Oğlumun Yıktığı Ev: Bir Annenin Kalbindeki Kırıklar
Kapının camı bir anda tuzla buz oldu. “Yeter artık, anne! Hep Elif, Elif! Ben hiç yokum bu evde!” diye bağırdı Baran. O an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Yıllarca tek başıma büyüttüğüm oğlumun gözlerinde öfke, kırgınlık ve çaresizlik birbirine karışmıştı. Elimdeki anahtarları sımsıkı tutarken, kalbim göğsümden fırlayacak gibiydi.
Baran, lise yıllarından beri hırçındı ama babasının ani vefatından sonra büsbütün değişmişti. O gün, Elif’in üniversiteyi kazanıp İstanbul’a gitmesinin ardından evde bir başımıza kalmıştık. Baran iş bulamıyor, bulsa da uzun süre tutunamıyordu. Ben ise hemşirelikten emekli olduktan sonra, yıllarca dişimden tırnağımdan artırarak aldığım bu küçük evi çocuklarıma bırakmanın hayalini kuruyordum.
Ama işler hiç de hayal ettiğim gibi gitmedi. Baran, işsizliğin ve umutsuzluğun pençesinde her geçen gün daha da içine kapanıyor, öfkesini bana kusuyordu. “Anne, ben de insanım! Elif’e ev alıyorsun, bana ne veriyorsun?” diye defalarca sordu. Oysa ben bu evi ikisine de bırakmak istiyordum; Elif’e yuva olsun diye düşündüğüm için ona vermek istemiştim. Baran’a ise başka bir çözüm bulacağımıza inanıyordum.
Bir akşam, Elif aradı. “Anneciğim, nişanlandık. Düğünden sonra eve taşınmak istiyoruz,” dediğinde gözlerim doldu. Baran odasında kapıyı çarptı. O gece sabaha kadar uyuyamadım. Sabah kahvaltıda ona usulca söyledim: “Baran, bak oğlum… Elif evleniyor. Bu evi ona bırakmak istiyorum. Senin için de başka bir yol bulacağız. Belki birlikte başka bir yere taşınırız ya da sana küçük bir daire kiralarız.”
Baran’ın yüzü bembeyaz oldu. “Yani beni atıyorsun bu evden, öyle mi?” dedi titreyen sesiyle. “Oğlum, öyle deme… Sadece—” Sözümü bitiremeden masayı devirdi. Çay bardakları yere düştü, annemin yadigârı tabak paramparça oldu.
O günden sonra evde huzur kalmadı. Baran her gece geç saatlere kadar dışarıda kalıyor, eve geldiğinde ise ya sessizce odasına kapanıyor ya da bana bağırıp çağırıyordu. Komşular kapıyı çalıp şikâyet etmeye başladı. Bir gün apartman yöneticisi Ayşe Hanım beni kenara çekti: “Fatma Hanım, oğlunuzun hâli iyi değil. Gece yarısı bağırıyor, camları kırıyor. Korkuyoruz vallahi…”
Oğlumun bu hâli beni kahrediyordu ama elimden hiçbir şey gelmiyordu. Bir gün cesaretimi topladım ve Baran’la konuşmaya karar verdim. “Oğlum,” dedim, “Bak, bu böyle gitmez. Sana yardım etmek istiyorum ama önce senin de kendine çeki düzen vermen lazım. Gel birlikte psikoloğa gidelim.” Baran gözlerimin içine baktı; bir an için eski masum bakışlarını gördüm sanki. Sonra başını çevirdi: “Senin psikoloğun Elif olsun! Ben istemiyorum!” dedi ve kapıyı çarpıp çıktı.
Bir hafta sonra Elif ve nişanlısı Murat ziyarete geldiler. Evde gergin bir hava vardı. Murat utangaç bir şekilde bana “Teyzeciğim, biz düğünden sonra buraya taşınsak olur mu?” diye sorduğunda Baran mutfağa koştu ve oradaki sandalyeyi duvara fırlattı. Elif ağlamaya başladı; Murat onu sakinleştirmeye çalıştı.
O gece Baran eve geç geldiğinde sarhoştu. Yüzü kıpkırmızıydı, gözleri kan çanağı gibi… “Beni istemiyorsunuz bu evde! Tamam! O zaman ben de size bırakmam!” diye bağırdı ve eline geçirdiği her şeyi duvara fırlatmaya başladı. Salonun duvarındaki babasının fotoğrafı yere düştü, camı kırıldı. Annemin el emeği dantelleri yırtıldı, koltukların kumaşı bıçakla kesildi.
O an ne yapacağımı bilemedim; sadece ağladım. Komşular kapıya dayandı; polis çağırdılar. Baran’ı zorla dışarı çıkardılar o gece… Sonrası ise tam bir kabus oldu.
Ev darmadağın olmuştu; duvarlar çizilmiş, kapılar kırılmıştı. Elif’in çocukluğundan kalan oyuncakları bile paramparça edilmişti. Oğlumun öfkesi sadece eşyaları değil, yıllardır biriktirdiğim anıları da yok etmişti.
Ertesi gün Elif geldiğinde evi görünce dizlerinin üstüne çöktü ve ağladı: “Anneciğim, neden böyle oldu? Biz ne yaptık ki?” Ona sarıldım ama hiçbir şey söyleyemedim; kelimeler boğazımda düğümlendi.
Baran birkaç gün sonra aradı: “Anne… Özür dilerim… Ama ben artık geri dönemem.” Sesi yorgundu, umutsuzdu. İçimdeki acı daha da büyüdü; bir yanda oğlumun kaybolmuşluğu, diğer yanda kızımın yıkılan hayalleri…
Aylar geçti; evi tamir ettirdik ama hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Elif evlendi ama o eve taşınamadı; Murat’ın ailesinin yanına yerleştiler mecburen. Ben ise her gece boş duvarlara bakıp kendi kendime soruyorum: Nerede yanlış yaptım? Bir anne sevgisi yetmiyor mu bazen? Yoksa çocuklarımızın acısını da mı taşımalıyız omuzlarımızda?
Belki de en büyük yara, insanın kendi evladından aldığı yaradır… Siz olsaydınız ne yapardınız? Bir annenin kalbi kaç kere kırılabilir?