Dört Duvar Arasında: Bir Evin Sessiz Çığlığı
“Baba, lütfen… Bu evde artık huzur yok. Sat gitsin, yeni bir başlangıç yapalım!” diye bağırdı abim Murat, gözleri öfkeyle dolu. Annemin ölümünden sonra, evimizin salonunda yankılanan bu cümleyle sarsıldım. Babamın yüzü bir anda bembeyaz oldu, elleri titredi. O an, hayatımın en zor kararlarının eşiğinde olduğumu anladım.
Benim adım Elif. Otuz beş yaşındayım, iki çocuk annesiyim. İstanbul’un kenar mahallelerinden birinde büyüdüm. Annem vefat edeli altı ay oldu. O günden beri babamla abim arasında süren bu kavga, evimizin duvarlarını her geçen gün biraz daha çatlatıyor. Eşim Serkan ise bu tartışmalardan bıkmış durumda. “Kendi aileni toparlayamıyorsun, bizim huzurumuzu da kaçırıyorsun,” diyor her fırsatta. Ama ben ne yapabilirim? Bir yanda babam, bir yanda abim, diğer yanda kendi ailem… Herkes benden bir şey bekliyor.
O gün, abim Murat yine evi satmak için babamı sıkıştırıyordu. “Baba, bak! Bu evin değeri arttı. Satarsak hem sen rahat edersin hem de ben kendi evimi alırım. Ben artık seninle yaşamak istemiyorum!” Babam ise gözlerini yere indirdi, sesi titreyerek cevap verdi: “Bu ev annenin hatırası, Murat. Her köşesinde onun kokusu var. Nasıl bırakayım?”
İçimden bir fırtına koptu. Annemin eski dantelleri hâlâ vitrinde duruyor, mutfakta onun yaptığı reçellerin kavanozları dizili… Babamın haklı olduğu yanlar vardı ama abim de haklıydı: O da kendi hayatını kurmak istiyordu. Ben ise arada kalmıştım; ne babama kıyabiliyordum ne de abime karşı çıkabiliyordum.
O gece Serkan’la tartıştık. “Elif, bak çocuklar etkileniyor. Her gün anneni arıyorlar, dedelerini soruyorlar. Sen ise sürekli oradasın! Bizim ailemiz ikinci planda kaldı,” dedi. Gözlerim doldu ama cevap veremedim. Çünkü haklıydı. Kendi evimde bile misafir gibiydim artık.
Bir hafta sonra babam hastalandı. Yüksek tansiyon, baş dönmesi… Hastaneye kaldırdık. Abim işten izin alamadı, yine ben koşturdum. Hastane koridorunda babamın elini tuttum: “Baba, ne olur kendine dikkat et. Biz sensiz ne yaparız?” Babam gözlerimin içine baktı: “Kızım, ben bu evde ölmek istiyorum. Burası benim yuvam.” O an içimde bir şeyler koptu.
Hastaneden eve döndüğümüzde abimle yine tartıştık. “Elif, bak! Babam yaşlı, bu ev ona ağır geliyor. Satıp küçük bir daire alsak daha iyi olmaz mı? Hem bana da biraz para kalır, çocuklarımı daha iyi okutabilirim.” Abimin sesi yorgundu ama kararlıydı.
Bir akşam Serkan bana ültimatom verdi: “Ya aileni seçersin ya da bizi! Artık dayanamayacağım.” O an dizlerimin bağı çözüldü. Kendi çocuklarımın gözlerine bakamadım. Onlara annelik yapamıyordum çünkü kendi annemin yasını tutuyordum hâlâ.
Bir gece babamın odasına girdim. O eski radyosunu açmış, annemin sevdiği türküyü dinliyordu: “Ah Elif’im… Sen olmasan ben ne yaparım? Murat zaten benden uzaklaştı. Sen de gidersen ben bu evde tek başıma ölürüm.” Gözyaşlarımı tutamadım.
Ertesi gün aile meclisi topladık. Salonda üçümüz oturduk: Babam, abim ve ben. Sessizlik ağırdı.
Murat: “Baba, bak! Ben artık evlenmek istiyorum. Bu evde kalamam. Satarsak herkes rahat eder.”
Babam: “Oğlum, annenin hatırası… Elif’im, sen ne diyorsun?”
O an ilk defa kendi sesimi duydum: “Baba, Murat haklı olabilir ama senin de hislerin önemli. Belki evi satmak yerine bir kısmını kiraya versek? Ya da alt katı Murat’a ayırsak?”
Murat öfkeyle kalktı: “Ben artık bu evde tek bir gün bile kalmak istemiyorum! Ya satarsınız ya da ben sizi hayatımdan çıkarırım!”
Babam gözyaşlarını saklamaya çalıştı: “Oğlum… Ben size ne yaptım? Sadece annenizin hatırasını yaşatmak istedim…”
O gece sabaha kadar ağladım. Serkan yanımda yoktu; çocuklar ise uykularında mırıldanıyordu. Kendimi tamamen yalnız hissettim.
Bir hafta boyunca kimseyle konuşmadım. Babam sessizleşti, abim aramadı bile. Serkan ise bana soğuk davranıyordu.
Bir sabah babam kahvaltıda bana döndü: “Elif’im… Belki de haklısınız. Ben de yoruldum artık. Evi satalım ama bir şartım var: Annenden kalan birkaç eşyayı saklayalım.” Gözlerim doldu; babam ilk defa pes etmişti.
Abime haber verdim; sevinçten havalara uçtu. Ama içimde bir boşluk vardı; sanki annemin ruhunu satıyorduk.
Ev satıldıktan sonra babam küçük bir apartman dairesine taşındı; abim ise kendi evini aldı ve nişanlandı. Ben ise hâlâ kendimi suçlu hissediyorum.
Serkan’la aramız düzeldi mi? Bilmiyorum… Çocuklar mutlu mu? Emin değilim… Ama bildiğim tek şey var: Bir evi satmak sadece duvarlardan vazgeçmek değilmiş; geçmişinden de kopmakmış.
Şimdi geceleri annemin eski dantellerine bakıp düşünüyorum: Acaba doğru olanı mı yaptım? Yoksa herkesin mutluluğu için kendimi mi feda ettim? Siz olsanız ne yapardınız?