Eski Eşin Düğünü: Bir Kadının Sessiz Fırtınası
“Yeter artık, Zeynep! Bunu bana nasıl yapar?” diye bağırdı Murat, anahtarı duvara fırlatırken. O an, mutfağın kapısında elimde çay tepsisiyle donup kaldım. Gözleri öfkeyle parlıyordu, dudakları titriyordu. Oysa ben sadece akşam yemeğini hazırlamış, huzurlu bir akşam hayal etmiştim. Ama Murat’ın eski eşi, Ayşegül’ün düğün davetiyesi posta kutusuna düştüğü andan itibaren evimizin havası değişmişti.
Bir an için ne yapacağımı bilemedim. Çay tepsisini masaya bırakırken, içimde bir sızı hissettim. “Murat, ne oldu yine? Neden bu kadar sinirlisin?” dedim, sesim titreyerek. O ise bana dönmeden, ayakkabılarını çıkarıp salona geçti. Arkasından gittim. “Ayşegül evleniyormuş,” dedi dişlerinin arasından. “Bunu bana nasıl yapar?”
İçimden ‘Sana ne?’ diye bağırmak istedim. Ama diyemedim. Çünkü Murat’ın gözlerinde gördüğüm o kırgınlık, öfke ve çaresizlik beni susturdu. O an anladım ki, bu sadece bir kıskançlık değildi. Bu, geçmişin kapanmamış defteriydi.
Salonda sessizce oturduk bir süre. Televizyon açıktı ama kimse izlemiyordu. Murat ellerini başının arasına almış, yere bakıyordu. Ben ise koltukta kıpırdamadan oturuyordum. İçimde bir fırtına kopuyordu: Ben onun şimdiki karısıydım ama o hâlâ eski eşinin hayatındaki gelişmelerle sarsılıyordu. Bu adil miydi?
Birden Murat başını kaldırdı ve gözlerimin içine baktı: “Zeynep, anlamıyorsun! Onca yıl birlikteydik… Şimdi başka bir adamla evleniyor. Sanki ben hiç olmamışım gibi!”
O an içimdeki sabır taşı çatladı. “Ama ben buradayım, Murat! Senin yanında… Senin eşinim! Neden hâlâ geçmişte yaşıyorsun?” dedim, gözlerim dolarak.
Bir süre sessizlik oldu. Sadece mutfaktan gelen saat sesi duyuluyordu. Sonra Murat kalktı, pencereden dışarı bakmaya başladı. “Bilmiyorum… Belki de hâlâ bazı şeyleri atlatamadım,” dedi kısık bir sesle.
O gece uyuyamadım. Yanımda yatan adamın nefes alışlarını dinlerken, kendi değerimi sorguladım. ‘Ben onun için ne ifade ediyorum? Eski eşinin gölgesinde mi yaşayacağım hep?’ diye düşündüm. Sabah olduğunda gözlerim şişmişti.
Kahvaltı masasında Murat sessizdi. Ben de öyle… Yumurtayı karıştırırken elim titriyordu. Birden Murat konuştu: “Zeynep… Biliyorum, seni üzüyorum. Ama bazen insan geçmişinden kaçamıyor.”
“Kaçmak istemiyorsan, neden benimle evlendin?” dedim istemsizce.
Bir an dondu kaldı. Sonra başını eğdi: “Seni seviyorum… Ama bazen duygularımı kontrol edemiyorum.”
O gün işe gitmek için kapıdan çıkarken bana sarıldı ama o sarılışta bir eksiklik vardı. Sanki aramızda görünmez bir duvar örülmüştü.
Günler geçti… Ayşegül’ün düğünü yaklaştıkça Murat daha da içine kapandı. Evde sürekli huzursuzluk vardı. Annem aradığında sesimi duyar duymaz sordu: “Kızım, iyi misin? Sesin solgun geliyor.”
“İyiyim anne,” dedim ama değildim.
Bir akşam Murat eve geç geldi. Yorgun ve bitkin görünüyordu. Sofrada önüne tabağı koyarken elimi tuttu: “Zeynep… Benimle konuşur musun?”
Başımı salladım.
“Biliyorum, sana haksızlık ediyorum. Ama Ayşegül’ün hayatına devam etmesi… Sanki ben başarısız olmuşum gibi hissettiriyor.”
İçimdeki öfke kabardı: “Peki ya ben? Benim hislerim? Ben de seninle yeni bir hayata başladım ama sen hâlâ eski eşinin gölgesindesin!”
Gözleri doldu. “Haklısın… Ama insan bazen geçmişini bırakmakta zorlanıyor.”
O gece ilk defa ağladım onun yanında. Sessizce… O ise başını ellerinin arasına alıp oturdu.
Düğün günü geldiğinde Murat bütün gün gergindi. Telefonuna sürekli mesajlar geliyordu; ortak arkadaşlarından fotoğraflar, yorumlar… Ben ise mutfakta kek yapıyordum ama elimdeki hamur bile taş gibi olmuştu.
Akşam olduğunda Murat yanıma geldi: “Zeynep… Bugün benim için zor bir gün oldu. Ama senin yanında olmak istiyorum.”
O an ona sarıldım ama içimdeki kırgınlık geçmemişti.
O gece yatağa uzandığımda tavanı izledim uzun süre. ‘Bir insan geçmişini tamamen geride bırakabilir mi? Yoksa hep bir gölge gibi peşimizde mi sürükleriz?’ diye düşündüm.
Belki de asıl mesele, geçmişi unutmak değil; onunla barışmak ve yeni hayatımıza yer açmak… Ama bunu başarmak o kadar kolay mı gerçekten?
Siz olsaydınız ne yapardınız? Bir insanın geçmişiyle baş edememesi karşısında sabır mı gösterirdiniz yoksa kendi yolunuzu mu çizerdiniz?