67 Yaşında Bir Kadının Sessiz Çığlığı: Yalnızlığın ve Umudun Hikayesi
“Anne, lütfen… Bunu daha önce de konuştuk. Benim evim küçük, çocuklar okula gidiyor, eşim de yoğun çalışıyor. Sana bakamam, anlamıyor musun?”
Kızım Elif’in sesi telefonda titriyordu ama kararlıydı. O an, mutfağımda eski çaydanlığın fokurtusunu duymadım bile. Sanki tüm sesler bir anda sustu. 67 yaşındayım ve bu evde, bu duvarların arasında, yalnız başıma oturuyorum. Eşim Hasan’ı kaybedeli sekiz yıl oldu. O günden beri her sabah gözlerimi açtığımda, yanımda bir nefes arıyorum. Ama yok…
Oğlum Murat’a da defalarca söyledim. “Oğlum, bak ben artık yaşlandım. Dizlerim ağrıyor, markete bile zor gidiyorum. Bari senin yanında olayım.”
Ama Murat’ın cevabı da Elif’ten farklı değildi: “Anne, ben de kiradayım. Zaten işim gücüm zor. Eşimle de aramız iyi değil. Bir de sen gelirsen iyice karışacak ortalık.”
O an içimde bir şeyler koptu. Sanki çocuklarım bana değil de yabancı birine konuşuyordu. Oysa ben onları büyütürken, geceleri uykusuz kalırken, hastalandıklarında başlarında beklerken hiç şikâyet etmemiştim. Şimdi ise bir yük mü oldum?
Her sabah aynı rutini yaşıyorum: Kalkıyorum, eski radyomu açıyorum, kahvaltı hazırlıyorum ama çoğu zaman iştahım olmuyor. Komşum Şükran teyze arada uğrar, “Kızım, çocukların gelmiyor mu?” diye sorar. Ne diyeyim? “Yoğunlar” diyorum, “işleri var.” Ama içimdeki boşluğu kimse bilmiyor.
Geçen hafta apartmanın önünde düşüp bileğimi burktum. Ambulansla hastaneye götürdüler. O an Elif’i aradım, “Kızım, hastanedeyim” dedim. “Anne, ben şimdi işteyim, çıkamam. Zaten doktorlar ilgilenir” dedi. O kadar kırıldım ki…
Bir akşam Elif’le telefonda tartıştık:
– Anne, bak herkes kendi hayatını kurdu. Sen de biraz kendi başının çaresine bakmayı öğrenmelisin.
– Elif, ben 67 yaşındayım! Ne kadar daha kendi başıma kalabilirim? Bir gün ölürsem kim haber alacak?
– Anne abartıyorsun! Komşuların var ya…
Telefonu kapattığımda ellerim titriyordu. Gözyaşlarımı tutamadım. O gece uyuyamadım. Hasan’ın fotoğrafına baktım; “Keşke sen olsaydın,” dedim.
Bir gün Murat kapımı çaldı. Yanında eşi Derya vardı. Derya’nın yüzünde her zamanki soğukluk…
– Anneciğim, bak biz düşündük taşındık… Sana bir huzurevi bulduk. Çok güzel bir yer, bahçesi var, hemşireler var.
– Huzurevi mi? Ben ölmeden mezara mı gireyim oğlum?
– Anne bak, biz de zor durumdayız. Hem orada arkadaşların olur.
Derya araya girdi:
– Fatma teyze, bakın yanlış anlamayın ama bizim de hayatımız çok yoğun. Çocuklar büyüyor, masraflar artıyor…
O an içimdeki tüm umutlar söndü. Huzurevi… Benim için bir yabancılaşma demekti. Oysa ben çocuklarımın yanında olmak istiyordum; torunlarımı sevmek, onlara masallar anlatmak…
Bir gece televizyonun karşısında otururken kendi kendime sordum: “Ben nerede hata yaptım?” Çocuklarımı iyi yetiştirdim sanıyordum. Onlara sevgimi verdim, fedakârlık ettim… Ama şimdi yalnızım.
Bir gün Şükran teyze uğradı:
– Fatma kızım, bak ben de yalnızım ama alıştım artık. Çocuklardan bir şey bekleme. Onların dünyası başka oldu.
– Ama Şükran teyze, insan evladından başka kime güvenebilir ki?
– Eskiden öyleydi kızım… Şimdi herkes kendi derdinde.
O akşam pencereden dışarı baktım; sokak lambasının altında oynayan çocukları izledim. İçimde bir sızı… Keşke zaman geri aksa da çocuklarımı kucağıma alıp yeniden büyütebilsem.
Bir gün Elif aradı:
– Anne, bak sana yardımcı olacak bir kadın buldum. Haftada iki gün gelsin mi?
– Kızım ben hizmetçi istemiyorum! Ben ailemi istiyorum.
– Anne lütfen… Beni de anlamaya çalış.
O an anladım ki çocuklarım beni anlamıyor ya da anlamak istemiyorlar. Belki de bu çağın gerçeği bu… Yaşlılar yalnız kalıyor; kimseye yük olmak istemiyor ama kimse de onları yanında istemiyor.
Bir gece rüyamda Hasan’ı gördüm; bana gülümsüyordu:
“Fatma,” dedi, “güçlü olmalısın.”
Sabah uyandığımda gözlerim yaşlıydı ama içimde bir karar vardı: Belki de kendi yolumu bulmalıydım. Komşularla daha çok vakit geçirmeye başladım; mahalledeki kadınlarla örgü ördük, sohbet ettik. Ama yine de akşam olunca o sessizlik çöküyor üstüme.
Bazen düşünüyorum: Acaba çocuklarımı fazla mı korudum? Onlara fazla mı fedakârlık yaptım? Şimdi onlar kendi hayatlarını kurarken beni unutmalarına sebep ben miyim?
Şimdi size soruyorum: Bir anne olarak çocuklarımdan sevgi ve ilgi beklemek hakkım değil mi? Yalnızlık kader mi yoksa toplumun bize dayattığı bir sonuç mu? Siz olsanız ne yapardınız?