Sınırların Gölgesinde: Bir Ailenin Sessiz Çığlığı
“Anne, bak! Bak ne yaptım!”
Efe’nin tiz sesi, mutfakta kaynayan çorbanın fokurtusunu bastırdı. Elimdeki bıçağı tezgâha bıraktım, derin bir nefes aldım. İçimde biriken yorgunluk ve sabırsızlık, Efe’nin heyecanına gölge düşürüyordu. “Efe, lütfen… Şu an çok önemli bir işim var. Biraz bekleyebilir misin?” dedim, sesimi yumuşatmaya çalışarak.
Ama Efe, beş yaşının verdiği sabırsızlıkla yanıma koştu, elindeki kağıdı salladı. “Ama anne, bak! Kocaman bir ağaç çizdim! Senin gibi!”
Bir an duraksadım. O anın güzelliğini göremeyecek kadar yorgundum. “Efe, dedim ya, şimdi olmaz!” diye çıkıştım istemeden. Gözleri doldu. Kağıdı yere bırakıp odasına koştu. Kapıyı hızla kapattı.
O an içimde bir şey kırıldı. Annemden duyduğum o soğuk, mesafeli ses yankılandı kulaklarımda: “Şimdi olmaz, işim var.”
Eşim Murat salondan başını uzattı. “Ne oldu yine?” dedi, televizyonun sesini kısarken.
“Bir şey yok,” dedim, ama sesim titriyordu. “Sadece… Efe’ye sınır koymaya çalışıyorum. Sürekli bölüyor, hiç beklemeyi bilmiyor.”
Murat omuz silkti. “Çocuk işte, büyüyünce öğrenir.”
Ama ben biliyordum; öğrenmiyordu. Ben de öğrenememiştim. Annemin ilgisine hep aç kalmıştım. Şimdi aynı hatayı ben mi yapıyordum?
O gece Efe uyuduktan sonra odasına girdim. Küçük elleriyle başını yastığa gömmüş, kağıdı ise göğsüne bastırmıştı. Yanına oturdum, saçlarını okşadım.
Fısıldadım: “Sana bağırmak istemedim oğlum… Ama bazen anneler de yorulur.”
Ertesi sabah kahvaltı sofrasında Efe sessizdi. Yumurtasını karıştırıyor, bana bakmıyordu. İçimde bir suçluluk dalgası kabardı.
“Efe,” dedim yavaşça, “Dün sana bağırdığım için üzgünüm. Ama bazen annelerin de işleri olur, beklemen gerekebilir. Anladın mı?”
Başını salladı ama gözleri hâlâ uzaklardaydı.
O hafta boyunca Efe her seferinde yanıma gelirken duraksadı. Sanki yanlış bir şey yapmaktan korkuyordu. Bu beni daha da üzdü.
Bir akşam Murat’la tartıştık. “Çocuğa fazla baskı yapıyorsun,” dedi Murat. “Bırak çocukluğunu yaşasın.”
“Peki ya bizim sınırlarımız?” dedim öfkeyle. “Her şey onun istediği gibi mi olmalı? Benim de bir hayatım var!”
Murat başını iki yana salladı: “Sen de annene benziyorsun bazen.”
Bu cümle içimi dağladı. Annem… O soğuk kadın… Ben ona benzemek istemiyordum ki!
O gece uyuyamadım. Annemin bana hiç sarılmadığı günleri düşündüm. Hep meşguldü; ya ütü yapar ya yemek pişirirdi. Ben ise köşede sessizce beklerdim.
Sabah Efe’yi okula bırakırken elini tuttum. “Biliyor musun,” dedim, “Ben küçükken annem çok yoğundu. Bazen onunla konuşmak isterdim ama hep beklemem gerekirdi.”
Efe başını kaldırdı: “Sen de mi üzülürdün?”
Gözlerim doldu. “Evet oğlum… Çok üzülürdüm.”
Eve dönerken karar verdim: Sınır koymak demek sevgisiz olmak demek değildi. Ama sevgiyi göstermek için de kendimi feda etmem gerekmiyordu.
O gün Efe okuldan gelince birlikte bir tablo yaptık. Önce ben fırçayı aldım, sonra ona verdim.
“Şimdi sıra sende,” dedim.
Efe heyecanla boyadı. Sonra bana uzattı: “Şimdi sen!”
Birlikte gülüştük.
Akşam Murat geldiğinde tabloyu gösterdik.
“Bak baba!” dedi Efe, “Annemle sırayla yaptık!”
Murat gülümsedi ama gözlerinde bir şaşkınlık vardı.
O akşam Efe yanıma sokuldu: “Anne… Bazen beklemek zor ama seninle birlikte olunca güzel.”
İçimde bir huzur yayıldı.
Ama her şey güllük gülistanlık olmadı tabii… Bir gün Efe yine oyun oynarken yanıma koştu: “Anne! Hemen bak!”
O sırada iş görüşmesi için önemli bir telefon bekliyordum.
“Efe,” dedim, “Şu an konuşamam ama beş dakika sonra seninle ilgileneceğim.”
Gözleri parladı: “Tamam anne! Beş dakika sayacağım!”
Telefon çaldı, görüşmemi yaptım. Sonra Efe’nin yanına gittim.
“Beş dakika bitti mi?” dedi heyecanla.
“Bitti oğlum,” dedim ve sarıldım.
Ama bazen işler yine karıştı… Bir akşam kayınvalidem aradı:
“Ne biçim annesin sen? Çocuğu bekletilir mi? Bizim zamanımızda çocuklar baş tacıydı!”
İçimde öfke kabardı ama sakin kalmaya çalıştım.
“Anneciğim,” dedim, “Çocuklarımıza sınır koymak onları sevmemek demek değil ki… Onlara hayatı öğretmek zorundayız.”
Kayınvalidem homurdandı: “Sen bilirsin…”
Telefonu kapattığımda Murat bana baktı: “Zor iş değil mi?”
Başımı salladım: “Hem de nasıl…”
Bir akşam Efe odasında ağlıyordu. Yanına gittim.
“Ne oldu oğlum?”
“Herkes bana kızıyor… Okulda da öğretmenim ‘söz hakkı istemeden konuşma’ dedi… Ben sadece anlatmak istiyorum!”
Küçücük kalbiyle dünyayı anlamaya çalışıyordu.
Onu kucağıma aldım: “Biliyor musun Efe… Bazen insanlar birbirini dinlemeyi unutuyor. Ama sen anlatmak istediğinde ben seni dinleyeceğim. Ama bazen de başkalarını beklemeliyiz, çünkü herkesin zamanı değerli.”
Gözyaşlarını sildi: “Peki anne…”
O gece uzun uzun düşündüm: Biz çocuklarımıza sınır koyarken onları kırıyor muyuz? Yoksa onları hayata mı hazırlıyoruz?
Bir sabah Efe yanıma geldi:
“Anne… Bugün okulda sıra beklerken sabrettim! Öğretmenim aferin dedi!”
Gözlerim doldu; ona sarıldım.
Hayat böyle işte… Her gün yeni bir sınav, yeni bir denge arayışı…
Bazen düşünüyorum: Sınır koymak mı daha zor, yoksa sevgiyi göstermek mi? Sizce hangisi? Çocuklarımıza nasıl hem sınır koyup hem sevgimizi gösterebiliriz? Yorumlarınızı merak ediyorum.