Gerçeklerin Gölgesinde: Bir Aşkın Sonu

“Yeter artık, Serap! Daha ne kadar susacağız?” diye bağırdım, sesim mutfakta yankılandı. Annemin eski porselen tabakları titredi, Serap ise gözlerini yere indirdi. O an, evliliğimizin duvarlarında bir çatlak daha oluştuğunu hissettim. Akşam yemeği için hazırladığı mercimek çorbasının kokusu bile midemi bulandırıyordu. Oysa bir zamanlar bu koku bana huzur verirdi.

Serap’la on yıl önce, Ankara’da bir otobüs durağında tanışmıştık. O zamanlar ikimiz de üniversite öğrencisiydik, hayallerimiz büyüktü. Ben mühendis olacaktım, o ise çocuklara umut aşılayan bir öğretmen. Hayatın bize neler getireceğini bilmiyorduk. Şimdi ise, küçük bir Anadolu şehrinde, ailemin bana miras bıraktığı bu eski apartman dairesinde, birbirimize yabancı iki insan gibi yaşıyorduk.

O gece sofrada konuşulanlar, yıllardır içimizde birikenlerin patlamasıydı adeta. “Bak Serap,” dedim, “bu böyle gitmez. Her gün aynı tartışmalar, aynı sessizlikler… Ben artık yoruldum.”

Serap gözyaşlarını saklamaya çalıştı. “Ben de yoruldum, Cemil,” dedi kısık bir sesle. “Ama ne yapabilirim? Annem arıyor, ‘Çocuk yok mu hâlâ?’ diyor. Senin annen her fırsatta ‘Serap yemek yapmayı bilmiyor’ diye laf sokuyor. İşteyken patronun sürekli fazla mesaiye bırakıyor seni. Ben de okulda müdürün baskısıyla boğuluyorum. Biz ne zaman kendimiz olduk?”

Bir an sustuk. Dışarıda yağmur başlamıştı, damlalar pencereye vuruyordu. O an düşündüm: Biz gerçekten ne zaman kendimiz olmuştuk? Yoksa hiç olamamış mıydık?

Ekonomik sıkıntılarımız da cabasıydı. Son iki yıldır kredi kartı borçlarımızı döndürmek için takla atıyorduk. Babamdan kalan arabayı satmak zorunda kalmıştık. Serap’ın maaşı zaten zar zor yetiyordu; benim işimde ise her ay işten çıkarılma korkusu vardı. Birbirimize destek olmamız gerekirken, her tartışmada daha da uzaklaşıyorduk.

Bir gün işten eve dönerken mahalledeki bakkal Hasan Abi’ye rastladım. “Cemil, yüzün asık yine,” dedi. “Evde işler yolunda mı?”

Gülümsedim ama içimden ağlamak geldi. “Her şey yolunda abi,” dedim yalanla.

O akşam eve girdiğimde Serap’ı ağlarken buldum. Elinde telefon, annesiyle konuşmuş belli ki. Yanına oturdum, elini tuttum. “Bak Serap,” dedim, “biz birbirimizi kaybediyoruz. Belki de biraz ara vermeliyiz.”

Serap gözyaşları içinde başını salladı. “Belki de haklısın,” dedi. “Ama ben seni hâlâ seviyorum.”

Ben de onu seviyordum ama sevgimiz yetmiyordu artık. Ailelerimizin baskısı, ekonomik zorluklar ve kendi hayal kırıklıklarımız arasında eziliyorduk.

Bir hafta sonra annem aradı. “Oğlum, Serap’la aranızda bir şey mi var? Komşular konuşuyor.”

Sinirlerim bozuldu. “Anne, herkesin hayatı kendine! Bırak da kendi sorunlarımızı kendimiz çözelim.”

Ama annem bırakmadı tabii. Ertesi gün kapımızda bitiverdi. Serap’la mutfakta fısıldaşırken onları duydum:

“Bak kızım,” dedi annem, “benim oğlum kolay kolay sinirlenmezdi. Senin yüzünden böyle oldu.”

Serap’ın sesi titriyordu: “Teyze, ben de çok üzgünüm ama elimden geleni yapıyorum.”

O an içeri daldım: “Anne! Yeter artık! Bizim hayatımıza karışmayın!”

Annem gözleri dolu dolu çıktı evden. Serap ise yere çöktü ve hıçkıra hıçkıra ağladı.

O gece uyuyamadım. Tavanı izlerken düşündüm: Biz nerede hata yaptık? Ailelerimizin gölgesinde mi kaldık? Yoksa kendi korkularımız mı bizi bu hale getirdi?

Bir sabah Serap kahvaltı hazırlarken sessizce yanıma oturdu.

“Cemil,” dedi, “belki de ayrılmak en doğrusu olacak.”

İçimde bir şey koptu o an. “Bunu gerçekten istiyor musun?” dedim.

“Hayır,” dedi gözleri dolu dolu, “ama başka çaremiz yok gibi hissediyorum.”

O gün iş yerinde hiçbir şeye odaklanamadım. Akşam eve döndüğümde Serap’ın valizini topladığını gördüm. Elimde olmadan bağırdım:

“Gitme! Lütfen gitme!”

Serap bana sarıldı ve fısıldadı: “Belki de birbirimizi yeniden bulmak için biraz kaybolmamız gerekiyordur.”

O günden sonra ev bomboş kaldı. Annem aradı, komşular sordu, herkes konuştu ama kimse bizim ne yaşadığımızı bilmiyordu.

Şimdi geceleri yalnız başıma oturup düşünüyorum: Sevgi gerçekten her şeye yeter mi? Yoksa toplumun ve hayatın yükü altında ezilen bizler için bazen sevgi bile yetmez mi?

Sizce biz nerede hata yaptık? Hiçbir şey için geç değil mi?