Geçmişin Gölgesi: Boş Evde Kapanan Yara
“Baba, neden annemin odasını hiç açmıyoruz?”
Sözlerim, eski ahşap merdivenlerin gıcırdayan sessizliğinde yankılandı. Babam, elindeki çay bardağını masaya koydu. Gözleri bir anlığına bana bakıp hemen pencereye kaydı. O an, yıllardır bu evde dolaşan bir gölgenin varlığını hissettim. Annemin ölümünden sonra bu evde her şey yarım kalmıştı; duvarlarda onun kokusu, mutfakta yarım kalan reçel kavanozları, salonda ise annemin ördüğü yarım bir battaniye…
O akşam, dışarıda yağmur ince ince yağarken, ben annemin odasının kapısını açmaya karar verdim. Babamın sesi arkamdan yankılandı:
“Yasemin, oraya girme! Orası… Orası annene ait.”
Ama içimde bir şey beni durduramadı. Kapıyı yavaşça araladım. İçerisi toz kokuyordu, pencere pervazında solmuş sardunyalar vardı. Komodinin üzerinde eski bir defter ve sararmış bir mektup duruyordu. Mektubun üzerinde titrek bir el yazısıyla “Kızım Yasemin’e” yazıyordu.
Ellerim titreyerek mektubu açtım. Annemin sesi, kelimelerin arasından bana ulaşıyordu:
“Sevgili kızım,
Eğer bu mektubu okuyorsan, demek ki artık bazı şeyleri bilmenin zamanı gelmiştir. Hayat bazen insanı öyle seçimlerle baş başa bırakır ki, ne yapsan bir yanın eksik kalır. Ben de sana ve babana dair bir sırrı yıllarca sakladım…”
Mektubun devamını okuyamadım. Gözyaşlarım sayfalara damladı. O sırada babam kapının eşiğinde belirdi. Yüzünde yılların yorgunluğu vardı.
“Baba… Annem neyi sakladı bizden?”
Babam derin bir nefes aldı, gözlerini kaçırdı. “Yasemin, bazı şeyler konuşulmaz. Konuşulursa daha çok acıtır.”
Ama ben susmadım. “Baba, ben artık çocuk değilim! Annem bana bir şey anlatmak istemiş. Lütfen…”
Babam sandalyesine oturdu, elleriyle başını tuttu. “Annen… Annen gençliğinde başka birini sevmişti. Benimle evlenmeden önce… Ama ailesi izin vermemiş. Sonra beni seçti. Ama o adamdan bir çocuk beklediğini öğrendiğinde… Biz evliydik.”
Dünya başıma yıkıldı sandım. “Yani… Ben…”
Babam gözlerime baktı, gözleri dolmuştu. “Hayır Yasemin, sen benim kızımsın! Ama annenin bu yükle yaşaması kolay olmadı. O yüzden bazen uzaklaştı bizden, bazen sessizleşti.”
O an annemin sessizliğinin, zaman zaman gözlerinde gördüğüm o uzak bakışların sebebini anladım. Babamla aramızda yıllardır konuşulmayan bir duvar vardı ve o gece o duvar çatladı.
Gece boyunca uyuyamadım. Annemin defterini karıştırdım; gençliğine dair şiirler, hayaller ve pişmanlıklarla doluydu. Sabah olduğunda babamla kahvaltı masasında sessizce oturduk. Bir süre sonra babam konuştu:
“Yasemin, anneni hep sevdim. Onun geçmişini de, acılarını da kabullendim. Ama bazen insan en sevdiklerine bile ulaşamaz.”
O gün evden çıkıp eski mahallemizde dolaştım. Komşu teyzelerden biri beni görünce yaklaştı:
“Yasemin kızım, annen çok iyi insandı ama çok da hüzünlüydü. Sen onun gülüşünü taşıyorsun.”
O an annemin bana bıraktığı en büyük mirasın ne olduğunu düşündüm: Kırık dökük de olsa sevgiyi seçmek…
Akşam eve döndüğümde babam kapıda bekliyordu.
“Yasemin,” dedi, “Belki de artık geçmişin gölgesinden çıkma zamanı geldi.”
O gece annemin odasında oturup pencereden yağmuru izledim. İçimde hem bir boşluk hem de tuhaf bir huzur vardı. Annemi daha iyi anlamıştım; babamı ise ilk kez bu kadar insani görüyordum.
Şimdi size soruyorum: Ailemiz için saklanan sırlar bizi korur mu yoksa daha çok mu yaralar? Siz olsanız geçmişin gölgesinde mi yaşardınız yoksa gerçeği bilmek mi isterdiniz?