Karanlıkta Kalan Hayatlar: Bir Günlükten

Kapkaranlık odada otururken, dışarıdan gelen motor sesiyle irkildim. Saat gece yarısını çoktan geçmişti. Apartmanın önünde bir araba durdu, ardından kapı hafifçe açıldı. Adımlar… Sessiz, ürkek. Annemdi bu; her zamanki gibi babamı uyandırmamak için ayakkabılarını çıkarmış, çıplak ayakla koridorda yürüyordu. İçimde bir düğüm, nefesimi tuttum. Kapının aralığından gelen ışıkta annemin gölgesi belirdi. O an, çocukluğumdan beri hissettiğim o korku yine içimi sardı.

“Anne, geldin mi?” dedim fısıltıyla. O da aynı sessizlikle cevap verdi: “Uyumadın mı hâlâ, Emir?”

Yutkundum. Annemin yüzünde yorgunluk, gözlerinde ise bir damla yaş vardı. Yine geç kalmıştı. Babamın öfkesinden kaçmak için işten sonra eve dönmeyi geciktirirdi hep. Bunu yıllardır yapıyordu. Ben de yıllardır her gece onu beklerdim; çünkü biliyordum ki, babam uyanırsa evde kıyamet kopardı.

O gece farklıydı. Annem kapının önünde durdu, bana bakmadan içeri girdi. Üzerindeki ince montu çıkardı, sessizce mutfağa geçti. Ardından ben de peşinden gittim. Masanın başında oturup ellerini ovuşturuyordu.

“Anne, iyi misin?”

Başını kaldırmadan, “İyiyim oğlum,” dedi. Ama sesi titriyordu.

O an dayanamadım: “Neden böyle yaşıyoruz anne? Neden hep korkuyoruz?”

Gözleri doldu. “Babanı biliyorsun Emir… O sinirlenirse… Bize zarar verir.”

İçimde bir öfke kabardı. Yıllardır annemin gözlerinde gördüğüm korku, benim de hayatımı esir almıştı. Babamın her akşam eve gelişinde evdeki sessizlik, annemin titreyen elleri, benim ise odama kapanıp hiçbir şey duymamaya çalışmam…

Bir gün okuldan eve dönerken arkadaşım Mert bana sordu: “Senin annen neden hiç okul toplantılarına gelmiyor?”

Ne diyeceğimi bilemedim. Yalan söyledim: “Çalışıyor da ondan.” Ama içimden geçenleri kimseye anlatamıyordum. Çünkü bizim evde olanlar dışarıya anlatılmazdı; annem hep tembihlerdi: “Sakın kimseye bir şey söyleme!”

Bir akşam babam eve sarhoş geldi. Annem sofrayı hazırlamıştı ama babam yemeği beğenmedi. Bağırmaya başladı:

“Bu ne biçim yemek? Her gün aynı şey! Sen ne işe yararsın ki?”

Annem başını eğdi, cevap vermedi. Ben ise odama kaçtım, kulaklarımı yastıkla kapattım. Ama duyamamak mümkün değildi; tabakların kırılma sesi, annemin boğuk ağlaması… O gece sabaha kadar uyuyamadım.

Ertesi sabah annemin gözünün altında morluk vardı. Okula gitmeden önce ona sarıldım. “Anne, polise gidelim,” dedim.

Korkuyla gözlerime baktı: “Olmaz oğlum! Kimseye söyleme! Baban daha beter yapar.”

O gün okulda hiçbir şeye konsantre olamadım. Öğretmenim Figen Hanım yanıma geldi:

“Emir, iyi misin? Bir derdin mi var?”

Başımı salladım: “Yok hocam.” Ama gözlerim dolmuştu.

Akşam eve döndüğümde annem yine yoktu. Babam televizyonun karşısında uyuyakalmıştı. Mutfakta bir not buldum: “Geç geleceğim, yemeğin dolapta.”

O notu okurken içimde bir boşluk hissettim. Annem nereye gidiyordu? Kimseyle konuşmuyordu, hiç arkadaşı yoktu. Sadece işten eve, evden işe… Bir gün cesaretimi topladım ve iş yerine gittim. Annemi bulamadım; arkadaşları “Bugün izin aldı” dediler.

Eve döndüğümde annem yeni gelmişti. Gözleri kıpkırmızıydı.

“Anne neredeydin?”

Bir an duraksadı: “Bir arkadaşımla görüştüm.”

Yalan söylediğini anladım ama üzerine gitmedim. O gece annem odama geldi ve yatağıma oturdu.

“Emir,” dedi sessizce, “Bazen insan çaresiz kalır oğlum. Hayatta her zaman doğru olanı yapmak kolay değildir.”

“Peki ya biz? Biz ne olacağız?”

Cevap vermedi; sadece saçımı okşadı ve odadan çıktı.

Günler böyle geçti. Evdeki sessizlik daha da ağırlaştı. Bir gün babam işten erken geldi ve annemi aradı ama bulamadı. Sinirle bana döndü:

“Nerede annen? Söyle!”

Bilmiyordum gerçekten de… O anda kapı çaldı ve annem içeri girdi. Babam bağırmaya başladı:

“Neredesin sen? Kimleydin?”

Annem ağlamaya başladı: “Yeter artık! Dayanamıyorum!”

Babam öfkeyle üstüne yürüdü ama ben araya girdim:

“Yeter baba! Anneme dokunamazsın!”

Babam bana bir tokat attı ama ilk defa korkmadım. Annemi kolundan tuttum ve odama götürdüm.

O gece annemle uzun uzun konuştuk. İlk defa bana her şeyi anlattı; yıllardır babamdan gördüğü şiddeti, korkularını, çaresizliğini… Boğazım düğümlendi.

“Anne, buradan gidelim,” dedim.

Gözleri doldu: “Nereye gideceğiz oğlum? Paramız yok, kimsemiz yok…”

Ama o gece karar verdik; artık susmayacaktık.

Ertesi gün sabah erkenden kalkıp valizimizi hazırladık. Annem bana sarıldı: “Korkma Emir… Bundan sonra birlikteyiz.”

Evden çıktık; arkamızda yılların acısını bırakarak… O gün hayatımda ilk defa özgür hissettim.

Şimdi yeni bir şehirdeyiz; küçük bir evde ama huzurluyuz. Annem yeniden çalışmaya başladı, ben de okula devam ediyorum. Hâlâ korkularımız var ama artık yalnız değiliz.

Bazen geceleri uyanıp eski günleri hatırlıyorum; annemin sessiz adımlarını, babamın öfkesini… Ama şimdi biliyorum ki susmak çözüm değilmiş.

Siz olsaydınız ne yapardınız? Aileniz için susar mıydınız yoksa her şeye rağmen konuşmayı mı seçerdiniz?