Mor Gözlükler: Bir Çocuğun Sessiz Çığlığı
“Efe, hadi oğlum, çabuk ol! Komşular görmeden çıkmamız lazım!” Annemin sesi titriyordu, gözleri ise ağlamaktan kızarmıştı. O sabah, güneş henüz doğmamıştı ama bizim evimizde gece hiç bitmemiş gibiydi. Babam, dün gece yine eve sarhoş gelmiş, anneme bağırmış, bana ise hiç bakmamıştı. Şimdi ise annemle birlikte, elimizde bir valiz ve içimde kocaman bir korkuyla, apartmanın merdivenlerinden sessizce iniyorduk.
Dışarı çıktığımızda, soğuk hava yüzüme çarptı. Annem, “Artık başka bir evimiz yok, Efe,” dedi. O an, içimde bir şeyler kırıldı. Sanki bir daha hiç mutlu olamayacakmışım gibi hissettim. Annemin elini daha sıkı tuttum. O sırada, köşe başında, kirli ve zayıf bir köpek havladı. Bir grup çocuk ona taş atıyordu. Köpek acı içinde inledi, ama kaçmaktan başka çaresi yoktu. O an göz göze geldik. Onun gözlerinde gördüğüm korku ve yalnızlık, benimkinden farksızdı.
“Anne, o köpeğe neden taş atıyorlar?” diye sordum. Annem cevap vermedi, sadece başını öne eğdi. Belki de kendi acımızdan başkasının acısını göremeyecek kadar yorgundu.
O gün, eski mahallemizden uzaklaştık. Annem, “Teyzenin yanına gideceğiz,” dedi. Ama teyzem bizi kapıda görünce yüzü asıldı. “Ablacığım, bak çocuk var, bari bir süre kalalım,” dedi annem. Teyzem içeri aldı ama bakışları soğuktu. “Burada fazla kalamazsınız, kocam istemez,” dedi fısıltıyla.
O gece, teyzemin evinin küçük odasında, annemle aynı yatağı paylaştık. Annem sessizce ağladı. Ben ise tavana bakıp düşündüm: Neden babam bizi istemedi? Neden annem hep üzgün? Neden ben diğer çocuklar gibi mutlu değilim?
Ertesi gün, teyzemin oğlu Burak’la dışarı çıktık. Burak benden iki yaş büyük ve bana hep yukarıdan bakıyor. “Senin baban neden sizi attı?” diye sordu birden. Suskun kaldım. Ne diyebilirdim ki? Babamın içkiyi annemden ve benden daha çok sevdiğini mi? Ya da bazen hiç sevmediğini mi?
O sırada yine o köpeği gördüm. Ayağı aksıyordu, ama hâlâ yaşıyordu. Burak, “Şuna bak, ne pis! Gel taş atalım!” dedi. “Hayır!” diye bağırdım istemsizce. Burak şaşırdı. “Ne var oğlum, köpek işte!” dedi küçümseyerek.
O an içimde bir öfke kabardı. “O da aç! O da yalnız! Sen hiç aç kaldın mı?” dedim gözlerim dolarak. Burak güldü, “Ağlama lan!” dedi ve uzaklaştı.
Köpeğin yanına gittim. Elimdeki simidin yarısını ona uzattım. Titreyerek yaklaştı, gözlerinde korku vardı ama açlığı daha büyüktü. Simidi yavaşça aldı ve gözlerimin içine baktı. Sanki teşekkür eder gibiydi.
O günden sonra her sabah onu aradım. Adını Mor Gözlük koydum çünkü gözleri bana hep mor renkli camların arkasından bakıyormuş gibi derin ve hüzünlü geliyordu.
Teyzemin evinde günler geçtikçe huzursuzluk arttı. Eniştem her akşam eve geldiğinde suratını asıyor, teyzemle fısıldaşıyorlardı. Bir gece annemi ağlarken duydum: “Nereye gideceğiz? Paramız yok, işim yok… Efe’yi okula nasıl göndereceğim?”
O an içimde bir karar verdim: Ne olursa olsun Mor Gözlük’ü bırakmayacaktım. O da benim gibi terk edilmişti.
Bir sabah teyzem kapının önünde bekliyordu. “Ablacığım, kusura bakma ama daha fazla kalamazsınız,” dedi soğukça. Annem başını eğdi, gözleri doldu. Eşyalarımızı topladık ve çıktık.
Sokakta yürürken annem birden yere çöktü, ağlamaya başladı. Yanına oturdum, sarıldım. “Anne, ben büyüyünce seni hiç üzmeyeceğim,” dedim sessizce.
O gün Mor Gözlük’ü buldum yine. Yanına oturdum, başını dizime koydu. O an anladım ki; bazen en büyük dostluklar, en büyük yalnızlıklardan doğarmış.
Bir hafta boyunca annemle parklarda, cami avlularında uyuduk. Annem iş aradı ama kimse ona iş vermedi. Ben ise Mor Gözlük’le birlikte çöpleri karıştırdım, bazen insanlar bir simit attı, bazen de kovdu.
Bir gün belediye görevlileri geldi, Mor Gözlük’ü yakalamaya çalıştılar. “Sokak köpeklerini toplayacağız!” dediler. Koştum, bağırdım: “Yapmayın! O kimseye zarar vermez!” Ama dinlemediler.
Mor Gözlük kaçtı ama ayağı sakattı, yakaladılar. Ben ağladım, bağırdım ama kimse umursamadı.
O gece anneme sarılıp ağladım: “Anne, Mor Gözlük’ü de aldılar… Herkes bizi bırakıyor…” Annem saçımı okşadı: “Bazen insanlar çok acımasız olur oğlum… Ama sen iyi kalpli olmayı bırakma.”
Bir hafta sonra annem bir temizlik işi buldu. Küçük bir bodrum katında yaşamaya başladık. Okula döndüm ama kimseyle konuşmak istemedim. Herkesin annesi babası vardı, benim ise sadece annem ve kayıp bir dostum vardı.
Aylar geçti, Mor Gözlük’ü bir daha göremedim. Ama her sabah okula giderken gözlerim onu aradı. Annem ise her geçen gün biraz daha güçlendi, bana umut vermeye çalıştı.
Şimdi on iki yaşındayım ve hâlâ o sabahı unutamıyorum: Annemin gözlerindeki çaresizliği, Mor Gözlük’ün gözlerindeki yalnızlığı…
Bazen düşünüyorum: Acaba insanlar neden en çok ihtiyacı olanlara en acımasız davranır? Siz hiç, bir çocuğun ya da bir sokak hayvanının gözlerinin içine bakıp onun yalnızlığını hissettiniz mi?