Ailemdeki Görünmezlik: Bir Ablanın Sessiz Çığlığı
“Yeter artık anne! Ben de senin kızınım!” diye bağırdım, sesim titreyerek. Salonda bir anda sessizlik oldu. Babam gazeteyi indirdi, ikiz kardeşlerim Efe ve Emir televizyonun sesini kısıp bana baktı. Annem ise elindeki çay bardağını masaya öyle bir bıraktı ki, camın çatladığını duydum. O an, yıllardır içimde biriktirdiğim her şeyin patlayacağını biliyordum.
Çocukluğumdan beri evimizde hep bir telaş vardı. Ama bu telaş, ikizler doğduktan sonra bambaşka bir şeye dönüştü. Annem sabahları onları okula hazırlarken, ben kendi başıma kahvaltı yapardım. Babam işe giderken ikizlerin saçını okşar, bana ise sadece başıyla selam verirdi. O zamanlar anlamazdım; belki de abla olduğum için daha güçlü olmam gerektiğini düşünürlerdi. Ama büyüdükçe, bu ilgisizliğin içimde açtığı boşluk büyüdü de büyüdü.
Bir gün okuldan eve döndüğümde, annem Efe’nin ödevini yapmasına yardım ediyordu. Emir ise mutfakta annemin yaptığı kekten bir dilim almış, bana bakmadan yemeğine devam ediyordu. “Anne, ben de yardım isterim,” dedim utangaçça. Annem başını kaldırmadan, “Sen zaten büyüksün kızım, halledersin,” dedi. O an içimde bir şeyler koptu ama sustum. Her zaman sustum.
Liseye başladığımda işler daha da zorlaştı. Kendi başıma ders çalışıyor, sınavlara hazırlanıyor, hatta bazen kardeşlerimin ödevlerine de yardım ediyordum. Ama ne zaman bir başarım olsa, annem “Aferin kızım” deyip hemen Efe’nin ya da Emir’in bir sorununu anlatmaya başlardı. Sanki benim duygularım, başarılarım hep ikinci plandaydı.
Bir akşam yemeğinde babam, “Efe bu sene basket takımına seçilmiş,” dedi gururla. Annem hemen ekledi: “Emir de matematik yarışmasında derece aldı.” Ben ise sessizce tabağımdaki pilavı karıştırıyordum. Kimse bana ne yaptığımı sormadı bile. O gece odamda ağladım. Yastığım gözyaşlarımla ıslandı ama kimse fark etmedi.
Bir gün okuldan eve dönerken en yakın arkadaşım Zeynep’e içimi döktüm. “Bazen evde hiç yokmuşum gibi hissediyorum,” dedim. Zeynep omzuma dokundu: “Bunu ailenle konuşmalısın, yoksa bu his seni içeriden kemirir.”
O akşam cesaretimi topladım. Annem mutfakta bulaşık yıkıyordu. Yanına gittim, “Anne, seninle konuşabilir miyim?” dedim. Yüzüme bile bakmadan “Ne oldu kızım?” dedi. Derin bir nefes aldım: “Kendimi evde hiç önemli hissetmiyorum. Sanki sadece Efe ve Emir varmış gibi davranıyorsunuz.”
Annem ellerini kuruladı, bana döndü: “Ne saçmalıyorsun? Sen ablasın, onlar daha çocuk!”
“Ben de çocuğum anne! Benim de duygularım var!” dedim gözlerim dolarak.
O anda babam salondan seslendi: “Ne oluyor orada?”
Annem yüksek sesle cevap verdi: “Senin kızın kendini mağdur ilan ediyor!”
Efe ve Emir kapının önünde durmuş bizi izliyordu. Onların gözlerinde şaşkınlık vardı ama annemin gözlerinde öfke…
O gece ailemde bir şeyler değişti. Annem bana günlerce küstü, babam ise “Ablalık kolay değil” deyip geçiştirdi. Kardeşlerim ise bana karşı mesafeli davranmaya başladı. Sanki ben kötü bir şey yapmıştım da cezalandırılıyordum.
Okulda daha çok vakit geçirmeye başladım. Zeynep’le ders çalışıyor, bazen onun evine gidiyordum. Annesi bana sarılır, “Kızım hoş geldin” derdi; o sıcaklığı kendi annemde hiç hissetmemiştim.
Bir gün eve geç geldim diye annem kapıyı yüzüme kapattı. “Bu evde kurallar var!” diye bağırdı arkamdan. O an içimdeki tüm umutlar söndü. Odamda oturup eski fotoğraflara baktım; bebekken annemin kucağında gülümsüyordum. Ne zaman değişmişti her şey? Ne zaman bu kadar uzaklaşmıştık?
Bir hafta sonra ailece sofradayken babam bana döndü: “Sen de biraz anlayışlı olsan diyorum kızım.”
Dayanamadım: “Ben yıllardır anlamaya çalışıyorum baba! Bir kere de siz beni anlamayı deneseniz?”
Annem kaşığını masaya bıraktı: “Yeter artık! Hepimiz senin etrafında dönemeyiz!”
O an Efe utangaçça lafa girdi: “Abla… Biz seni seviyoruz.” Emir de başını salladı ama gözleri yere bakıyordu.
Gözyaşlarımı tutamadım: “Beni seviyorsunuz ama hiç görmüyorsunuz…”
O gece odamda sabaha kadar düşündüm; acaba ben mi çok hassastım? Belki de ablalık böyle bir şeydi; hep güçlü olmak, hep ikinci planda kalmak… Ama içimdeki çocuk hâlâ annesinin sevgisini arıyordu.
Aylar geçti, ailemle aramdaki mesafe hiç kapanmadı. Üniversite sınavını kazandığımda bile annem sadece “Hayırlı olsun” dedi; Efe’nin lise sınavı daha önemliymiş gibi saatlerce onunla ilgilendi.
Şimdi üniversiteye hazırlanıyorum ve evden ayrılacağım günü sabırsızlıkla bekliyorum. Belki uzaklaşınca annem beni özler, belki o zaman değerimi anlar… Ya da belki hiçbir şey değişmez.
Bazen geceleri pencereden yıldızlara bakıp kendi kendime soruyorum: Sadece sevilmek ve fark edilmek istediğim için kötü evlat mı oldum? Sizce gerçekten bencil miyim? Yoksa ailedeki görünmez çocuk olmak kader mi?