Duaların Gücü: Bir Ailenin Hafıza Kayıplarıyla Savaşı

“Sen kimsin?” dedi annem, gözleri bomboş bakarken. O an, içimde bir şeyler koptu. Annem, hayatım boyunca bana en çok sarılan, en çok güldüren, en çok ağlatan kadındı. Şimdi ise, bir yabancı gibi bana bakıyordu. “Anne, ben Elif’im… Kızın…” dedim titreyen sesimle. Dudakları kıpırdadı, ama hiçbir şey hatırlamıyordu. O sabah, evimizin mutfağında çayın altını yakarken başlayan sıradan gün, bir anda kabusa dönüştü.

Babam hemen hastaneye koşmamızı istedi. “Elif, çabuk hazırlan! Annenin durumu iyi değil!” diye bağırdı. Arabada annemin ellerini tutmaya çalıştım, ama o eller artık bana ait değildi sanki. Gözlerimden yaşlar süzülürken, babam direksiyona öyle bir asıldı ki, sanki hızla gitmekle zamanı geri alabilecekti.

Hastanede doktorlar anneme testler yaptı. Sonunda nöroloji doktoru, “Alzheimer’ın başlangıcı olabilir,” dediğinde, babamın omuzları çöktü. Annem ise hala etrafına şaşkın şaşkın bakıyordu. O an, hayatımızın artık eskisi gibi olmayacağını anladım.

O gece eve döndüğümüzde, evde bir sessizlik vardı. Annem odasında uyurken, babamla salonda oturduk. “Elif,” dedi babam, “Bunu nasıl atlatacağız bilmiyorum.” Gözleri dolmuştu. O güçlü adamı ilk kez bu kadar çaresiz gördüm. “Baba,” dedim, “Belki de dua etmeliyiz.” Babam başını salladı. O günden sonra her akşam birlikte dua etmeye başladık.

İlk zamanlar annem her sabah beni yeniden tanımaya çalışıyordu. Bazen bana “Hemşire hanım” diyordu, bazen de “Komşunun kızı.” Ama bazı günler, gözlerinde bir ışık yanıyor ve “Elif!” diye sarılıyordu bana. O anlar benim için bir mucizeydi.

Bir gün annemle eski fotoğraflara bakarken, birden ağlamaya başladı. “Bu çocuk kim?” dedi, parmağıyla küçükken çekilmiş bir fotoğrafımı göstererek. İçim parçalandı. “O benim anneciğim… Senin kızın.” Annem başını salladı ve fısıldadı: “Çok güzelmiş…”

O günün gecesi dua ederken ellerimi daha sıkı yumdum. “Allah’ım,” dedim, “Annemin hafızasını geri veremiyorsan bile, ona huzur ver.” Babam yanımda sessizce ağlıyordu.

Zaman geçtikçe annemin hastalığı ilerledi. Evdeki eşyaları tanımaz oldu; bazen kendi odasını bile bulamıyordu. Bir gün mutfakta ocağı açık unuttu ve neredeyse yangın çıkacaktı. O günden sonra babamla dönüşümlü olarak başında beklemeye başladık.

Akrabalarımızdan bazıları arayıp geçmiş olsun dedi; bazıları ise annemin halini görmeye bile gelmedi. Komşularımızdan Ayşe Teyze ise her gün çorba getirip kapımıza bırakıyordu. İnsanların gerçek yüzünü bu süreçte gördüm.

Bir akşam babamla tartıştık. “Sen de işe gitmiyorsun artık Elif! Böyle giderse geçinemeyeceğiz!” dedi sinirle. Ben de bağırdım: “Anneye kim bakacak peki? Onu huzurevine mi verelim?” Babam sustu, gözleri doldu. O gece ikimiz de sabaha kadar uyuyamadık.

Bir sabah annem uyanıp bana baktı ve gülümsedi: “Elif’im… Kızım…” dedi usulca. O an dünyalar benim oldu. Koşup boynuna sarıldım. Ama birkaç dakika sonra yine her şeyi unuttu.

Zamanla şunu öğrendim: Bazen dua etmek sadece bir mucize beklemek değildir; bazen insanın içindeki gücü bulmasıdır. Annemin hafızası geri gelmedi ama biz aile olarak birbirimize daha çok kenetlendik.

Bir gün camide imamın vaazını dinlerken gözlerim doldu: “Sabır ve dua, insanı ayakta tutar,” diyordu imam bey. O an anladım ki, bizim mucizemiz annemin hafızasının geri gelmesi değil; bu acının içinde bile sevgiyi ve umudu kaybetmemekmiş.

Şimdi annem bazen beni tanıyor, bazen tanımıyor. Ama ben her sabah ona yeniden kendimi tanıtıyorum: “Ben Elif’im anneciğim… Senin kızın.” Ve her gece dua ediyorum: “Allah’ım, bize sabır ver.”

Bazen düşünüyorum: Acaba başka aileler de bizim gibi dua ederek ayakta kalabiliyor mu? Siz olsanız annenizin hafızasını kaybettiğinde ne yapardınız? Lütfen düşüncelerinizi paylaşın; belki birbirimize umut oluruz.