Bir Kıyafet Yüzünden Kopan Bağlar: Annem, Kızım ve Ben
“Elif, bak bu eteği sana aldım, tam senlik!” Annemin sesi, mutfağın kapısından içeriye sızarken, kızımın yüzünde beliren gölgeyi hemen fark ettim. Elif’in gözleri yere kaydı, dudakları büküldü. “Teşekkürler babaanne, ama ben… ben pek etek giymiyorum artık,” dedi usulca. Annem ise, her zamanki gibi, bu cümleyi duymamış gibi davrandı. “Olur mu öyle şey? Genç kız dediğin etek giyecek, zarif olacak. Senin yaşında ben neler giyerdim, bir bilsen!”
İşte o an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Annem, Elif’in çocukluğundan beri ona kıyafetler alır, kendi gençliğindeki gibi giyinmesini isterdi. Elif ise büyüdükçe, kendi tarzını bulmaya, siyah tişörtler, bol pantolonlar giymeye başlamıştı. Annem içinse bu bir isyan, bir başkaldırıydı. “Senin annen de böyleydi,” derdi bana, “Ama ben onu hep doğru yola getirdim.”
Oysa ben, annemin bu ısrarlarından ne kadar yorulduğumu, kendi gençliğimde nasıl bastırıldığımı, Elif’in ise özgür olmasını ne kadar çok istediğimi anlatamıyordum. Arada kalmıştım. Bir yanda annemin sevgisiyle karışık baskısı, diğer yanda kızımın kırılan kalbi…
Bir gün, Elif okuldan eve döndüğünde gözleri kıpkırmızıydı. “Anne, babaanne yine dolabımı karıştırmış. Sevdiğim tişörtleri kaldırmış, yerine o çiçekli bluzları koymuş. Ben böyle giyinmek istemiyorum!” dedi. Sarıldım ona, ama ne desem boştu. Annem ise salonda, televizyonda eski bir Türk filmi izliyordu. Yanına gittim, “Anne, Elif’in tarzına biraz saygı göstersek? O artık büyüdü, kendi seçimlerini yapabilir,” dedim. Yüzüme baktı, gözlerinde kırgınlık vardı. “Ben kötü bir şey mi yapıyorum? Torunum güzel görünsün istiyorum. Herkesin içinde gururla gezsin. Sen de böyleydin, şimdi bak, kızın ne hale geldi!”
O an, annemin gözlerinde kendi gençliğimi gördüm. Onun da annesi ona karışır, ne giyeceğine, nasıl davranacağına karar verirmiş. Belki de annem, sevgisini böyle göstermeyi öğrenmişti. Ama Elif’in dünyası farklıydı. O, sosyal medyada kendi tarzını paylaşan, arkadaşlarıyla özgürce giyinen bir neslin parçasıydı. Annemin “zariflik” dediği şey, Elif için “baskı” anlamına geliyordu.
Bir akşam, sofrada sessizlik hakimdi. Elif tabağıyla oynuyor, annem ise göz ucuyla ona bakıyordu. Birden annem dayanamayıp patladı: “Senin yaşında ben babamın karşısında böyle oturamazdım! Şimdi gençler çok saygısız oldu!” Elif başını kaldırdı, gözleri dolmuştu. “Babaanne, ben sana saygısızlık yapmak istemiyorum. Sadece kendim olmak istiyorum. Lütfen bana biraz alan ver,” dedi titrek bir sesle. Annem ise başını çevirdi, “Benim torunum böyle olmamalı,” diye mırıldandı.
O gece Elif odasına kapanıp ağladı. Ben ise annemin yanına gidip sessizce oturdum. “Anne, Elif’i kaybediyoruz. Onunla aranda bir duvar örüyorsun. O seni seviyor ama anlamadığını düşünüyor,” dedim. Annem ellerini dizlerine koydu, gözleri uzaklara daldı. “Ben sadece iyi olsun istiyorum. Kimse ona kötü gözle bakmasın. Benim annem bana hiç sormazdı, ne giydiğime karışırdı. Ben de öyle öğrendim. Ama galiba yanlış yapıyorum,” dedi sessizce.
Ertesi gün annem, Elif’in odasının kapısını tıklattı. “Kızım, biraz konuşabilir miyiz?” Elif başını kaldırdı, gözlerinde hâlâ kırgınlık vardı. Annem yatağın ucuna oturdu. “Bak, ben senin yaşında çok şey yaşadım. Belki de sana fazla karışıyorum. Ama seni sevdiğim için… Bazen sevgimi yanlış gösteriyorum galiba,” dedi. Elif ise yavaşça başını salladı. “Babaanne, ben de seni seviyorum. Ama ben başka biriyim. Kendi tarzım var. Beni olduğum gibi kabul eder misin?”
O an annemin gözleri doldu. “Deneyeceğim,” dedi kısık bir sesle. O günden sonra annem, Elif’e kıyafet almak yerine ona danışmaya başladı. Bazen birlikte alışverişe çıktılar, bazen de sadece sohbet ettiler. Aralarındaki duvar yavaş yavaş inceldi ama tamamen kalkmadı. Çünkü geçmişin izleri kolay silinmiyor.
Ben ise hâlâ arada kalmış bir anne olarak düşünüyorum: Biz anneler sevgimizi bazen yanlış mı gösteriyoruz? Kendi yaşadıklarımızı çocuklarımıza aktarmak yerine, onların dünyasını anlamaya çalışmak daha doğru değil mi? Sizce de bazen sevgimiz, farkında olmadan bir yük haline gelmiyor mu?