Altı Yıl Emekli Anneliği: Yazlarımın Sessiz Fırtınası

“Yine mi gidiyorsun anne?” dedim, sesim titreyerek. Annem valizini kapatırken bana bakmadı bile. “Kızım, köyde işler var. Hem biraz kafa dinlerim. Sen halledersin burayı.” O an içimde bir şeyler koptu. Altı yıldır her yaz aynı sahne: Annem köye gider, ben evde tek başıma kalırım. Sanki herkesin tatil yaptığı o güzelim yazlar, benim için bir ceza gibi geçiyor.

Emekli olduğumda, hayalini kurduğum huzurdan eser yoktu. Aksine, evdeki yüküm iki katına çıkmıştı. Çocuklar büyüdükçe sorunları da büyüdü; eşim Serkan ise işten eve yorgun gelip televizyonun karşısına geçmekten başka bir şey yapmaz oldu. Annem ise, “Sen artık büyüdün, kendi evinin kadınısın,” diyerek her yaz köye kaçardı. Sanki ben büyüdükçe yalnızlığım da büyüyordu.

O sabah annemi uğurladıktan sonra mutfağa girdim. Masanın üstünde yarım bırakılmış kahvaltı, yerde oyuncaklar, salonda Serkan’ın çorapları… Bir an nefesim daraldı. “Ben bu evin hizmetçisi miyim?” diye bağırmak istedim ama sesim çıkmadı. Çocuklar odalarında kavga ediyordu. Küçük kızım Elif, “Anne, abim oyuncağımı aldı!” diye ağlarken, oğlum Mert ise “Anne, bilgisayarım bozuldu!” diye bağırıyordu. Bir yandan bulaşıkları topluyor, bir yandan çocukların derdine koşuyordum.

Akşam olunca Serkan geldi. Yorgun bir yüzle bana baktı: “Yemek hazır mı?” O an içimdeki öfke patladı: “Serkan, ben de yoruluyorum! Her şey bana mı kalacak?” Serkan şaşkınlıkla bana baktı: “Ne oldu yine? Annem mi gitti diye sinirlisin?”

O gece yatağa uzandığımda gözlerim doldu. Annemin yokluğunda evdeki her şey bana kalıyordu. Kimse benim de insan olduğumu, dinlenmeye ihtiyacım olduğunu anlamıyordu. Emekli oldum ama sanki ikinci bir işe başladım: Evdeki görünmez işçi…

Bir gün komşum Ayşe uğradı. Halimi görünce şaşırdı: “Ne oldu sana böyle? Gözlerin şişmiş.” Dayanamadım, her şeyi anlattım. Ayşe elimi tuttu: “Bak canım, senin de hakkın var dinlenmeye. Biraz kendine zaman ayırmalısın.” Ama nasıl? Çocuklar küçük, ev dağınık, Serkan ilgisiz…

Bir akşam çocuklar uyuduktan sonra mutfağa geçtim. Kendime bir çay koyup balkona çıktım. Gökyüzüne bakarken içimden geçenleri düşündüm: “Ben ne zaman kendim olacağım? Hep başkaları için mi yaşayacağım?”

Ertesi gün sabah kahvaltısında Serkan’a döndüm: “Bak Serkan, bu yaz böyle geçmeyecek. Ben de insanım, ben de yoruluyorum. Biraz yardım etmen lazım.” Serkan önce alaycı bir şekilde güldü: “Sen zaten evdesin, neyin yorgunluğu?” O an içimdeki öfke patladı: “Evde olmak demek çalışmamak mı? Senin işin bitince eve geliyorsun, benim işim hiç bitmiyor!”

O gün ilk defa sesimi yükselttim. Çocuklar şaşkınlıkla bana baktı. Serkan ise suratını asıp odasına çekildi. Ama umurumda değildi; yıllardır içimde biriktirdiğim her şeyi dökmüştüm.

Günler geçtikçe evdeki hava değişti. Serkan biraz daha yardım etmeye başladı; en azından sofrayı kurup kaldırıyor, çocuklarla ilgileniyordu. Mert ve Elif de kendi odalarını toplamaya başladılar. Ama yine de her şey kolay değildi.

Bir gün annemi aradım. “Anne, bu yaz çok zor geçiyor,” dedim. Annem ise her zamanki gibi soğukkanlıydı: “Kızım, herkes kendi hayatını yaşar. Sen de alışacaksın.” O an anladım ki annem de yıllarca aynı yalnızlığı yaşamıştı ama hiç belli etmemişti.

Bir akşam Elif yanıma geldi: “Anneciğim, sen üzgünsün galiba.” Gözlerim doldu; küçük kızım bile anlamıştı halimi. Onu kucağıma aldım: “Bazen anneler de yorulur kızım.”

O yaz boyunca kendime küçük kaçamaklar yaratmaya başladım. Sabahları erken kalkıp yürüyüşe çıktım; akşamları kitap okudum; bazen Ayşe’yle kahve içtim. Küçük mutluluklar bulmaya çalıştım.

Ama en çok zoruma giden şey, toplumun beklentileriydi. Herkes emekli olunca rahat edeceğimi sanıyordu; oysa ben daha çok yoruluyordum. Kadının yükü hiç bitmiyordu bu ülkede…

Yaz sonunda annem döndü. Eve girer girmez bana baktı: “Ne oldu sana böyle? Zayıflamışsın.” Gülümsedim: “Biraz zor geçti anne.” Annem başını salladı: “Alışırsın kızım.”

Şimdi yeni bir yaz yaklaşıyor ve ben yine aynı korkuyla bekliyorum annemin gidişini. Ama artık biliyorum ki yalnız değilim; sesimi çıkarınca değişen bir şeyler oluyor.

Bazen düşünüyorum: Biz kadınlar neden hep sessiz kalıyoruz? Neden kendi mutluluğumuzdan vazgeçiyoruz? Sizce de artık değişme zamanı gelmedi mi?