Çocuklarım Bana Sırtını Döndüğünde: Bir Türk Annenin Sessiz Çığlığı
“Anne, neden bizi bırakıp gittin?”
Bu cümle, oğlum Emir’in gözlerimin içine bakarak sorduğu o an, kalbime bir bıçak gibi saplandı. O an, mutfağın köşesinde elimde çay bardağıyla donup kaldım. Sanki yıllardır içimde biriktirdiğim tüm acılar, o küçücük cümlede vücut bulmuştu. Oğlumun sesi titriyordu, ama gözlerinde öfke vardı. Kızım Zeynep ise arkamda sessizce ağlıyordu. O an, hayatımda ilk defa gerçekten yalnız olduğumu hissettim.
Benim adım Ayşe. Kırk iki yaşındayım. İstanbul’un kenar mahallelerinden birinde, üç odalı küçük bir evde büyüdüm. Hayatım boyunca hep ailem için yaşadım. Yirmi iki yaşında, annemin “Kız kısmı evde kalmaz” baskısıyla, mahalleden tanıdığımız Mustafa ile evlendim. Mustafa başlarda iyi bir adamdı; çalışkan, sessiz, biraz da içine kapanık. Ama zamanla değişti. Önce akşamları eve geç gelmeye başladı, sonra telefonunu saklamaya… Bir gün, tesadüfen cebinden çıkan bir notu buldum: “Seni özledim, canım.” O an dünyam başıma yıkıldı.
Yıllarca sustum. Çocuklarım için, ailem dağılmasın diye her şeyi sineye çektim. Ama Mustafa’nın ihanetleri arttıkça, bana olan saygısı da azaldı. Bir gün tartışırken bana bağırdı: “Senin yüzünden bu evde huzur yok!” O gece çocuklar odalarına kapanmıştı; ben ise mutfakta ağlarken içimden bir ses “Artık yeter” dedi.
Boşanma kararını almak kolay olmadı. Annem ve babam, “Kadın boşanırsa ayıplanır” diyerek bana sırt çevirdi. Ama ben artık kendim için yaşamak istiyordum. Avukata gidip dilekçeyi verdiğimde ellerim titriyordu. Mustafa ise hiç şaşırmadı; sanki zaten bekliyormuş gibi, “Sen bilirsin” dedi.
Ama asıl fırtına boşandıktan sonra koptu. Çocuklarım… Emir ve Zeynep… Onlar benim her şeyimdi. Onlara gerçeği anlatmaya çalıştım ama Mustafa benden önce davranmıştı. “Anneniz bizi terk etti,” demiş onlara. “Bizi istemiyor artık.”
İlk zamanlar çocuklar bana mesafeli davrandı. Emir odasından çıkmaz oldu, Zeynep ise benimle konuşmamaya başladı. Bir gün okuldan döndüklerinde Emir kapıyı çarptı: “Senin yüzünden babam üzülüyor! Neden gittin?”
O an ne diyeceğimi bilemedim. Onlara babalarının beni aldattığını söylemek istemedim; çocukların dünyasında anne-baba kavgasının yeri olmamalıydı. Ama sustukça suçlu gibi hissettim kendimi.
Geceleri uyuyamaz oldum. Yastığım gözyaşlarımla ıslanırken, içimdeki suçluluk duygusu büyüdü. Annem arayıp “Çocuklarını düşünmedin mi?” dediğinde, kendimi bir kez daha yalnız hissettim.
Bir gün Zeynep’in odasına girdim. Yavaşça yanına oturdum.
“Zeynep’ciğim… Beni affedebilecek misin?”
Başını çevirdi, gözleri doluydu.
“Sen bizi bırakmasaydın, her şey farklı olurdu anne.”
O an ona sarılmak istedim ama izin vermedi.
“Bazen gitmek kalmaktan daha zor,” dedim fısıltıyla.
Ama o duymak istemiyordu.
Okulda veli toplantısında öğretmeniyle konuşurken, Zeynep’in derslerinin düştüğünü öğrendim. Emir ise arkadaşlarıyla kavga etmeye başlamıştı. Herkes bana çocuklarımı ihmal ettiğimi söylüyordu. Mahallede kadınlar arkamdan konuşuyordu: “Kocasını bırakıp gitti, şimdi çocukları da perişan.”
Bir gece Emir’in odasında ışık yanıyordu. Kapıyı tıklatıp içeri girdim.
“Emir… Konuşabilir miyiz?”
Başını kaldırmadan bilgisayar ekranına bakmaya devam etti.
“Beni anlamanı istiyorum oğlum… Bazen insanlar birlikteyken daha çok acı çeker.”
Birden döndü:
“Sen bizi düşünmedin ki! Babam hep ağlıyor şimdi.”
Gözlerim doldu.
“Babanı üzmek istemedim… Ama bazen insan kendi mutluluğunu da düşünmek zorunda kalıyor.”
Emir başını öne eğdi:
“Keşke hiç boşanmasaydınız.”
O gece sabaha kadar uyuyamadım. Kendi kendime sordum: Ben kötü bir anne miyim? Çocuklarımın gözünde suçlu muyum? Onların sevgisini yeniden kazanmak için ne yapmalıyım?
Bir gün eski komşumuz Fatma Abla uğradı.
“Ayşe, çocukların seni anlaması zaman alacak,” dedi. “Ama sen onlara dürüst olmalısın.”
O akşam çocuklarımla oturup konuştum. Gözyaşları içinde onlara her şeyi anlatmadım ama şunu söyledim:
“Sizi çok seviyorum ve asla bırakmadım. Bazen insanlar birlikteyken daha çok zarar görürler. Ben sizi korumak için ayrıldım.”
Zeynep başını öne eğdi, Emir ise sessiz kaldı.
Aylar geçti… Her gün onlara sevgimi göstermeye çalıştım; sabah kahvaltılarını hazırladım, derslerine yardım ettim, birlikte yürüyüşlere çıktık. Yavaş yavaş aramızdaki buzlar erimeye başladı ama hiçbir şey eskisi gibi olmadı.
Bir gün Zeynep yanıma gelip sarıldı:
“Anne… Seni özlemişim.”
O an gözyaşlarımı tutamadım.
Şimdi hala yaralarımız var ama birlikte iyileşmeye çalışıyoruz. Bazen geceleri hâlâ kendi kendime soruyorum: Bir anne ne kadar fedakâr olmalı? Kendi mutluluğundan vazgeçmeden çocuklarının sevgisini nasıl kazanabilir?
Siz olsaydınız ne yapardınız? Çocuklarınız size sırtını döndüğünde nasıl yeniden güvenlerini kazanırdınız?