Bir Kahve Masasında Başlayan İkinci Bahar: Yalnızlığa Direnirken
“Yeter artık, Zeynep! Kaç yıl oldu, hâlâ mı yalnız kalacaksın?”
Annemin sesi mutfağın kapısından içeri dolduğunda, ellerim titreyerek çay bardağını tezgâha bıraktım. O an, içimdeki fırtına bir kez daha koptu. Boşanmanın üzerinden üç yıl geçmişti ama hâlâ herkesin dilindeydim. Sanki yalnız kalmak bir suçtu, sanki kendi başıma ayakta durmam bir eksiklikti.
“Anne, lütfen… Bu konuyu konuşmak istemiyorum,” dedim, gözlerimi yere indirerek. Ama annem vazgeçmedi. “Bak kızım, hayat kısa. Gençliğin gidiyor. Birini bul, yeniden başla. Herkes ikinci bir şansı hak eder.”
İçimden bir kahkaha kopmak istedi ama sadece acı bir tebessümle yetindim. İkinci şans… Sanki ilkinde ben suçluydum. Sanki o adamın ihanetini, yalanlarını ben yaratmıştım. Oysa ben sadece sevdim, güvendim ve sonunda paramparça oldum.
O gün evden çıkıp kendimi Kadıköy’ün kalabalığına attım. Yağmur yeni dinmişti, kaldırımlar hâlâ ıslaktı. Bir kafeye girdim, köşe masalardan biri boştu. Siparişimi verdikten sonra gözlerimi pencereden dışarıya diktim. İnsanlar telaşla bir yerlere yetişiyordu; ben ise zamanın içinde asılı kalmış gibiydim.
Tam o sırada, garson yanıma yaklaşıp mahcup bir ifadeyle, “Hanımefendi, içeride yer kalmadı da… Şu beyefendi sizin masanıza oturabilir mi?” dedi. Başımı kaldırdım; kır saçlı, yorgun bakışlı bir adam ayakta bekliyordu. Göz göze geldik. Bir an tereddüt ettim ama sonra başımı salladım.
Adam oturdu, hafifçe gülümsedi. “Rahatsız ettiysem özür dilerim,” dedi.
“Estağfurullah,” dedim kısık sesle.
Bir süre sessizlik oldu. Sonra adam cüzdanından eski bir fotoğraf çıkardı, uzun uzun baktı. Dayanamadım, “Çok değerli biri galiba?” diye sordum.
Başını kaldırdı, gözleri dolmuştu. “Eşimdi… Geçen sene kaybettim.”
O an içimde bir şeyler kırıldı. Acının dili ortaktı; ister boşanma olsun ister ölüm… Yalnızlık aynı yalnızlıktı.
O akşam saatlerce konuştuk. Hayatlarımızı, kayıplarımızı, korkularımızı… Adının Murat olduğunu öğrendim. O da benim gibi yeniden başlamaktan korkuyordu. “İnsan bir kere yanınca, tekrar ateşe yaklaşmaya cesaret edemiyor,” dedi.
Kafeden çıktığımızda hava kararmıştı. Murat bana dönüp, “Belki bir gün yine karşılaşırız,” dedi utangaçça.
Eve döndüğümde annem yine salonda oturuyordu. “Neredeydin?” diye sordu endişeyle.
“Biraz yürüdüm,” dedim ama içimde tuhaf bir huzur vardı. O gece ilk defa eski kocamın adını düşünmeden uyudum.
Ertesi hafta aynı kafeye gittim; Murat oradaydı. Bu sefer masama kendisi geldi. “Sizi bekledim,” dedi gülümseyerek.
Her buluşmamızda biraz daha açıldık birbirimize. O bana eski eşinin en sevdiği şarkıyı dinletti; ben ona çocukluğumun geçtiği mahalleyi anlattım. Birlikte suskunluklarımızı paylaştık.
Ama hayat bu kadar kolay değildi elbette. Annem Murat’tan haberdar olunca kıyamet koptu.
“Dul bir adamla mı görüşüyorsun? Hem de senden yaşça büyük! Ne işin var onunla?”
“Anne, lütfen… Beni anlamaya çalış,” dedim ama annem dinlemedi.
Ablam da araya girdi: “Zeynep, insanlar ne der? Komşular duyarsa ne olacak? Hem çocuk istiyorsan geç kalıyorsun!”
O an içimdeki öfke patladı: “Ben artık başkalarının ne dediğini umursamıyorum! Hayatımı başkaları için yaşamak istemiyorum!”
Evde huzur kalmadı. Annem günlerce benimle konuşmadı. Ablam arayıp durdu; “Bak Zeynep, hata yapıyorsun,” dedi tekrar tekrar.
Murat’la buluşmalarımız gizli saklıya döndü. Bir gün ona her şeyi anlattım.
“Biliyor musun Murat, bazen keşke hiç başlamasaydık diyorum… Ailem yüzünden seni kaybetmekten korkuyorum.”
Murat elimi tuttu: “Ben de korkuyorum Zeynep… Ama insan bazen korkularını aşmadan mutlu olamıyor.”
Birlikte karar verdik: Ne olursa olsun birbirimizden vazgeçmeyecektik.
Bir akşam Murat beni ailesiyle tanıştırmak istediğini söyledi. Korkuyla kabul ettim. Onların da önyargıları vardı; dul bir kadın olduğum için bana mesafeli davrandılar başta. Ama zamanla beni tanıdıkça yumuşadılar.
Aylar geçti… Annem sonunda pes etti; “Mutluysan başka bir şey istemem,” dedi gözleri dolarak.
Murat’la birlikte yeni bir ev tuttuk Kadıköy’de küçük bir sokakta. İlk defa kendi seçimlerimin peşinden gitmenin huzurunu yaşadım.
Bazen geceleri uyanıp geçmişi düşünüyorum: Eski eşimin ihanetini, ailemin baskısını, yalnız geçen yılları… Ama sonra yanımda huzurla uyuyan Murat’a bakıyorum ve içimden şunu soruyorum:
“Acaba cesaret etmeseydim, hayatım hep eksik mi kalacaktı? Sizce insan ikinci şansını hak eder mi?”