Bir Kardeşin Yükü: Evdeki Yabancı
“Senin yüzünden annemle babam boşanacak, biliyor musun hala?” diye bağırdı Elif, gözleri öfkeyle dolu, sesi apartmanın koridorunda yankılanıyordu. O an, elimdeki anahtarlar yere düştü. Sanki bütün apartman, bütün mahalle, hatta bütün şehir bu cümleyi duymuş gibi hissettim. Yıllardır İstanbul’da kendi halinde yaşayan bir kadındım; öğretmenlik yapıyor, küçük dünyamda huzur arıyordum. Ama o akşam, kapımın önünde titreyen yeğenim Okan’ı içeri almakla hayatımın en büyük hatasını mı yaptım bilmiyorum.
Okan, kız kardeşim Zeynep’in oğluydu. Zeynep’le aramızda çocukluğumuzdan beri ince bir rekabet vardı. O hep daha güzel, daha popülerdi; ben ise derslerimde iyiydim. Annemiz bile bazen “Sen de ablan gibi çalışkan ol” derdi ona. Ama yıllar geçti, ben İstanbul’a geldim, o ise memlekette kaldı. Evlenip iki çocuk yaptı. Sonra kocası işsiz kaldı, borçlar birikti, evde huzur kalmadı. Bir gün Zeynep aradı: “Okan’ı birkaç hafta yanında kalmaya göndersem? Burada ortam kötüleşti.”
Okan geldiğinde on yedi yaşındaydı. Sessizdi, içine kapanıktı. İlk başta odasına çekildi, yemeklerde bile konuşmazdı. Ama zamanla açıldı. Bir gün okuldan eve döndüğümde onu mutfakta ağlarken buldum. “Halam, annemle babam sürekli kavga ediyor. Ben burada kalabilir miyim?” dedi. İçim parçalandı. Kendi çocuğum yoktu; Okan’a sahip çıkmak istedim.
Ama işler hiç de düşündüğüm gibi gitmedi. Okan’ın İstanbul’daki yeni hayatı ona iyi gelmedi. Okula uyum sağlayamadı, arkadaş edinemedi. Bir süre sonra geceleri eve geç gelmeye başladı. Bir gün cüzdanımdan para eksildiğini fark ettim. Önce kendime konduramadım; belki yanlış hatırlıyorum dedim. Ama birkaç gün sonra yine aynı şey oldu.
Bir akşam Okan’la yüzleştim:
— Okan, cüzdanımdan para mı aldın?
Başını öne eğdi, gözleri doldu:
— Özür dilerim hala… Çok utanıyorum ama… Arkadaşlarım dışarı çıkmak istedi, param yoktu…
O an ona kızamadım bile. Ama içimde bir şeyler kırıldı.
Zeynep’e durumu anlatmak istedim ama cesaret edemedim. Onun yerine Okan’la daha çok ilgilenmeye başladım; birlikte ders çalıştık, sinemaya gittik. Ama mahallede dedikodular başladı: “Bekâr kadın evinde genç oğlan besliyor.” Komşum Ayşe teyze bir gün kapımı çalıp sordu:
— Kızım, bu çocuk kim? Akraba mı gerçekten?
Yutkundum:
— Evet Ayşe teyze, kız kardeşimin oğlu.
Ama bakışlarından inanmamıştı.
Bir süre sonra Zeynep aradı:
— Okan’ın okulda kavga ettiğini duydum! Ne oluyor orada?
Savunmaya geçtim:
— Zeynep, çocuk burada çok zorlanıyor. Ona biraz zaman verelim.
Ama Zeynep’in sesi buz gibiydi:
— Sen benim oğlumu benden koparıyorsun! Herkes bana laf sokuyor köyde! “Ablan oğlunu elinden aldı” diyorlar!
O günden sonra Zeynep’le aramızda soğuk bir savaş başladı. Annem aradı bu kez:
— Kızım, kardeşin perişan oldu! Okan’ı geri gönder!
Ama Okan gitmek istemedi. “Halam ben burada kalmak istiyorum,” dedi gözleri dolu dolu.
Bir sabah işe gitmek için hazırlanırken kapı çaldı. Karşımda Zeynep ve annem vardı. Yüzleri öfke ve kırgınlıkla doluydu.
Zeynep bağırdı:
— Sen benim ailemi dağıttın! Oğlumu bana düşman ettin!
Annem ise sessizce ağlıyordu.
Okan odasından çıktı:
— Anne… Ben burada mutluyum…
Zeynep’in gözleri doldu:
— Demek ki ben kötü anneyim!
O an ne diyeceğimi bilemedim.
Okan’ı zorla alıp götürdüler o gün. Evde bir başıma kaldım; duvarlar üstüme üstüme geldi sanki. Mahalledeki dedikodular daha da arttı: “Ablasıyla kavga etmiş, yeğeniyle ne işler çevirdi kim bilir…” Okulda bile mesafeli davranmaya başladılar bana.
Aylar geçti, Zeynep’le hiç konuşmadık. Annem hastalandı; hastanede başında nöbet tuttuk ama birbirimize tek kelime etmedik. Okan ise içine kapanmıştı; bana gizlice mesaj atıyordu: “Halam seni çok özledim.”
Bir gün annem vefat etti. Cenazede herkes birbirine küs, herkes birbirine yabancıydı. Zeynep yanıma yaklaşmadı bile. Okan ise uzaktan bana bakıp ağladı.
Şimdi evimde tek başıma oturuyorum ve her gece kendime aynı soruyu soruyorum: Bir akşam kapımı çalan yeğenimi içeri almakla doğru mu yaptım? Yoksa ailemi sonsuza dek kaybettim mi? Siz olsanız ne yapardınız? Aile olmak ne demek gerçekten?