Bir Sandalyenin Ardında Saklanan Yıllar: Kayınvalidemle Sınavım

“Bunu bana hakaret olsun diye mi getirdiniz?” Kayınvalidemin sesi, mutfağın fayanslarında yankılandı. Elimdeki eski sandalyeyi yere bırakırken, gözlerimi kaçırdım. O an, üç yıllık evliliğimin en zor anlarından birindeydim. Eşim Serkan, arkamda duruyor ama hiçbir şey söylemiyordu. Annemle babamdan kalan, çocukluğumun geçtiği o sandalyeyi, yeni eve taşınırken kayınvalideme vermek istemiştik. Hem ona bir jest olurdu, hem de evinde eksik olan sandalyeyi tamamlamış olurduk. Ama işler hiç de düşündüğümüz gibi gitmedi.

Kayınvalidem, Hatice Hanım, gözlerini kısıp bana baktı. “Ben sadaka istemiyorum kızım. Benim hâlâ onurum var!” dedi. O an içimde bir şeyler kırıldı. Ne diyeceğimi bilemedim. Serkan’a baktım, o da bana. Sessizlik…

O akşam eve dönerken Serkan’la aramızda soğuk bir rüzgar esti. “Anneye niye öyle davrandın?” dedim. “Ben mi? Senin verdiğin sandalyeye kızdı kadın,” dedi Serkan. “Ama niyetim kötü değildi ki!” dedim, gözlerim doldu. “Biliyorum,” dedi Serkan, “ama annem hassastır bu konularda.”

O gece uyuyamadım. Annemle babamdan kalan tek hatıra olan o sandalyeyi neden verdim ki? Belki de kayınvalidemin haklı olduğu bir taraf vardı. Türkiye’de aile büyüklerinin gururu, onuru her şeyden önce gelirdi. Hele ki Hatice Hanım gibi yıllarca tek başına çocuk büyütmüş bir kadın için…

Ertesi gün annemi aradım. “Anne, ben yanlış mı yaptım?” dedim. Annem sustu bir süre. “Kızım,” dedi sonra, “herkesin kalbi farklı kırılır. Sen iyi niyetle verdin ama bazen insanlar geçmişlerinden gelen yaraları başkalarına yansıtır.”

Bir hafta boyunca kayınvalidemden ses çıkmadı. Ne aradı, ne sordu. Serkan da gergindi. Evde yemekler sessiz yeniyor, televizyonun sesi normalden fazla açılıyordu. Bir akşam Serkan işten geç geldi. Yorgundu, sinirliydi. “Annemle konuşmamız lazım,” dedi. “Bu böyle gitmez.”

Ertesi gün birlikte kayınvalidemin evine gittik. Kapıyı açtığında yüzünde alışık olduğum o sıcak ifade yoktu. Bizi içeri aldı ama gözleri hâlâ öfkeliydi.

“Anne,” dedi Serkan, “biz sana o sandalyeyi kötü niyetle vermedik.” Hatice Hanım başını çevirdi. “Ben sizin sadakanıza muhtaç değilim,” dedi tekrar. “Ben yıllarca bu evde tek başıma çalıştım, didindim. Eski eşyanızı bana layık gördünüz demek!”

İçimde bir öfke kabardı ama sustum. “Anneciğim,” dedim, “o sandalye benim için çok değerliydi. Annemle babamdan kalan tek hatıra… Sana vermek istedim çünkü seni ailemden biri gibi görüyorum.”

Hatice Hanım’ın gözleri doldu bir anlığına ama hemen toparladı kendini. “Ben kimsenin yükü olmak istemem,” dedi.

O an anladım ki mesele sandalye değilmiş; mesele yılların yorgunluğu, yalnızlığı ve belki de kendini değersiz hissetmekmiş.

O günden sonra aramızda görünmez bir duvar oluştu. Bayramda elini öperken bile eski samimiyet yoktu. Komşulara laf gitmişti bile: “Gelin eski eşyasını kayınvalidesine vermiş!” Mahalledeki Ayşe Teyze bile bana imalı bakıyordu artık.

Bir gün markette karşılaştık Hatice Hanım’la. Yanında komşusu vardı. Beni görünce yüzünü çevirdi, selamımı almadı bile. Eve döndüğümde ağladım saatlerce.

Serkan da üzülüyordu ama arada kalmıştı. Bir yanda annesi, bir yanda ben… Türkiye’de erkeklerin çoğu gibi o da iki ateş arasında kalmıştı.

Bir akşam Serkan’la otururken konu yine açıldı.

“Belki de ayrı bir şehirde yaşamalıyız,” dedim.

Serkan başını salladı: “Ama annemi yalnız bırakamam.”

İşte tam da burada tıkandık biz; Türk ailelerinde sıkça yaşanan o çıkmazda… Bir taraf eşini mutlu etmek isterken diğer taraf annesini üzmek istemiyor.

Aylar geçti, aramızdaki soğukluk hiç geçmedi. Bir gün Hatice Hanım hastalandı, hastaneye kaldırıldı. Serkan’la hemen koştuk yanına.

Hastane odasında yalnızdı; yüzü solgun, gözleri yorgundu.

Yanına oturdum, elini tuttum.

“Anneciğim,” dedim, “ben seni üzmek istemedim hiç.”

Gözleri doldu yine.

“Biliyorum kızım,” dedi fısıltıyla, “ama insan bazen geçmişinin acısını başkasından çıkarıyor.”

O an birbirimize sarıldık ve yılların yükü üzerimizden kalktı sanki.

Şimdi düşünüyorum da; bir sandalyenin ardında saklanan ne çok duygu varmış meğer… Gurur, kırgınlık, yalnızlık…

Sizce ailede gurur mu önemli yoksa affetmek mi? Bir eşyadan çıkan bu kadar büyük bir kırgınlık sizce de fazla değil mi? Yorumlarınızı merak ediyorum…