Gelinim Benden Fazla Kazanıyor Diye Torunuma Bakmak İstemiyorum: Bir Anneanne’nin Vicdan Muhasebesi
“Ben senin annen miyim, bakamam!” diye bağırdım telefonda, sesim titredi. O an, torunum Defne’nin ağlama sesi arka planda yankılandı. Oğlum Murat’ın sesi ise yorgun ve çaresizdi: “Anne, ne olur… Birkaç ay sadece. Zeynep’in işi çok iyi gidiyor, ben de iş arıyorum. Defne’yi kreşe veremiyoruz, paramız yok.”
Telefonu kapattıktan sonra ellerim titredi. Salonda yalnız başıma otururken, içimde bir fırtına koptu. Oğlum işsizdi, gelinim Zeynep ise büyük bir şirkette yönetici olmuştu. Herkes gurur duyardı böyle bir gelinle, ama ben… İçimde bir huzursuzluk vardı. Sanki oğlumun yerini Zeynep almıştı evde. Murat’ın sesi her geçen gün daha da kısılıyordu. “Anne, ben de iş bulacağım,” diyordu ama bulamıyordu.
Kendi gençliğim aklıma geldi. Ben de zamanında çalışmak istemiştim ama kayınvalidem, “Kadının yeri evidir,” demişti. O zamanlar içime atmıştım, şimdi ise oğlumun evinde roller değişmişti. Zeynep sabahları takım elbisesiyle çıkıyor, Murat ise Defne’yi kucağında sallıyordu. Bunu kabullenmek bana zor geliyordu.
Bir gün komşum Ayşe Hanım’a dert yandım: “Gelinim benden fazla kazanıyor, oğlum evde oturuyor. Şimdi de torunuma bakmamı istiyorlar.” Ayşe Hanım başını salladı: “Zaman değişti Hatice, kadınlar çalışıyor artık. Ama insanın içi kaldırmıyor işte.”
O gece uyuyamadım. Kafamda bin bir düşünce: Hem oğluma destek olmak istiyorum hem de gururum inciniyor. Torunuma bakarsam, sanki Zeynep’in başarısını onaylamış olacağım gibi geliyor. Ya Murat’ın gururu? Ya benim yıllarca içime attıklarım?
Bir hafta sonra Murat tekrar aradı. Bu sefer sesi daha da çaresizdi: “Anne, Defne ateşlendi. Zeynep izin alamıyor, ben de iş görüşmesine gideceğim. Ne olur gel.”
İçim parçalandı. “Tamam,” dedim, “yarın ilk otobüsle geliyorum.”
Ertesi sabah Ankara’dan İstanbul’a yola çıktım. Otobüste camdan dışarı bakarken gözlerim doldu. Kendi anneliğim, gelinliğim, yıllar önceki hayallerim aklıma geldi. Bir kadın olarak hep susmuştum; şimdi ise oğlumun evinde kadın sesi yükseliyordu.
Eve vardığımda Zeynep kapıyı açtı. Gözleri uykusuzluktan morarmıştı ama yine de gülümsedi: “Hoş geldiniz anne.” İçeri girdim, Defne ateşler içinde yatıyordu. Murat ise köşede sessizce oturuyordu.
Zeynep işe gitmek için hazırlanırken bana döndü: “Anne, çok teşekkür ederim. Sizin desteğiniz olmasa ne yapardık bilmiyorum.”
Bir an duraksadım. İçimdeki kırgınlıkla karışık bir minnettarlık hissettim. Defne’nin başını okşadım, alnındaki ateşi hissettim. O an torunumun bana ihtiyacı vardı; ne gurur ne de eski yaralar önemliydi.
Zeynep kapıdan çıkarken Murat yanıma geldi: “Anne, biliyorum zorlanıyorsun ama başka çaremiz yok.”
O gün Defne’yle ilgilenirken geçmişte yaşadıklarımı düşündüm. Kayınvalidemin bana söyledikleri, kendi annemin suskunluğu… Şimdi ise ben torunuma bakıyordum ama içimde bir huzursuzluk vardı: Sanki kendi oğlumun başarısızlığını kabullenmiş gibi hissediyordum.
Akşam Zeynep eve döndüğünde elinde bir kutu baklava vardı: “Anneciğim, iş yerinde terfi aldım bugün.” Gözleri parlıyordu ama Murat’ın yüzü gölgelendi.
O gece sofrada sessizlik hakimdi. Zeynep mutluydu ama Murat içine kapanmıştı. Ben ise ikisinin arasında sıkışıp kalmıştım.
Ertesi gün komşuları Şule Hanım uğradı: “Hatice Abla, ne güzel gelinin çalışıyor! Bizim kız da iş bulsa keşke…”
Şule Hanım gittikten sonra Murat bana döndü: “Anne, insanlar dalga geçiyor mu sence? Evde oturuyorum diye…”
Ne diyeceğimi bilemedim. Oğlumun gözlerinde utanç gördüm. Ona sarıldım: “Oğlum, hayat bazen böyle olur. Sen elinden geleni yapıyorsun.”
Ama içimde hâlâ bir huzursuzluk vardı. Zeynep’in başarısı beni hem gururlandırıyor hem de yaralıyordu. Kendi gençliğimde sahip olamadığım özgürlüğü şimdi gelinimde görmek… Acaba kıskanıyor muydum?
Bir hafta boyunca Defne’ye baktım. Her gün Zeynep işe giderken bana minnetle bakıyor, Murat ise sessizce köşesine çekiliyordu.
Bir akşam Murat’la mutfakta yalnız kaldık:
“Anne,” dedi, “sence ben başarısız mıyım?”
Gözlerim doldu. “Hayır oğlum,” dedim, “ama hayat bazen adil değil.”
“Zeynep benden fazla kazanıyor diye utanıyorum,” dedi fısıltıyla.
O an anladım ki mesele sadece para değildi; mesele gururdu, erkeklikti, ailedeki rollerdi.
O gece yatağımda dönüp durdum. Kendi anneliğimle yüzleştim; yıllarca susmuş, boyun eğmiş bir kadın olarak şimdi oğlumun kırılganlığını izliyordum.
Bir sabah Zeynep kahvaltıda bana döndü:
“Anneciğim, siz olmasanız bu evi ayakta tutamazdık.”
Gözlerim doldu ama içimde bir boşluk vardı. Oğlumun gözleri hâlâ mutsuzdu.
Dönüş günü geldiğinde Defne’ye sarıldım, kokusunu içime çektim. Zeynep bana teşekkür etti, Murat ise sessizce kapıya kadar eşlik etti.
Otobüste eve dönerken düşündüm: Ben torunuma bakarak aileme destek oldum mu? Yoksa oğlumun gururunu daha da mı incittim? Kadının çalışması mı suçtu, yoksa erkeğin işsizliği mi? Ya da asıl mesele bizim eski yaralarımız mıydı?
Şimdi size soruyorum: Bir anne olarak doğru olanı yaptım mı? Yoksa kendi gururum ve geçmişimin gölgesinde mi kaldım? Siz olsanız ne yapardınız?