Bir Çatı Altında: Saygı ve Kendi Yerim İçin Mücadelem
“Senin yüzünden çocuklar yine geç kaldı, Gülten Hanım!” diye bağırdı Elif, mutfak kapısında elleri belinde. O an, elimdeki çay tepsisi titredi; bardaklardan biri neredeyse yere düşecekti. İçimde biriken kelimeler boğazımda düğümlendi. Oğlum Murat’ın evine taşındığımdan beri, her sabah böyle başlıyordu. Sanki ben, bu evin görünmez hizmetçisi olmuştum.
Eşim vefat ettiğinde, yalnız kalmamak için oğlumun yanına gelmiştim. “Anne, bizimle yaşa, yalnız kalma,” demişti Murat. O zamanlar Elif’in yüzünde de sahte bir gülümseme vardı. “Tabii ki, başımızın üstünde yerin var,” demişti. Ama şimdi, her gün biraz daha fazla yabancı hissediyordum kendimi bu evde.
Sabahları çocukların kahvaltısını hazırlıyor, Elif’in işe yetişmesi için koşturuyor, akşamları ise evi topluyordum. Torunlarım Zeynep ve Emir bana sarıldığında içim ısınıyordu ama Elif’in bakışları her şeyi gölgeliyordu. Bir gün, Zeynep’in saçını örerken Elif içeri girdi:
“Elini çabuk tutar mısın? Geç kalıyoruz!”
O an Zeynep’in gözleri doldu. “Anneanneyle kalmak istiyorum,” dedi sessizce. Elif ise bana dönüp, “Siz de biraz anlayışlı olun artık,” dedi. O an içimde bir şeyler koptu.
Akşam Murat eve geldiğinde sofrayı hazırlamıştım. Elif’in suratından düşen bin parça. Murat ise yorgun, gözleriyle benden özür diler gibi bakıyor. Yemek boyunca kimse konuşmadı. Sonunda dayanamayıp Murat’a sordum:
“Oğlum, ben bu evde fazlalık mıyım?”
Murat başını eğdi. “Anne, lütfen… Sen olmasan biz ne yaparız? Elif de yorgun, işte çok stresli…”
Ama Elif’in gözlerinde başka bir şey vardı: Sabırsızlık, öfke ve belki de kıskançlık. O gece odama çekildiğimde ağladım. Eşimle geçirdiğim yılları düşündüm; onun yanında kendimi hep değerli hissetmiştim. Şimdi ise bir yük gibi hissediyordum.
Bir sabah Elif’in annesi aradı. Telefonda yüksek sesle konuşuyordu:
“Gülten Hanım hâlâ sizde mi yaşıyor?”
Elif gözlerini devirdi: “Evet anne, hâlâ burada.”
O an anladım ki bu evde bana ait bir yer yoktu; sadece geçici bir misafirdim sanki.
Bir gün torunlarımı parka götürdüm. Bankta otururken yanımda oturan komşu Ayşe Teyze dertleşmeye başladı:
“Gelin-kayınvalide arasında hep böyle olur kızım. Ama sen de kendini ezdirme.”
O akşam eve döndüğümde Elif kapıda bekliyordu:
“Çocukları neden bu kadar geç getirdiniz? Benim de işim gücüm var!”
Dayanamadım:
“Elif, ben de insanım! Ben de yoruluyorum! Sadece anneanne değilim, bir kadınım, bir insanım!”
O an Murat araya girdi:
“Yeter artık! Bu evde huzur kalmadı!”
O gece sabaha kadar düşündüm. Kendimi suçladım mı? Evet. Ama sonra aynada yüzüme baktım; kırışıklıklarımda yılların emeği vardı. Ben bu aile için çok şey feda etmiştim.
Bir sabah kahvaltıdan sonra Elif bana döndü:
“Belki de kendi evinize dönseniz daha iyi olur Gülten Hanım.”
O an içimde bir şeyler yıkıldı ama gözyaşlarımı göstermedim. Torunlarım bana sarıldı:
“Anneanne gitme!”
Ama gitmem gerektiğini biliyordum. Oğlumla konuştum:
“Murat, ben kendi evime döneceğim.”
Murat’ın gözleri doldu ama Elif’in yüzünde hafif bir rahatlama gördüm.
Eşyalarımı toplarken Zeynep yanıma geldi:
“Anneanne, sen gidince kim saçımı örecek?”
O an ona sarıldım:
“Her zaman yanındayım canım kızım.”
Kendi evime döndüğümde yalnızdım ama huzurluydum. Artık kimseye yük olmadığımı biliyordum ama içimde bir burukluk vardı: Aile olmak neden bu kadar zor? Birlikte yaşamak neden bu kadar incitici olabiliyor?
Şimdi pencereden dışarı bakarken kendi kendime soruyorum: Bir kadının değeri sadece yaptığı fedakârlıklarla mı ölçülür? Yoksa hak ettiği saygıyı görmek için daha ne kadar mücadele etmesi gerekir? Sizce aile olmak ne demek gerçekten?