Son Dakika Yedeği: Bir Düğün Günü Hesaplaşması

— Zeynep! Ne yapıyorsun sen?! — diye bağırdım telefona, sesim öfke ve hayal kırıklığıyla titriyordu. — Bu benim düğünüm! Benim! Bu günü bir buçuk yıldır bekliyorum!

Karşıdan Zeynep’in sakin, neredeyse umursamaz sesi geldi: — Elif, canım, bir dinle. Dün akşam Murat bana kendisi ulaştı. Ne yapmamı bekliyordun? Ona hayır mı diyeyim? Sonuçta eskiden de görüşüyorduk…

O an, içimde bir şeyler koptu. Annem, gelinliğimin eteğini düzeltirken gözlerimin dolduğunu fark etti. — Kızım, ne oldu? — diye sordu endişeyle. Ama ona ne anlatabilirdim ki? En yakın arkadaşım, çocukluk sırdaşım Zeynep, nişanlım Murat’la dün gece buluşmuştu. Hem de benim düğünümden bir gün önce.

Düğün salonunun hazırlıkları sürerken, içimdeki fırtına dinmek bilmiyordu. Babam, misafirleri karşılamak için kapıda beklerken, ben aynanın karşısında kendi gözlerime bakıyordum. “Elif, sen neyi yanlış yaptın?” diye sordum kendime. Herkesin gözünde mükemmel bir çift olarak görülen Murat’la ilişkimizde, meğer ne çok çatlak varmış da ben görememişim.

Zeynep’le ilk tanıştığımız günü hatırladım. Ortaokulun ilk günüydü. Sıramı paylaşmış, bana annesinin yaptığı kekten ikram etmişti. O günden beri her derdimi, her sevincimi onunla paylaşmıştım. Murat’la tanıştığımda da ilk ona anlatmıştım. Hatta Murat’ı ilk kez Zeynep’in doğum gününde görmüştüm. Şimdi ise, o doğum gününden yıllar sonra, Zeynep’in bana ihanet ettiğini öğreniyordum.

Telefonu kapattıktan sonra, Murat’ı bulmak için dışarı çıktım. Onu, düğün salonunun arka bahçesinde, sigara içerken buldum. Yanına yaklaştım, sesim titriyordu:

— Dün gece Zeynep’le buluşmuşsun. Neden?

Murat, gözlerini kaçırdı. — Elif, bak, yanlış anlama. Sadece konuşmak istedim. Düğün öncesi kafam çok karışıktı. Zeynep’le eskiden de iyi anlaşırdık, biliyorsun…

— Ne konuştunuz? — dedim, gözlerim dolu dolu. — Bana anlatmadığın ne var?

Bir an sustu, sonra başını eğdi: — Elif, ben… Bilmiyorum, belki de hazır değilim. Belki de seni hak etmiyorum.

O an, içimdeki bütün umutlar yıkıldı. Annem, uzaktan bizi izliyordu. Yanımıza geldiğinde, Murat’ın yüzüne bakıp, — Kızım, istersen bu düğünü iptal edelim. Kimseye bir şey borçlu değilsin, dedi.

Ama ben, yıllardır hayalini kurduğum o beyaz gelinliği, o kalabalık salonu, ailemin ve dostlarımın önünde yaşanacak o mutlu anı bırakmaya hazır değildim. Ya da belki, sadece bırakmak istemiyordum. Belki de, herkesin gözünde güçlü görünmek istiyordum.

Düğün başladı. Müzik çalıyor, insanlar dans ediyor, ben ise içimdeki fırtınayla baş başa kalıyordum. Zeynep, yüzüme bakamadan yanıma geldi. — Elif, ne olur affet beni. Murat’la aramızda bir şey yok, sadece… sadece senin yerinde olmak istedim bir anlığına. Hep senin gölgende kaldım, dedi.

O an, çocukluğumuzdan beri süregelen rekabeti, kıskançlığı, paylaşamadığımız sevgileri düşündüm. Zeynep’in gözlerinde pişmanlık vardı ama aynı zamanda bir rahatlama da hissediliyordu. Sanki yıllardır içini kemiren bir sırrı sonunda açıklamıştı.

Düğün boyunca, ailemden gizlemeye çalıştığım gözyaşlarımı, tuvalette sessizce akıttım. Kuzenim Ayşe yanıma geldi, — Elif abla, ne oldu? Neden ağlıyorsun? Herkes seni bekliyor, dedi. Ona sadece, — Bazen en mutlu günün, en acı gününe dönüşebiliyormuş, dedim.

Gece ilerledikçe, Murat’la aramızdaki mesafe daha da açıldı. Dans ederken ellerimiz birbirine değmiyordu bile. Annem, babam, misafirler… Herkesin gözünde mutlu bir çift gibi görünmeye çalışıyorduk ama içimizde fırtınalar kopuyordu.

Düğün bittiğinde, Murat’la baş başa kaldık. — Elif, istersen bu evliliği hemen bitirebiliriz. Sana haksızlık etmek istemiyorum, dedi. O an, hayatım boyunca ilk kez gerçekten yalnız hissettim. Zeynep’in ihaneti, Murat’ın kararsızlığı, ailemin beklentileri… Hepsi üstüme üstüme geliyordu.

Eve döndüğümde, annem yanıma geldi. — Kızım, hayat bazen böyle zor kararlar almanı gerektirir. Kimse için kendini feda etme. Kendi mutluluğunu düşün, dedi.

Şimdi, bu satırları yazarken, hâlâ ne yapmam gerektiğini bilmiyorum. Zeynep’le dostluğumuzu, Murat’la evliliğimizi, ailemin bana olan güvenini… Hepsini sorguluyorum. Acaba, insan en yakınındakine güvenemezse, kime güvenebilir? Siz olsaydınız, ne yapardınız?