Beklenmedik Bir Evlilik: Bir Akşamda Değişen Hayatım
“Zeynep, ne kadar daha bekleyeceğiz? Annem aradı, eve geç kalırsam yine olay çıkaracak!” diye bağırdı Elif, alışveriş merkezinin kalabalığında bana doğru koşarken. Elimdeki poşetler neredeyse yere düşecekti. O an, içimde bir öfke kabardı. Neden her zaman başkalarının isteklerine göre hareket etmek zorundaydım? Neden kendi hayatımı yaşayamıyordum?
O gün, İstanbul’un en büyük alışveriş merkezlerinden birindeydik. Elif’le birlikte yeni sezon indirimlerini kaçırmamak için sabahın erken saatlerinde yola çıkmıştık. Ama asıl mesele alışveriş değildi; asıl mesele, evdeki baskıdan birkaç saatliğine de olsa uzaklaşabilmekti. Annem, babam, abim… Hepsi hayatımı kontrol etmeye çalışıyordu. 27 yaşındaydım ama hâlâ ne giyeceğime, kiminle görüşeceğime karışıyorlardı.
Telefonum titredi. Annem arıyordu. Açmaya korktum. Elif gözlerimin içine baktı: “Açmazsan daha beter olur.” Derin bir nefes aldım ve telefonu açtım.
“Zeynep! Nerdesin kızım? Akşam yemeğine misafirlerimiz var, hemen eve geliyorsun!”
“Anne, daha yeni çıktık. Birazdan döneriz.”
“Bak kızım, bu sefer söz dinle. Misafirler önemli. Babana söz verdim.”
Telefonu kapattım. Elif’in gözleri doldu: “Yine mi?”
Başımı salladım. “Yine.”
Eve dönerken takside sessizce ağladım. Elif elimi tuttu: “Bir gün kendi hayatını yaşayacaksın Zeynep, inan bana.”
Ama o günün o gün olacağını hiç tahmin etmezdim.
Eve girdiğimde salonda tanımadığım bir aile oturuyordu. Annem beni kolumdan çekip yanlarına götürdü. “Bak kızım, bu Mehmet Bey’in oğlu Emre. Çok iyi bir aileden. Babasıyla konuştuk, seni istemeye geldiler.”
Dünya başıma yıkıldı. Emre’ye baktım; gözlerinde utangaç bir bakış vardı ama bana hiç tanıdık gelmiyordu. Annem ise gülümseyerek fısıldadı: “Bu fırsat bir daha ele geçmez.”
Babam söze girdi: “Zeynep, artık büyüdün. Kendi aileni kurmanın zamanı geldi.”
O an içimdeki isyanı bastıramadım: “Ben kimseyle evlenmek istemiyorum! Özellikle de tanımadığım biriyle!”
Annemin yüzü asıldı: “Bize bunu yapamazsın! Herkesin içinde rezil mi edeceksin bizi?”
Emre’nin annesi araya girdi: “Kızımız biraz utangaç galiba, gençler konuşsunlar.”
Beni Emre’yle yalnız bıraktılar. Emre sessizce konuştu: “Biliyorum, bu çok saçma. Ama ben de ailemin baskısı altındayım. İstersen birlikte bir yol bulabiliriz.”
O an gözlerim doldu. “Ben özgür olmak istiyorum Emre. Kendi kararlarımı kendim vermek istiyorum.”
Emre başını eğdi: “Ben de.”
O gece uyuyamadım. Annem kapımı çaldı: “Zeynep, bak kızım… Biz senin iyiliğini istiyoruz. Bu devirde iyi birini bulmak zor. Hem Emre seni mutlu eder.”
“Anne, ben mutlu olmak için evlenmek istemiyorum!”
Annem ağlamaya başladı: “Senin yaşında herkes evlendi, çocuk sahibi oldu. Bizim de yüzümüz gülsün artık.”
Sabaha kadar düşündüm. Kaçmak istedim ama nereye? Kimsem yoktu ki… Elif’e mesaj attım: “Her şey bitti sanırım.” O da hemen aradı: “Zeynep, sakın pes etme! Bir yolunu bulacağız.”
Ertesi gün Emre’yle tekrar buluştuk. O da benim gibi çaresizdi. “Ailem bana baskı yapıyor Zeynep. Ama birlikte hareket edersek belki bir çıkış yolu bulabiliriz.”
Bir plan yaptık: Sözde nişanlanacak, sonra anlaşamadığımızı söyleyip ayrılacaktık. Böylece aileler de pes ederdi belki.
Nişan günü geldiğinde içimde büyük bir boşluk vardı. Herkes mutlu görünüyordu ama ben sanki kendi cenazemdeydim. Annem gözyaşları içinde bana sarıldı: “Bak kızım, herkes ne kadar mutlu!”
Emre elimi tuttu ve kulağıma fısıldadı: “Dayan Zeynep, az kaldı.”
Ama işler planladığımız gibi gitmedi. Nişandan sonra aileler düğün tarihini hemen belirledi. Artık geri dönüş yoktu.
O gece Emre’yle buluştuk ve kaçmaya karar verdik. Ama nereye? Paramız yoktu, işimiz yoktu… Sadece özgürlük hayalimiz vardı.
Elif bize yardım etti; bir arkadaşının evinde birkaç gün saklandık. Aileler çıldırdı; annem her gün arıyor, ağlıyor, tehdit ediyordu.
Bir sabah Emre pes etti: “Ben yapamayacağım Zeynep… Ailem çok baskı yapıyor, babam hastalandı diyorlar…”
Yalnız kaldım. Elif’in yanında ağladım saatlerce: “Ben ne yapacağım şimdi?”
Elif sarıldı: “Kendi yolunu çizeceksin Zeynep! Artık kimseye boyun eğmeyeceksin!”
O an karar verdim. Eve dönmeyecektim. Kendi ayaklarım üzerinde duracaktım.
Bir iş buldum; küçük bir kafede garsonluk yapmaya başladım. İlk başta çok zordu; ailemden gizli yaşamak, her gün korkuyla uyanmak… Ama zamanla güçlendim.
Aylar geçti… Annem aradı bir gün: “Zeynep… Kızım… Çok özledik seni… Ne olur eve dön…”
Ağladım ama dönmedim.
Şimdi kendi küçük dünyamda mutluyum. Belki yalnızım ama özgürüm.
Bazen düşünüyorum; acaba doğru mu yaptım? Ailemden vazgeçmek pahasına özgürlüğümü seçmek… Siz olsanız ne yapardınız? Hayatınızın en önemli kararını verirken kalbinizi mi dinlersiniz yoksa ailenizin sözünü mü?