Yalnızlığın Eşiğinde: Üç Çocukla Baş Başa Kaldığım O Gün
“Anne! Su döküldü!” diye bağırdı en küçük oğlum Emir, mutfağın ortasında ağlarken. Bir yandan yere yayılan suya bakıyor, bir yandan da ablası Zeynep’in elindeki oyuncak arabayı çekiştiriyordu. O an, mutfağın ortasında, elimde bulaşık süngeriyle donup kaldım. Annem ve kayınvalidem, sabah erkenden yoga kampına gitmek için evden çıkarken bana sadece bir not bırakmışlardı: “Kendine iyi bak Elif, biraz da sen güçlen.” Güçlenmek mi? Güçlenmek için daha ne kadar yalnız kalmam gerekiyordu?
Üç çocuğumun arasında sıkışıp kalmıştım. Eşim Serkan ise sabah erkenden işe gitmiş, akşam geç saate kadar dönmeyecekti. Küçük bir Anadolu kasabasında yaşıyorduk; burada herkes birbirini tanır, herkes birbirinin hayatına burnunu sokardı ama kimse gerçekten yardım etmezdi. Annem ve kayınvalidem, ikisi de ellili yaşlarında, yıllarca bana “Kadın olmak fedakârlıktır” diye öğüt vermişlerdi. Şimdi ise kendi hayatlarının peşine düşüp beni çocuklarla baş başa bırakmışlardı.
Emir’in ağlaması artınca kendime geldim. Yere eğilip onu kucağıma aldım, Zeynep ise hâlâ oyuncak arabasını bırakmıyordu. “Zeynep, kardeşinle paylaşır mısın?” dedim yorgun bir sesle. O ise dudaklarını büzüp bana sırtını döndü. O anda içimde bir öfke kabardı; sadece çocuklara değil, anneme, kayınvalideme, hatta Serkan’a… Herkese kızgındım. Neden bu yük hep benim omuzlarımdaydı?
Telefonum çaldı. Ekranda annemin adı yazıyordu. Açtım ama sesim titriyordu: “Anne, ne zaman döneceksiniz?”
“Ah Elif’ciğim, biraz kendimize vakit ayırmamız gerekiyordu. Sen de güçlüsün, halledersin,” dedi annem. Arkadan kayınvalidemin kahkahası geliyordu: “Elif’e iyi gelir bu!”
Gözlerim doldu ama ağlamamaya çalıştım. “Ben iyi değilim anne,” dedim fısıltıyla. Ama onlar çoktan başka bir dünyaya geçmişlerdi.
O gün saatler geçmek bilmedi. Emir’in altını değiştirdim, Zeynep’e yemek hazırladım, en büyük oğlum Kerem’i ödev yapmaya ikna etmeye çalıştım. Her biri ayrı bir sorun çıkarıyordu. Kerem’in okuldan getirdiği notta öğretmeni “Dikkatini toparlayamıyor” yazmıştı. Zeynep sürekli ağlıyor, Emir ise her fırsatta bir şeyleri yere döküyordu.
Bir ara camdan dışarı baktım; komşu Ayşe teyze bahçede çamaşır asıyordu. Göz göze geldik ama hemen başını çevirdi. Yardım istemek istedim ama gururum engel oldu. Herkesin diline düşmek istemiyordum.
Akşamüstü çocuklar biraz uyuyunca mutfağa geçip kendime bir çay koydum. Sessizlikte düşüncelerim beynimi kemiriyordu: Annem ve kayınvalidem neden beni anlamıyordu? Onlar da anne değil miydi? Benim de hayallerim vardı; üniversiteyi bitirip öğretmen olmak istemiştim ama Serkan’la evlenince her şey değişmişti. Şimdi ise sadece annelik kimliğimle var oluyordum.
Çocuklar uyanınca tekrar kaos başladı. Kerem televizyonun sesini açtı, Zeynep mutfağa koşup çikolata istedi, Emir ise ağlamaya başladı. Bir an bağırdım: “Yeter artık! Biraz susun!” Sesim evin duvarlarında yankılandı ve çocuklar korkuyla bana baktı. O an kendimden utandım; annelik böyle mi olmalıydı?
Akşam Serkan eve geldiğinde yorgun ve sinirliydi. “Ne bu dağınıklık Elif? Çocuklar neden ağlıyor?” dedi kapıdan girer girmez. İçimdeki öfke patladı: “Bir gün sen bak da gör! Annemler de yok, ben de insanım!”
Serkan omuz silkti: “Abartma Elif, herkesin annesi çocuk bakıyor.”
O gece çocuklar uyuduktan sonra salonda tek başıma oturdum. Gözlerimden yaşlar süzülüyordu. Kendimi hiç bu kadar yalnız hissetmemiştim. Annem ve kayınvalidem kendi hayatlarını yaşarken ben burada tükeniyordum. Sosyal medyada herkes mutlu aile fotoğrafları paylaşıyordu ama gerçek böyle değildi.
Ertesi sabah annem aradı: “Elif’ciğim, iyi misin?”
“İyi değilim anne,” dedim sessizce. “Bazen kaçıp gitmek istiyorum.”
Annem sustu, sonra yavaşça konuştu: “Biz de yıllarca sustuk Elif… Belki de artık kadınlar olarak birbirimize daha çok destek olmalıyız.”
Telefonu kapattıktan sonra uzun süre düşündüm. Belki de annemin ve kayınvalidemin gitmesi bana kendi gücümü göstermek için bir fırsattı ama aynı zamanda kadınların yalnız bırakılmasının ne kadar acı verici olduğunu da gösteriyordu.
Şimdi size soruyorum: Sizce anneler gerçekten yalnız mı bırakılıyor? Yoksa biz mi birbirimize yeterince destek olmuyoruz?