Gecenin Karanlığında Gelen Ziyaret: Bir Gelinin Güncesi

Telefonun tiz sesi gecenin sessizliğini yırtarken, yorganın altında titreyen ellerimle gözlerimi ovuşturdum. Serkan yanımda değildi; iki saat önce iş için Ankara’ya gitmişti. Evde yalnızdım ve saat gece yarısını çoktan geçmişti. Kim bu saatte arar ki? Annem mi, yoksa kötü bir haber mi var? Kalbim göğsümden çıkacak gibi atarken, ekranda beliren ismi görünce nefesim kesildi: Habibe Hanım. Kayınvalidem.

Açıp açmamak arasında tereddüt ettim. Sonunda telefonu açtım, sesim titriyordu: “Alo?”

“Zeynep, kızım, kapıyı aç. Kapının önündeyim.”

Bir an donakaldım. Ne diyeceğimi bilemedim. “Anneciğim, bu saatte… Bir şey mi oldu?”

“Çok konuşma, üşüdüm burada. Aç kapıyı!”

O an içimde bir şeyler koptu. O kadar yıl geçti, hâlâ bana kendimi evin yabancısı gibi hissettirmeyi başarıyordu. Gecenin bir yarısı, habersizce gelmek… Ne bekliyordu benden? Yine mi eleştiri, yine mi laf sokmalar?

Kapıyı açtığımda, elinde büyükçe bir valizle karşımda duruyordu. Yorgun ama kararlı bakışlarıyla içeri girdi. “Serkan yok mu?” dedi, evi şöyle bir süzdü.

“Yok anneciğim, iş için Ankara’ya gitti. Yarın dönecek.” dedim, sesimi olabildiğince sakin tutmaya çalışarak.

“İyi… O zaman ben burada kalırım bu gece. Yarın sabah konuşacaklarımız var.” dedi ve valizini salona bıraktı.

O an anladım ki bu gece uzun geçecekti.

Küçükken annem hep derdi: “Evlenince asıl hayat başlar kızım.” O zamanlar anlamazdım. Şimdi ise her geçen gün daha iyi anlıyorum. Kayınvalidemle aynı evde kalmak, hele ki Serkan yokken… Bu bir sınavdı adeta.

Mutfakta çay koyarken ellerim titriyordu. Habibe Hanım salonda oturmuş, göz ucuyla evi inceliyordu. “Perdeleri yıkamış mısın? Şu koltukların kılıfları da değişmeli artık,” dedi usulca ama iğneleyici bir tonda.

“Evet anneciğim, geçen hafta yıkadım hepsini,” dedim ama içimdeki öfkeyi bastırmakta zorlanıyordum.

Çayları getirdim, karşısına oturdum. Bir süre sessizlik oldu. Sonra birden sordu: “Serkan’la aranız nasıl?”

Bir an ne diyeceğimi bilemedim. “İyi anneciğim… Her şey yolunda,” dedim ama gözlerimi kaçırdım.

“Bak kızım,” dedi, sesi yumuşamıştı ama gözleri hâlâ sertti. “Ben de gelindim bir zamanlar. Kolay değil biliyorum. Ama aile olmak fedakârlık ister. Sen de biraz daha sabırlı olacaksın. Serkan’ın işi zor, senin ona destek olman lazım.”

İçimde biriken gözyaşlarını zor tuttum. Yıllardır hep aynı cümleler… Hep benden beklenen sabır, hep benden beklenen fedakârlık… Peki ya ben? Benim hislerim, benim ihtiyaçlarım?

O gece uyuyamadım. Habibe Hanım yan odada horul horul uyurken ben tavana bakıp düşündüm: Ne zaman kendi hayatımı yaşayabilecektim? Ne zaman “ben” olabilecektim?

Sabah erkenden kalktım, kahvaltı hazırladım. Habibe Hanım sofraya oturduğunda yine eleştiriler başladı: “Zeytinleri neden böyle koydun? Peynir niye bu kadar az? Çay demli olmamış…”

Bir noktada patladım: “Anneciğim, elimden geleni yapıyorum ama bazen çok yoruluyorum. Lütfen biraz anlayışlı olun.” dedim.

Bunu söylememle birlikte evin havası buz gibi oldu. Habibe Hanım kaşlarını çattı: “Ben sana kötülük mü ediyorum Zeynep? Senin iyiliğin için söylüyorum! Bizim zamanımızda böyle miydi? Herkes büyüklerine saygılıydı!”

Gözlerim doldu ama ağlamamaya çalıştım. “Ben de size saygısızlık etmiyorum anneciğim ama bazen kendimi çok yalnız hissediyorum bu evde… Serkan da sürekli işte… Sizinle konuşmak istedim sadece.”

Bir an sustu, bana baktı. Sonra başını çevirdi: “Sen de haklısın belki… Ama kolay değil kızım, kolay değil…”

O gün boyunca evde garip bir sessizlik vardı. Habibe Hanım bazen bana bakıyor, bazen pencereden dışarıya dalıyordu. Akşamüstü valizini topladı, gitmeye hazırlanırken kapıda durdu:

“Zeynep… Ben de yalnızım aslında. Oğlum büyüdü gitti, evde tek başıma kaldım. Belki de sana yük oluyorum ama başka gidecek yerim yok bazen…”

O an ilk defa onu gerçekten anladığımı hissettim. Yalnızlık sadece bana ait değildi; o da kendi yalnızlığında kaybolmuştu.

Serkan eve döndüğünde olanları anlattım. Sadece dinledi, hiçbir şey demedi. O da arada kalmıştı; annesiyle eşi arasında sıkışıp kalmıştı.

Şimdi düşünüyorum da; aile olmak ne kadar zor bir şeymiş meğer… Herkesin kendi acısı, kendi beklentisi var bu hayatta. Peki ya biz kadınlar? Hep sabretmek zorunda mıyız? Yoksa bazen kendi mutluluğumuz için de savaşmalı mıyız?

Siz olsaydınız ne yapardınız? Annemi mi kırardınız, kendinizi mi feda ederdiniz?