Bir Gece Sokakta: Evden Atılmanın Ardından

“Çık evimden! Yeter artık, bu evde sana yer yok!” Halam Gülseren’in sesi, apartmanın duvarlarında yankılandı. O an, elimdeki valiz yere düştü. Babaannem Şefika Hanım ise köşede sessizce ağlıyordu. Annem, telefonda bana ulaşmaya çalışıyordu ama o karmaşada hiçbir şey duyamıyordum. İstanbul’un soğuk bir kış akşamıydı ve ben, 23 yaşında bir üniversite öğrencisi olarak, kendimi bir anda sokakta bulmuştum.

Her şey, babamı kaybettikten sonra değişti. Annem, iki işte birden çalışıyor; ben ise üniversiteyi bitirip aileme destek olabilmek için çabalıyordum. Babaannemle halamın yaşadığı Kadıköy’deki eski apartman dairesinde kalıyordum. Halam Gülseren, 45 yaşında olmasına rağmen hiç evlenmemiş, çalışmamış ve hayatı boyunca babaannemin emekli maaşıyla geçinmişti. Annem ise her ay faturaları ödemek için para gönderiyordu. Evdeki tek huzur kaynağım babaannemdi; onun sıcak çorbası ve duaları olmasa çoktan pes ederdim.

Ama son zamanlarda halamın bana karşı tahammülü kalmamıştı. “Senin yüzünden evde huzur kalmadı,” derdi sürekli. O akşam da yine tartışmaya başladık. Ben sadece mutfakta bulaşıkları yıkıyordum. Halam içeri girdi, “Senin burada ne işin var? Üniversite okuyorsun diye kendini bir şey mi sanıyorsun?” dedi. Sustum. Babaannem araya girmeye çalıştı ama halam daha da sinirlendi. “Yeter! Ya o gider ya ben!” diye bağırdı. Babaannem gözyaşları içinde bana bakıyordu: “Kızım, ne olur biraz idare et.”

Ama o gece idare edilecek bir şey kalmamıştı. Halam valizimi hazırladı, kapıyı açtı ve beni dışarı itti. O an ne hissettiğimi anlatamam; öfke, utanç ve çaresizlik birbirine karıştı. Sokağa çıktığımda telefonumun şarjı bitmek üzereydi. Annemi aradım ama ulaşamadım. Arkadaşlarımı aramak istemedim; kimseye yük olmak istemiyordum.

Kadıköy’ün ara sokaklarında yürüdüm. Hava buz gibiydi. Bir banka oturdum, valizimi kucağıma aldım. Yanımdan geçen insanlar bana tuhaf tuhaf bakıyordu. Bir an için ağlamamak için kendimi zor tuttum. O an, hayatımda ilk kez gerçekten yalnız olduğumu hissettim.

Gece ilerledikçe sokak daha da ıssızlaştı. Bir köpek yanıma geldi, başını dizime koydu. Onun sıcaklığı bana biraz olsun teselli verdi. Sonra bir adam yaklaştı; üstü başı perişandı. “Kardeşim, ilk defa mı buradasın?” dedi. Başımı salladım. “Alışırsın,” dedi ve yanımdan uzaklaştı.

O geceyi bir parkta geçirdim. Üzerimdeki montu iyice sıkıca sardım kendime. Gözlerimi kapattığımda çocukluğum aklıma geldi; babaannemin bana masal anlattığı geceler… Şimdi ise aynı kadın, çaresizce beni koruyamamanın acısıyla ağlıyordu.

Sabah olduğunda gözlerim şişmişti. Telefonumu bir kafede şarj ettim ve annemi aradım. Sesim titriyordu: “Anne, beni evden attılar.” Annem telefonda ağlamaya başladı: “Kızım, ben ne yapayım? Hem çalışıyorum hem de size para gönderiyorum… Gülseren’in aklı ermiyor ki!”

O gün boyunca iş aradım; kafelerde, mağazalarda… Kimse öğrenci olduğum için tam zamanlı almak istemedi. Akşam olunca yine aynı banka döndüm. Bu kez yanımda başka bir genç oturuyordu; adı Emre’ydi. O da ailesiyle kavga etmiş ve evden atılmıştı. Birlikte dertleştik:

“Sen de mi evsiz kaldın?” diye sordu Emre.
“Evet,” dedim, “ama en çok babaanneme üzülüyorum.”
“Ben de anneme… Bazen aile dediğin şey insanı en çok yaralayan oluyor.”

Geceyi birlikte geçirdik; birbirimize destek olduk. Sabah olduğunda Emre’nin önerisiyle bir sivil toplum kuruluşuna gittik; orada bize sıcak çorba ve battaniye verdiler.

Bir hafta boyunca sokakta yaşadım. Her gün annemle telefonda konuşuyordum; o da çaresizdi, başka bir şehirde çalışıyordu ve beni yanına alamıyordu. Babaannem ise gizlice bana para göndermeye çalıştı ama halamdan korktuğu için fazla bir şey yapamadı.

Bir gün, üniversiteden hocam beni parkta gördü; halimi görünce hemen yardım etti ve yurt ayarladı bana. O an dünyalar benim oldu; sıcak bir yatak, bir tabak yemek… Hayatımın en değerli şeyleriymiş meğer.

Şimdi o günleri düşündükçe içim sızlıyor ama aynı zamanda güçlendiğimi de hissediyorum. Ailemin içindeki çatışmalar yüzünden sokakta kaldım ama pes etmedim.

Bazen düşünüyorum: Bir insanın evi gerçekten neresi? Kan bağı mı önemli yoksa yanında huzur bulduğun insanlar mı? Sizce aile dediğimiz şey gerçekten güvenli bir liman mı, yoksa bazen en büyük fırtına mı?