Gelmeyen Akşam: Bir Sessizliğin Hikayesi

Kapıyı açtığımda, apartmanın koridorunda yankılanan anahtar sesim bile bana yabancı geldi. Oysa her zaman Zeynep’in mutfaktan gelen tıkırtıları, çayın fokurtusu ve o yumuşak sesi karşılardı beni: “Hoş geldin, Ali. Yemeğin hazır sayılır.” Ama bu akşam… Bu akşam evde bir mezar sessizliği vardı.

Ayakkabılarımı çıkardım, salona geçtim. Televizyon kapalıydı, perdeler yarı aralıktı. Mutfakta ne yemek kokusu vardı ne de masada bir tabak. Zeynep’in ince hırkası sandalyenin arkasında asılıydı, ama kendisi yoktu. “Zeynep?” diye seslendim. Cevap gelmedi. Banyoya baktım, ışık kapalıydı. Yatak odasına geçtim; yatağımız toplanmış, yastıklar düzgünce yerleştirilmişti. Sanki biri sabah aceleyle çıkmış da bir daha dönmemiş gibiydi.

Telefonumu çıkardım, aradım. “Aradığınız kişiye şu anda ulaşılamıyor.” İçimde bir sıkıntı büyüdü. Annemi aradım, “Zeynep sende mi?” dedim. “Hayır oğlum, bugün hiç konuşmadık,” dedi annem, sesi endişeliydi. Zeynep’in annesini aradım, o da bilmiyordu.

Buzdolabını açtım; her şey muntazam dizilmişti. Zeynep’in titizliği… Ama bir not yoktu, bir işaret yoktu. O an fark ettim ki, evdeki düzen bile bana yabancı geliyordu artık. Birden içimde bir korku yükseldi: Ya başına bir şey geldiyse? Ya ben yokken…

O gece sabaha kadar oturdum salonda. Her tıkırtıda irkildim, her telefona sarıldım. Sabah olduğunda polise gittim, kayıp başvurusu yaptım. Sorguladılar: “En son ne zaman gördünüz? Kavga ettiniz mi? Bir sorunu var mıydı?” Hepsine hayır dedim ama içimde bir şüphe vardı. Son zamanlarda Zeynep’in gözlerinde bir hüzün görüyordum; bana anlatmadığı bir şeyler vardı sanki.

Günler geçti, Zeynep’ten haber yoktu. İşe gidemedim, evden çıkamadım. Her gün kapının önünde oturup bekledim. Komşular soruyordu: “Ali Bey, Zeynep Hanım nerede?” Cevap veremiyordum.

Bir akşamüstü, Zeynep’in çocukluk arkadaşı Elif geldi. Gözleri doluydu. “Ali, sana bir şey anlatmam lazım,” dedi. Oturduk, Elif konuşmaya başladı:

“Zeynep son zamanlarda çok yalnızdı Ali. Sen iş seyahatlerine çıktığında bana gelirdi, saatlerce konuşurduk. İçinde bir boşluk vardı sanki… Annesiyle de arası iyi değildi son zamanlarda. Sana söylemek istemedi ama… Geçen yıl düşük yaptı.”

Dünya başıma yıkıldı o an. Ben hiçbir şey bilmiyordum! Zeynep bana hiçbir şey anlatmamıştı… Oysa ben hep yanında olduğumu sanıyordum.

Elif devam etti: “Sana yük olmak istemediğini söyledi. Senin de işlerin yoğundu ya… Belki de biraz daha yanında olsaydın…”

O gece Elif gittikten sonra saatlerce düşündüm. Evliliğimizin başında her şeyi paylaşırdık Zeynep’le; sevinci de hüznü de… Sonra ben işime gömüldüm, o ise sessizliğe gömüldü. Belki de bu yüzden gitti…

Bir hafta sonra polis aradı; Zeynep’in çantasını bir parkta bulmuşlar. İçinde sadece kimliği ve bir mektup vardı. Mektupta şunlar yazıyordu:

“Sevgili Ali,
Belki bu mektubu hiç bulamayacaksın ama yine de yazmak istedim. Hayat bazen insanı öyle bir noktaya getiriyor ki, ne ileri gidebiliyorsun ne de geri dönebiliyorsun. Ben burada sıkışıp kaldım Ali… Sana yük olmak istemedim hiçbir zaman ama içimdeki acıyı da anlatamadım. Belki de en büyük hatam buydu.
Seni hep sevdim ama kendimi sevmeyi unuttum.
Hoşça kal.”

O mektubu okuduğumda içimde bir şey koptu. Günlerce ağladım, kendimi suçladım. Annem geldi, “Oğlum, hayat devam ediyor,” dedi ama ben devam edemedim.

Bir gün Zeynep’in annesiyle otururken, o da ağlamaya başladı: “Ben de kızımı anlayamadım Ali… Hep güçlü olmasını istedim, duygularını göstermesin diye baskı yaptım belki de…”

O an anladım ki, bu sadece benim değil, hepimizin hatasıydı. Biz Türk aileleri olarak duyguları konuşmayı bilmeyiz; acıyı içimize atarız, kimseye göstermeyiz. Ama bazen o acı insanın içini kemirir ve sonunda dayanamaz hale gelir.

Aylar geçti… Evde hâlâ Zeynep’in kokusu var gibi geliyor bana. Onun hırkasını kokluyorum bazen; gözlerimi kapatıp sesini duymaya çalışıyorum.

Bir gün komşumuz Ayşe Teyze uğradı: “Ali oğlum, hayat zor biliyorum ama sen hâlâ gençsin… Kendine yeni bir hayat kurmalısın.”

Ama ben hâlâ o akşamın sessizliğinde yaşıyorum.

Şimdi size soruyorum: Hiç sevdiklerinize gerçekten nasıl olduklarını sordunuz mu? Onların sessizliğinde neler saklı olduğunu merak ettiniz mi? Yoksa siz de benim gibi geç mi kaldınız?