Oğlumun Cesaretiyle Değişen Hayatım: Kendi Yolumu Bulma Hikayem
“Anne, ben bankadaki işimi bırakıyorum.”
O an mutfakta elimde çay bardağıyla donup kaldım. Oğlum Emre’nin gözlerinde kararlılık vardı, ama sesinde titrek bir umut. “Ne diyorsun Emre? Şaka mı bu?” dedim, sesim istemsizce yükseldi. O ise başını öne eğip, “Hayır anne, çok ciddiyim. Fotoğrafçılık yapmak istiyorum. Hayatımı buna adayacağım,” dedi.
İçimde bir fırtına koptu. Yıllarca Emre’yi okutmuş, iyi bir üniversiteye göndermiş, mezuniyetinde gözyaşlarıyla gurur duymuştum. Bankada işe başladığında ailemize, akrabalara karşı başım dik dolaşıyordum. Şimdi ise oğlum, herkesin imrendiği o ‘güvenli’ işi bırakıp, elinde makineyle sokak sokak dolaşmak istiyordu. “Emre, oğlum bak… Herkesin bir hayali olur ama gerçekler var. Fotoğrafçılıkla ne yapacaksın? Ev mi geçindireceksin?”
Emre derin bir nefes aldı. “Anne, ben mutlu değilim. Her sabah işe giderken içim sıkışıyor. Hayatımın geri kalanını böyle geçirmek istemiyorum.”
O gece sabaha kadar uyuyamadım. Eşim Halil de benim gibi endişeliydi ama o daha çok suskunluğa gömülmüştü. “Bırak yapsın, belki aklı başına gelir,” dedi sadece. Ama ben biliyordum; Emre inatçıdır, başladığı işi yarım bırakmaz.
Günler geçti. Emre işten ayrıldı, evde daha çok vakit geçirmeye başladı. Elinde fotoğraf makinesiyle İstanbul’un ara sokaklarında kayboluyor, bazen gece yarısı eve dönüyordu. Komşuların lafları kulağıma gelmeye başlamıştı bile: “Oğlun işsiz mi kaldı?” “Gençler iyice şaşırdı artık.”
Bir gün annem aradı. “Kızım, Emre’ye sahip çık. Gençlikte hata yapılır ama sonu kötü olur.” İçimdeki korku büyüdü. Emre’ye belli etmemeye çalışıyordum ama her fırsatta laf sokuyordum: “Bak yine geç kaldın, bu işten hayır gelmez.” O ise sessizce odasına çekiliyordu.
Bir sabah Emre’nin odasında eski bir fotoğraf albümü buldum. İçinde çocukluğundan beri çektiği fotoğraflar vardı; babasıyla balık tutarken, ilkokulda 23 Nisan gösterisinde, hatta benim mutfakta yemek yaparkenki halimi bile çekmişti. O an fark ettim; Emre’nin tutkusu yeni değildi, yıllardır içindeydi.
Bir akşam sofrada Halil’le tartışmaya başladık. “Sen de bir şey söyle oğluna! Böyle başıboş dolaşmasına izin mi vereceğiz?” dedim öfkeyle. Halil ise gözlerini yere indirdi: “Belki de biz yanlış düşünüyoruz Sevgi. Bizim zamanımızda işler farklıydı ama şimdi gençler başka türlü mutlu oluyor.”
O an içimde bir şey kırıldı. Yıllardır kendi isteklerimi bastırmıştım; gençken öğretmen olmak istemiştim ama babam izin vermemişti. Evlenip çocuk sahibi olunca hayallerimi unutmuştum. Şimdi oğlumun hayalini yaşamasına engel oluyordum.
Bir sabah Emre’yle kahvaltı ederken ona sordum: “Gerçekten mutlu musun?” Gözleri parladı: “Evet anne, ilk defa kendimi özgür hissediyorum.”
O gün karar verdim; oğluma destek olacaktım. Onunla birlikte Kadıköy’de bir fotoğraf sergisine gittik. İnsanlar Emre’nin çektiği fotoğraflara hayran kaldı, bazıları satın almak istedi. O an oğlumun gözlerinde yıllardır görmediğim bir mutluluk gördüm.
Ama hayat kolay değildi; maddi sıkıntılar baş göstermeye başladı. Evde tartışmalar arttı, faturalar birikiyordu. Halil’in işi de iyi gitmiyordu. Bir akşam elektrik faturasını ödeyemediğimiz için ev karanlıkta kaldı. Emre üzgün bir şekilde bana sarıldı: “Anne, ben yüzünden bu haldeyiz.”
O an ona sarılıp ağladım: “Hayır oğlum, senin yüzünden değil. Belki de ilk defa gerçekten yaşıyoruz.”
Bir süre sonra ben de kendi hayatımı sorgulamaya başladım. Yıllardır ev hanımıydım ama içimde hep bir eksiklik vardı. Emre’nin cesareti bana ilham verdi; belediyenin açtığı aşçılık kursuna yazıldım. İlk gün çok heyecanlandım, ellerim titredi ama yıllar sonra ilk defa kendim için bir şey yapıyordum.
Kursta yeni arkadaşlar edindim, küçük bir catering işi kurduk. İlk siparişimizi aldığımızda gözlerim doldu; kendi emeğimle para kazanmanın gururunu yaşadım.
Emre de yavaş yavaş tanınmaya başladı; bir dergi onun fotoğraflarını yayınladı, sosyal medyada takipçi sayısı arttı. Artık komşular da farklı konuşuyordu: “Oğlun ne güzel işler yapıyor!”
Ama en önemlisi ailemiz değişmişti; artık birbirimizi daha iyi anlıyor, destek oluyorduk. Halil bile emeklilikten sonra bahçede organik tarıma başladı.
Şimdi bazen geçmişe bakıyorum da… Eğer oğlumun cesaretine kulak vermeseydim, belki de hayatım boyunca pişmanlıklarla yaşayacaktım.
Peki siz hiç sevdiklerinizin hayallerine engel oldunuz mu? Ya da kendi hayallerinizden vazgeçtiniz mi? Cesaret bazen en yakınlarımızdan gelir; sizce risk almadan gerçek mutluluk bulunur mu?