Bir Büyücünün Gölgesinde: Annemin Gidişi ve Kırık Bir Aile

“Baba, annem nereye gidiyor?” diye sordum, gözlerim yaşlarla dolarken. Babam, mutfağın köhne lambasının altında, elleriyle masanın kenarını sıkıca kavramıştı. Annem ise kapının önünde, eski valizini tutuyordu; gözleri bana bakmaktan kaçıyordu. O an, evimizin içindeki hava bile ağırlaşmıştı. Sanki duvarlar üstüme üstüme geliyordu.

O kış akşamı, annem valizini kapının önüne koyduğunda, içimde bir şeyler kırıldı. Annem, “Bir süreliğine gidiyorum, oğlum,” dedi. Ama sesindeki titrekliği fark ettim. Babam ise sadece başını eğdi, tek kelime etmedi. Annem kapıdan çıkarken, arkasından koşmak istedim ama ayaklarım yere çakılmış gibiydi. Kapı kapandıktan sonra evin içi bir anda sessizliğe gömüldü. Sadece mutfaktaki eski saat tik tak sesleriyle bana eşlik ediyordu.

O gece uyuyamadım. Yorganın altında annemin kokusunu aradım, bulamadım. Sabah olduğunda babam kahvaltı hazırlamadan işe gitti. Ben de okula gitmek için hazırlanırken, annemin ördüğü atkıyı boynuma doladım. Okul yolunda komşu kadınlardan biri bana acıyarak baktı; fısıldaştıklarını duydum: “Ayşe Hanım da sonunda dayanamamış demek…”

Küçük kasabamızda herkes birbirini tanırdı. Annemin gidişi hemen duyuldu. Okulda arkadaşlarım bana farklı bakmaya başladılar. Öğretmenim Zeynep Hanım bir gün yanıma gelip, “Her şey yolunda mı?” diye sorduğunda gözlerim doldu ama ağlamadım. Çünkü babam bana “Erkek adam ağlamaz,” demişti.

Babam eve geç gelmeye başladı. Akşam yemeklerini çoğu zaman tek başıma yedim. Bir gün cesaretimi topladım ve sordum:

“Baba, annem ne zaman dönecek?”

Babamın gözleri doldu ama hemen arkasını döndü. “Bilmiyorum,” dedi kısık bir sesle. O an anladım ki, babam da en az benim kadar yalnızdı.

Geceleri annemin yastığını koklayarak uyumaya çalıştım. Bir gün annemden bir mektup geldi. Zarfta sadece birkaç satır vardı: “Seni çok özlüyorum oğlum. Kendine iyi bak. Yakında görüşeceğiz.” Mektubu defalarca okudum, her seferinde gözyaşlarım aktı.

Kasabada dedikodular büyüdü. Komşular babama mesafeli davranmaya başladı. Bir gün markette kasiyer kadın fısıldayarak, “Ayşe Hanım başka biriyle mi gitti acaba?” dediğini duydum. O an içimde bir öfke kabardı ama hiçbir şey diyemedim.

Bir akşam babam sarhoş geldi eve. Masaya oturdu ve başını ellerinin arasına aldı:

“Ben iyi bir baba olamadım galiba… Anneni de seni de kaybettim,” dedi hıçkırarak.

İlk defa babamı bu kadar kırılgan gördüm. Yanına oturup elini tuttum. O gece uzun süre konuştuk. Babam bana annemle yıllardır süren kavgalarını anlattı; geçim sıkıntısından, kasabanın baskısından, birbirlerini anlamamaktan bahsetti.

“Bazen insan en sevdiklerini bile incitebiliyor,” dedi babam.

O günden sonra aramızda bir yakınlık oluştu ama evin içindeki boşluk hiç dolmadı. Annemden arada bir mektup geliyordu ama ne zaman döneceğini asla yazmıyordu.

Bir gün okuldan eve dönerken komşu çocuklarından biri bana taş attı ve “Annesiz çocuk!” diye bağırdı. Eve koşarak gittim ve odama kapanıp saatlerce ağladım. Babama hiçbir şey söylemedim.

Aylar geçti. Babam işten kovuldu; kasabada iş bulmak zorlaştı. Evde para kalmayınca eski eşyalarımızı satmaya başladık. Bir akşam babam bana dönüp, “Belki de başka bir şehre gitmeliyiz,” dedi.

Ama ben annemin dönmesini bekliyordum hâlâ…

Bir gün kapı çaldı. Açtığımda karşımda annemi gördüm; yorgun ve solgun görünüyordu ama gözlerinde bir umut ışığı vardı.

“Oğlum…” dedi ve bana sarıldı.

Babam kapının önünde durdu; önce hiçbir şey demedi, sonra yavaşça anneme yaklaştı:

“Dönmeni beklemiyordum,” dedi boğuk bir sesle.

Annem gözyaşları içinde, “Her şeyi geride bırakıp yeni bir başlangıç yapmak istiyorum,” dedi.

O gece üçümüz aynı masada oturduk; uzun zamandır ilk kez birlikte yemek yedik. Ama hiçbir şey eskisi gibi değildi. Annem ve babam arasında hâlâ çözülemeyen bir mesafe vardı.

Kasaba halkı annemin dönüşünü konuştu günlerce; bazıları hoşgeldin dedi, bazıları ise yüz çevirdi.

Ben ise o akşam yatağımda düşünürken kendime sordum: Bir aileyi gerçekten ne bir arada tutar? Sevgi mi, alışkanlık mı yoksa sadece mecburiyet mi?

Sizce aile olmak ne demek? Birlikte kalmak için ne kadar mücadele etmeli insan?