Sevgiyle Boğulmak: Kendi Hayatımı Kaybettiğim Gün
“Yeter artık, Zeynep! Ben çocuk muyum?” Ali’nin sesi mutfakta yankılandı. Elimdeki çay bardağı titredi, neredeyse yere düşecekti. O an, yıllardır içimde biriktirdiğim korkuların, endişelerin ve iyi niyetlerin bir anda üzerime yıkıldığını hissettim. Oysa ben sadece iyi bir eş olmaya çalışıyordum. Annemin bana küçüklüğümden beri öğrettiği gibi: “Kocana sahip çıkacaksın, her şeyini düşüneceksin.”
Ali’yle tanıştığımızda üniversiteden yeni mezun olmuştum. O ise babasından kalan eski evi baştan aşağıya yeniliyordu. Herkes onun ne kadar çalışkan, ne kadar özgüvenli olduğunu konuşurdu. Ben de ona hayran kalmıştım. Bir yıl boyunca çıktık, evlilik hayalleri kurduk. Düğünümüzü defalarca erteledik; çünkü Ali evi kendi elleriyle bitirmek istiyordu. Sonunda ev tamamlandı ve bir sabah, annemin altın bileziklerini takıp, belediyeye koştuk.
İlk zamanlar her şey çok güzeldi. Ali işten geldiğinde yemeğini hazır bulur, gömleklerini ütülerdim. Sabahları kahvaltısını hazırlamadan onu kapıdan göndermemeye özen gösterirdim. Annem arayıp “Kocanın gönlünü hoş tut, erkek dediğin naz ister” dedikçe içimdeki sorumluluk duygusu daha da artıyordu. Ama zamanla Ali değişmeye başladı. Önceleri kendi işlerini kendi halleden adam, artık çoraplarını bile bulamaz oldu.
Bir gün işten eve geldiğimde salonda Ali’yi bulamadım. Banyoda, aynanın karşısında saçını tararken bana seslendi: “Zeynep, tıraş makinemin başlığı nerede?” Oysa başlığı her zaman çekmecede tutardık. “Çekmecede olması lazım,” dedim. “Bakmadım ki,” dedi, “Sen koyarsın ya.” O an içimde bir şeyler koptu. Ben ne zaman onun annesi olmuştum?
Bir akşam annemle telefonda konuşurken ağlamaya başladım. “Anne, ben çok yoruldum,” dedim. “Ali hiçbir işini kendi yapmıyor artık.” Annem ise “Kızım, erkekler böyledir. Sen ilgini eksik etme, yoksa dışarıda arar,” dedi. İçimdeki huzursuzluk büyüdü. Kendi annem bile beni anlamıyordu.
Ali’nin ailesiyle de aramızda hep bir mesafe vardı. Kayınvalidem bana hep mesafeli davranırdı; “Oğlumun gömleklerini yanlış yıkamışsın,” derdi ya da “Bizim evde böyle yapılmazdı.” Bir gün sofrada Ali’ye “Biraz da sen yardım et Zeynep’e,” dediğinde Ali gülerek “Zeynep her şeyi benden önce düşünüyor zaten,” dedi. O an herkes güldü ama ben içimden ağladım.
Bir gün iş yerinde arkadaşım Elif’le kahve içerken ona içimi döktüm: “Elif, bazen nefes alamıyorum. Sanki Ali’nin hayatını yaşamak için kendi hayatımdan vazgeçtim.” Elif bana uzun uzun baktı: “Zeynep, sen ona iyilik yaptığını sanıyorsun ama aslında hem kendine hem ona kötülük ediyorsun.”
O gece eve döndüğümde Ali televizyonun karşısında uyuyakalmıştı. Üzerine battaniye örterken gözlerim doldu. Onu çok seviyordum ama bu sevgi beni tüketiyordu. Sabah uyandığımda kendime söz verdim: Artık her şeyi ben yapmayacaktım.
İlk adımı küçük attım. Kahvaltı hazırlamadım. Ali uyanınca şaşkın şaşkın mutfağa geldi: “Kahvaltı hazır değil mi?” dedi. “Bugün sen hazırlayabilir misin? Çok yorgunum,” dedim. Suratını astı ama bir şey demedi. Sonra işten döndüğümde çamaşırları makineye atmamıştım; Ali sitem etti: “Çamaşırlar neden yıkanmamış?”
Bir hafta boyunca küçük küçük değişiklikler yaptım. Ali önce sinirlendi, sonra şaşırdı, en sonunda da sormaya başladı: “Zeynep, bir şey mi oldu? Bana küs müsün?” Ona anlatmaya çalıştım: “Ali, ben senin annen değilim. Her şeyi ben yapmak zorunda değilim.”
O gece ilk defa kavga ettik. Ali bağırdı: “Sen değiştin! Eskiden böyle değildin!” Ben de bağırdım: “Evet değiştim! Çünkü artık kendimi kaybediyorum!”
Ertesi sabah işe giderken aynada kendime baktım; gözlerimin altı morarmıştı, saçlarım darmadağındı. O an anladım ki sadece Ali’yi değil, kendimi de ihmal ediyordum.
Bir akşam eve dönerken otobüste yaşlı bir teyze yanıma oturdu: “Kızım, evli misin?” diye sordu. Başımı salladım. “Bak yavrum,” dedi, “Benim kocam da her işini bana yaptırırdı. Sonra hastalandım, o hiçbir şey yapamaz oldu; ikimiz de perişan olduk.” O an gözlerim doldu; sanki kendi hayatımı anlatıyordu.
O gece Ali’yle uzun uzun konuştuk. Ona hissettiklerimi anlattım: “Sana yardım etmek istiyorum ama bu şekilde devam edemem. Ben de yoruluyorum, ben de insanım.” Ali önce anlamadı, sonra sessizce başını salladı.
Aylar geçti; ilişkimiz değişti. Artık işlerimizi bölüşüyoruz; bazen tartışıyoruz ama en azından birbirimizi daha iyi anlıyoruz. Annem hâlâ arayıp “Kocana iyi bak” diyor ama ben artık kendime de bakıyorum.
Şimdi bazen düşünüyorum: Sevgi gerçekten fedakârlık mı demek? Yoksa sınırlarımızı koruyarak mı sevebiliriz? Sizce bir ilişkide nerede durmak gerekir?