Aynı Çatının Altında: Annemle Yaşlanmak

“Yine mi geç kaldın Elif? Akşam yemeği saat kaçta yenir, hiç mi düşünmüyorsun?” Annemin sesi, mutfağın kapısından taşan buğulu havada yankılandı. Anahtarımı kapının önünde çantamdan çıkarırken bile içimde bir huzursuzluk vardı; eve adımımı attığım anda başlayacak sorgulamanın ağırlığını gün boyu omuzlarımda taşıyorum. 45 yaşındayım, ama annemin yanında hâlâ bir çocuk gibi hissediyorum. O ise 70’inde, ama hâlâ her şeyi kontrol etmek istiyor.

“Anne, trafik vardı. Hem işten yeni çıktım. Biraz anlayış göster lütfen.” Sesim titredi, çünkü yorgundum. Hem işin hem evin yükü üzerimdeydi. Annem ise sofrada oturmuş, gözlüklerinin üzerinden bana bakıyordu. “Ben de bütün gün seni bekledim Elif. Yalnız kalmak istemiyorum. Bunu anlaman çok mu zor?”

İçimde bir suçluluk duygusu kabardı. Babamı kaybedeli beş yıl oldu. O günden beri annemle aynı evde yaşıyoruz. Kardeşim yurtdışında; her şey bana kaldı. Annem eskisi gibi değil artık: Unutkanlığı arttı, bazen aynı soruyu defalarca soruyor, bazen de geçmişteki bir anıyı bugünküymüş gibi anlatıyor. Bazen ona kızıyorum, sonra kendime kızıyorum; çünkü onun da elinde değil.

Bir akşam, işten eve döndüğümde annemi mutfakta ağlarken buldum. “Ne oldu anne?” dedim telaşla. “Bulaşıkları yıkarken tabak kırıldı. Eskiden böyle sakar değildim ben,” dedi hıçkırarak. O an anladım ki, annemin yaşlanması sadece fiziksel değil; ruhu da yavaş yavaş soluyor. Ona sarıldım, ama içimde bir boşluk vardı. Çünkü ben de tükeniyordum.

Bir gün komşumuz Şükran Teyze uğradı. Annem ona dert yanarken ben de çay koyuyordum: “Elif’in işi çok zor vallahi,” dedi Şükran Teyze bana bakarak. “Hem çalışıyor hem annesine bakıyor. Allah kolaylık versin.” Annem başını salladı: “Ama bazen çok sabırsız oluyor.” O an içimden bağırmak geldi: “Ben de insanım! Benim de yorulduğum, kırıldığım anlar var!” Ama sustum.

Gece olunca odama çekildim. Pencereden dışarı bakarken kendi kendime sordum: Benim hayatım ne zaman başladı, ne zaman bitti? Üniversiteyi bitirip eve döndüğümde babam hastaydı; ona baktım. Sonra evlenmedim, çünkü annemi yalnız bırakamazdım. Herkes kendi yolunu buldu, ben ise bu evde kaldım.

Bir sabah annem kahvaltıda yine eski günlerden bahsetti: “Sen küçükken ne tatlıydın Elif. Şimdi hep sinirlisin.” Gözlerim doldu. “Anne, ben de yoruluyorum bazen,” dedim usulca. “Biliyorum kızım,” dedi ve elimi tuttu. “Ama senden başka kimsem yok.”

O gün işyerinde patronum toplantıda bana bağırdı; eve dönerken otobüste ağladım. Eve geldiğimde annem kapıda bekliyordu: “Neden geç kaldın?” Yine aynı döngü… Bir an için her şeyi bırakıp gitmek istedim. Sonra annemin gözlerindeki korkuyu gördüm; yalnız kalmaktan korkuyordu.

Bir akşam kardeşim aradı: “Elif, belki annemi bir bakım evine yerleştirsek daha iyi olur,” dedi telefonda. “Sen de kendine zaman ayırırsın.” O an öfkelendim: “Sen uzaktan konuşuyorsun! Burada olan benim!” dedim ve telefonu kapattım. Sonra pişman oldum; çünkü aslında ben de bazen bunu düşünüyordum.

Bir gece annem banyoda düştü. Koşarak yanına gittim; dizini incitmişti. Onu hastaneye götürürken içimde bir korku vardı: Ya bir gün ona yetişemezsem? Ya bir gün yalnız kalırsa? O gece hastane koridorunda otururken kendi kendime ağladım: Ben ne zaman bu kadar yalnız kaldım?

Sonra bir psikoloğa gitmeye karar verdim. Ona her şeyi anlattım: Annemin yaşlanmasını, kendi hayatımdan vazgeçişimi, suçluluk duygumu… Psikolog bana şöyle dedi: “Elif Hanım, siz de bir insansınız ve kendi hayatınızı yaşama hakkınız var.” Ama nasıl? Annemi bırakıp gidebilir miyim? Onu bir bakım evine yerleştirebilir miyim? Ya pişman olursam?

Bir gün annem bana sarıldı ve fısıldadı: “Kızım, ben sana yük olmak istemiyorum.” O an gözyaşlarımı tutamadım: “Sen benim annemsin! Sana nasıl yük diyebilirim?” Ama içimde bir ses hep şunu söylüyor: Kendi hayatını ne zaman yaşayacaksın Elif?

Şimdi her akşam aynı sofrada oturuyoruz; bazen sessizce yemek yiyoruz, bazen eski günleri konuşuyoruz. Annemin elleri titriyor, gözleri uzaklara dalıyor. Ben ise hâlâ onun küçük kızı gibi hissediyorum; ama içimde büyüyen bir kadın var, kendi hayatını arayan…

Siz hiç annenizle birlikte yaşlandınız mı? Kendi hayatınızdan vazgeçmek zorunda kaldığınız oldu mu? Yorumlarınızı merak ediyorum…