızlarımız okusun, iyi bir hayatları olsun diye Ahmet’le birlikte kendi isteklerimizi hep erteledik. O eski günleri hatırladıkça gözlerim doluyor.
Bir akşam, Ahmet işten yorgun argın gelmişti. Ben de mutfakta, elde bulaşık yıkıyordum. Elif ve Zeynep odalarında ders çalışıyorlardı. Ahmet bana yaklaşmıştı:
“Gülten, kızlar için her şeye değer. Yeter ki onlar iyi olsun.”
Ben de başımı sallamıştım. “Tabii Ahmet, bizim hayatımız onların geleceği.”
O zamanlar bu sözlerin ağırlığını tam anlamamıştım. Şimdi ise her kelimesi yüreğime saplanıyor.
Zeynep geçen ay aradı en son. Sadece bir iş için… “Anne, banka şifremi unuttum, yardımcı olur musun?” dedi. Sonra yine sessizlik. Ne bir hal hatır, ne bir ziyaret…
Geçen hafta komşum Ayşe Hanım uğradı. Oğlu Almanya’dan gelmiş, torunlarıyla evi şenlenmiş. “Senin kızlar ne zaman gelecek?” diye sordu. Gözlerimi kaçırdım, “Onlar çok yoğun,” dedim. İçimden ise “Keşke bir gün olsun annelerini özleseler,” diye geçirdim.
Bir gün Elif’i aradım, sesim titreyerek:
“Elif, kızım… Bu hafta sonu gelir misiniz? Birlikte yemek yeriz, sohbet ederiz.”
Cevabı kısa ve netti: “Anne, işim var. Belki başka zaman.”
Telefonu kapattıktan sonra mutfağa geçtim, masanın başına oturdum. Elimde eski bir fotoğraf albümü… Kızlarımın küçüklük fotoğraflarına bakarken gözyaşlarım süzüldü yanaklarımdan. O minik elleriyle bana sarıldıkları günleri düşündüm. Şimdi ise bana yabancı gibiler.
Bir akşam Zeynep’le telefonda tartıştık. Ona kırıldığımı söyledim:
“Zeynep, ben sizin için her şeyimi verdim. Bir gün olsun halimi hatırımı sormuyorsunuz.”
O ise öfkeyle cevap verdi:
“Anne, biz de kendi hayatımızı kurmaya çalışıyoruz. Hep fedakârlık yaptığını söylüyorsun ama bazen boğucu oluyorsun!”
O an içimde bir şeyler koptu. Ben mi yanlış yaptım? Onları çok mu sahiplendim? Kendi hayatımı tamamen onlara adarken, onların da bana borçlu hissetmesini mi sağladım?
Bir gün markette kasada beklerken, önümde yaşlı bir teyze vardı. Yanında torunu vardı, elini tutuyordu. Teyze torununa dönüp:
“Bak yavrum, annen de küçükken böyle elimi tutardı,” dedi.
İçimden bir sızı geçti. Benim torunlarım var ama onları yılda bir kez görebiliyorum. Elif’in kızı Defne’yi en son geçen bayramda gördüm. O da annesinin aceleyle getirdiği bir ziyaret… Defne bana sarılmadan, “Anne gidelim mi?” dedi.
Evde yalnızlık ağırlaştıkça, geceleri uyuyamaz oldum. Televizyonu açıyorum, ses olsun diye. Bazen eski Türk filmlerini izliyorum. Oradaki aile sıcaklığını görünce içim daha da burkuluyor.
Bir gün Elif’in evine gitmeye karar verdim. Önceden haber vermedim, sürpriz yapmak istedim. Kapıyı Elif açtı, şaşkın ve biraz da rahatsız bir ifadeyle:
“Anne, haber verseydin keşke… Şimdi uygun değiliz, Defne’nin dersleri var.”
O an anladım ki ben onların hayatında fazlalık gibiyim artık. İçimdeki umut kırıntıları da o kapının önünde kaldı.
Eve dönerken otobüste camdan dışarı baktım. Herkes bir yerlere yetişiyor, herkesin bir telaşı var. Ben ise yıllarca çocuklarım için yaşadım, şimdi ise onların hayatında bir misafir bile olamıyorum.
Bir akşam Zeynep aradı, sesi yorgun ve gergindi:
“Anne, babamın mezarına gitmişsin, bana niye haber vermedin?”
“Seninle gitmek isterdim ama senin vaktin yoktu kızım,” dedim sessizce.
“Anne, sen de hep sitem ediyorsun. Biraz da bizi anlamaya çalış!”
O gece sabaha kadar düşündüm. Belki de ben yanlış yaptım. Kendi hayatımı hiç düşünmedim. Hep onlar için yaşadım. Şimdi ise onlar kendi hayatlarını kurarken, ben geçmişte kalmışım.
Bir gün Ayşe Hanım yine uğradı. “Gülten, kızlarınla konuşmayı dene. Belki de seninle dertleşmek istiyorlardır ama nasıl başlayacaklarını bilmiyorlardır,” dedi.
O akşam Elif’e uzun bir mesaj yazdım:
“Kızım, seni ve kardeşini çok özlüyorum. Sadece anne olarak değil, bir insan olarak da sizinle vakit geçirmek istiyorum. Belki ben de hata yaptım, sizi çok sıktım. Ama bil ki, annen olarak her zaman yanınızdayım.”
Cevap gelmedi. Ama içimde bir huzur vardı. En azından duygularımı anlatmıştım.
Şimdi her sabah kalkıp pencereyi açıyorum, güneşin doğuşunu izliyorum. Belki bir gün kızlarım gelir, belki torunlarım bana sarılır. Belki de bu yalnızlık benim kaderimdir.
Ama şunu sormadan edemiyorum:
Bir anne olarak bu kadar yalnız kalmayı hak ettim mi? Yıllarca çocuklarım için yaşarken, şimdi onların hayatında bir yabancıya dönüşmek… Sizce nerede yanlış yaptım? Siz olsaydınız ne yapardınız?