On Altı Yaşında Bir Sır: Evimizin İçindeki Fırtına
“Ne yaptın sen, Emir?!” Annemin sesi, mutfağın duvarlarında yankılanırken, Aylin’in elini daha sıkı tuttum. Babam ise gözlerini kısarak bana bakıyordu; sanki bir yabancıymışım gibi. O an, içimdeki korku ve pişmanlık birbirine karıştı. Aylin’in karnı belirginleşmişti, gözleri ise ağlamaktan şişmişti. Oysa ben sadece on altı yaşındaydım ve hayatımda ilk defa birine gerçekten yardım etmek istemiştim.
Her şey üç hafta önce başladı. Okulun koridorunda köşeye sinmiş, sessizce ağlayan bir kız dikkatimi çekmişti. Aynı okulda okuyor ama farklı sınıflardaydık. Herkes ondan uzak duruyordu; dedikodular havada uçuşuyordu. “Karnındaki çocuk kimden acaba?” diye fısıldaşıyordu kızlar. O gün yanına oturdum. “İyi misin?” dedim. Gözlerini kaçırdı, cevap vermedi. Ama ertesi gün yine oradaydı ve yine yalnızdı.
Bir akşamüstü, okul çıkışında yağmur başlamıştı. Aylin’in üstünde ince bir mont vardı, titriyordu. Şemsiyemi uzattım. “Eve kadar eşlik edeyim mi?” dedim. Başta istemedi ama sonra sessizce başını salladı. Yolda konuşmadık, ama vedalaşırken bana ilk defa baktı: “Teşekkür ederim.”
O günden sonra aramızda görünmez bir bağ oluştu. Herkesin dışladığı Aylin’e ben sahip çıkmak istedim. Bir gün okulun arka bahçesinde otururken, gözyaşları içinde anlattı: “Annem öldü, babam başka şehirde çalışıyor. Teyzemde kalıyorum ama orada istenmiyorum. Karnımdaki bebekten dolayı herkes bana düşman.”
O an kararımı verdim. “Bizim evde kalabilirsin,” dedim. O kadar şaşırdı ki, gözleri doldu. “Ailen izin verir mi?” diye sordu titrek bir sesle. “Ben hallederim,” dedim ama içimde fırtınalar kopuyordu.
O gece anneme her şeyi anlattım. Babam işten gelince tekrar konuştuk. Annem önce bağırdı: “Sen daha çocuksun! O kızın başına gelenler seni ilgilendirmez!” Babam ise sessizce dinledi, sonra yavaşça konuştu: “Emir, bu büyük bir sorumluluk.”
Ama ben kararlıydım. “Ona yardım etmezsek kim edecek? Herkes dışlamış onu.”
Ertesi gün Aylin’i eve getirdim. Mahalledeki komşuların bakışları üzerimizdeydi. Annem Aylin’e soğuk davrandı; sofrada önüne yemek koydu ama tek kelime etmedi. Babam ise akşamları sessizce gazetesini okudu.
İlk hafta çok zordu. Annem sürekli söyleniyordu: “Evimiz dedikoduya karışacak! Senin yüzünden başımız belaya girecek!” Ben ise her gün Aylin’in yanında olmaya çalıştım; ona derslerinde yardım ettim, birlikte yemek yaptık.
Bir gece annemle babamın tartışmasını duydum:
— Bu çocuk daha on altı yaşında! Kendi hayatını mahvedecek!
— Ama bak, Emir’in vicdanı var. Başkası olsa yüz çevirirdi.
— Ya komşular? Ya okul? Herkes konuşacak!
O konuşmalar kulağımda çınladı. Okulda da işler kolay değildi; arkadaşlarım bana sırt çevirdi, öğretmenler bile mesafeli davranmaya başladı.
Bir gün okul çıkışı, en yakın arkadaşım Kerem önüme çıktı:
— Sen kafayı mı yedin Emir? O kızın çocuğu senden değil ki!
— Biliyorum Kerem, ama yalnız bırakmak istemedim.
— Herkes seninle dalga geçiyor artık.
O an içimde bir kırgınlık hissettim ama Aylin’in bana ihtiyacı vardı.
Aylin doğuma yaklaştıkça evdeki gerginlik arttı. Annem bazen gizlice ağlıyordu; babam ise daha çok suskunlaştı. Bir gece Aylin’le mutfakta otururken bana sordu:
— Keşke seni bu kadar zor durumda bırakmasaydım…
— Sen beni zor durumda bırakmadın Aylin. Ben seçtim bunu.
Doğum günü geldiğinde evde panik vardı. Annem ilk başta yardım etmek istemedi ama Aylin’in sancıları artınca hemen ambulansı aradı, yanında oldu. O an annemin gözlerinde gerçek bir şefkat gördüm.
Bebek doğduğunda herkes ağlıyordu; annem bile… Sonra annem bana sarıldı:
— Büyümüşsün oğlum… Hem de bir gecede.
Ama mahalle durmadı; dedikodular arttı. “Emir’in sevgilisi çocuk doğurdu!” diye konuşuyorlardı. Okulda müdür beni çağırdı:
— Emir, bu yaşta böyle sorumluluklar almak kolay değil… Ama insanlığını gösterdin.
Aylin’in teyzesi sonunda aradı; bebeğiyle birlikte geri dönmesini istediğini söyledi. Aylin gitmek istediğini söylediğinde içimde bir boşluk oluştu ama ona engel olmadım.
Aylin giderken bana sarıldı:
— Bana aile oldun Emir… Hiç unutmayacağım.
Evde bir süre sessizlik hakimdi; annem ve babamla ilişkimiz değişti. Artık bana daha çok güveniyorlardı ama ben de çocukluğumu kaybetmiş gibiydim.
Şimdi bazen pencereden dışarı bakarken düşünüyorum: Doğru olanı mı yaptım? Toplumun yargılarından kaçmak mı gerekirdi yoksa vicdanımı dinlemek mi? Siz olsanız ne yapardınız?