Üç Ayın Sessizliği: Annemle Aramdaki Uçurum
“Yeter artık, Zeynep! Kaç ay oldu, annenle konuşmuyorsun. Bu iş böyle gitmez!”
Eşim Murat’ın sesi bir kez daha evin salonunda yankılandı. O an, elimdeki çay bardağı titredi, dudaklarımda biriken kelimeler boğazıma düğümlendi. Üç aydır annemle tek kelime konuşmamıştım. Ne bir mesaj, ne bir telefon… Sanki hayatımdan silinmişti. Ama silmek bu kadar kolay mıydı? Annemdi o, beni büyüten, bana hayatı öğreten kadın… Ama aynı zamanda beni en çok inciten, en çok yoran da oydu.
O gün, her şeyin başladığı gün hâlâ gözümün önünde. Annemle mutfakta tartışıyorduk. “Senin evliliğin de benim istediğim gibi olmalı,” demişti. “Bak, Murat iyi çocuk ama senin üstüne çok düşüyor. Kadın dediğin biraz mesafeli olmalı!” O an içimde bir şeyler koptu. Yıllardır onun isteklerine göre şekillenen hayatımda ilk defa kendi sesimi duymak istedim. “Anne, ben kendi hayatımı yaşamak istiyorum,” dedim. Gözleri buz gibi oldu. “Sen bilirsin,” dedi ve arkasını döndü. O günden sonra aramızda bir duvar örüldü.
Murat ise her fırsatta barışmamı istiyordu. “Bak Zeynep, annesiz insan eksik olur. Benim annem vefat ettiğinde neler hissettiğimi bilsen…” Onun bu sözleriyle suçluluk duygum daha da büyüyordu. Ama anneme kırgındım. Yıllarca onun beklentileriyle yaşadım; okuduğum bölümü, giydiğim kıyafeti, hatta evlendiğim adamı bile o seçmiş gibiydi. Şimdi ise kendi kararlarımı almak istedikçe, annem bana yabancılaşıyordu.
Bir akşam Murat yine konuyu açtı:
— “Zeynep, bak yarın anneni aramazsan ben arayacağım. Bu iş böyle olmaz.”
— “Murat, anlamıyorsun! Annemle konuşmak istemiyorum çünkü yine beni suçlayacak. Yine her şeyi benim yüzümden sanacak!”
— “Ama sen de inat ediyorsun! Belki de ilk adımı sen atmalısın.”
O gece sabaha kadar uyuyamadım. Annemin bana çocukken okuduğu masalları hatırladım. Saçlarımı okşayarak söylediği ninnileri… Sonra büyüdükçe değişen tavırlarını düşündüm. Her başarımda gururlanmak yerine eksiklerimi bulmasını… Üniversiteyi kazandığımda bile, “Daha iyisini yapabilirdin,” demişti.
Bir sabah işe giderken otobüste camdan dışarı bakarken gözlerim doldu. Yan koltukta oturan yaşlı bir kadın telefonda kızına sesleniyordu: “Kızım, iyi misin? Akşam yemeğe geliyorsun değil mi?” O an içimde bir boşluk hissettim. Annemi özlemiş miydim? Yoksa sadece annesizliğin ağırlığı mıydı bu?
O gün iş yerinde dalgındım. Arkadaşım Elif yanıma geldi:
— “Zeynep, iyi misin?”
— “Bilmiyorum Elif… Annemle üç aydır konuşmuyorum. Eşim sürekli barışmamı istiyor ama ben hazır değilim.”
Elif derin bir nefes aldı:
— “Bak canım, anneler bazen anlamıyorlar bizi. Ama onlar da insan… Belki de seninle konuşmak için bahane arıyordur.”
Eve döndüğümde Murat kapıda bekliyordu:
— “Aradın mı anneni?”
Başımı iki yana salladım.
— “Zeynep, bak bu inat sana zarar veriyor. Hem bana hem sana…”
O an patladım:
— “Senin annen yok diye benimkini baş tacı etmek zorunda mıyım? Ben de kırgınım! Ben de yoruldum!”
Murat’ın gözleri doldu:
— “Ben sadece aileni kaybetmeni istemiyorum…”
O gece uzun uzun düşündüm. Annemi neden affedemiyordum? Onun sevgisini neden hep koşullu hissetmiştim? Belki de ilk defa kendi hayatımı yaşamak istediğim için suçluydum… Ya da annemin sevgisini hak etmek için çırpınmaktan yorulmuştum.
Ertesi gün telefonumu elime aldım. Annemin numarasını çevirdim ama açmadım. Sadece baktım ekrana… Sonra bir mesaj yazdım: “Anne, nasılsın? Konuşmak ister misin?” Göndermeden önce defalarca sildim yazdıklarımı.
Bir hafta geçti, annemden ses yoktu. İçimdeki öfke yerini hüzne bırakmıştı artık. Bir akşam kapı çaldı. Açtığımda karşımda annemi gördüm. Elinde bir poşet börek vardı.
— “Geçerken uğradım,” dedi kısık sesle.
O an ne diyeceğimi bilemedim.
— “Anne…”
Gözlerimiz buluştuğunda ikimizin de gözleri doldu.
— “Kızım, ben de çok düşündüm bu üç ayı… Belki de fazla karıştım sana. Ama inan ki hep iyiliğini istedim…”
— “Biliyorum anne ama bazen nefes almak istiyorum… Kendi kararlarımı vermek istiyorum…”
Annem başını eğdi:
— “Haklısın kızım… Ben de annemden böyle görmüştüm belki ama seni kaybetmekten korktum…”
O an sarıldık birbirimize. İçimdeki buzlar eridi mi bilmiyorum ama en azından konuşabiliyorduk artık.
O gece Murat’a döndüm:
— “Barıştık sanırım ama her şey eskisi gibi olmayacak biliyorum…”
Murat gülümsedi:
— “Önemli olan konuşabilmek Zeynep… Gerisi zamanla düzelir.”
Şimdi düşünüyorum da; affetmek mi daha zor, yoksa affedilmek mi? Sizce ailede sınır koymak mümkün mü gerçekten? Yoksa hepimiz biraz annemizin gölgesinde mi yaşıyoruz?