Kendi Evimde Misafir: Bir Gelinin Sessiz Çığlığı
“Yeter artık, Zeynep! Bir tabak yemeği bile doğru düzgün koyamıyorsun sofraya!” Kayınvalidemin sesi mutfağın duvarlarında yankılandı. O an ellerim titredi, kaşığı yere düşürdüm. İçimde biriken gözyaşlarını zor tuttum. Murat ise salonda televizyonun sesini biraz daha açtı, duymamış gibi yaptı. O an, kendi evimde misafir olduğumu bir kez daha hissettim.
İstanbul’un kenar mahallelerinden birinde, üç katlı eski bir apartmanın ikinci katında yaşıyorduk. Evlendiğimden beri Murat’ın annesiyle aynı evdeydim. Başlarda “Alışırsın,” dediler. “Kayınvaliden de annen sayılır,” dediler. Ama kimse bana, her sabah uyanınca kendi mutfağında bile yabancı gibi hissetmenin ne demek olduğunu anlatmadı.
Her günüm onun gölgesinde geçiyordu. Sabahları kahvaltı hazırlarken, “Zeynep, ekmeği böyle mi kesilir?” diye başlardı. Akşamları Murat işten gelince, “Oğlum, bak Zeynep yine tuzu fazla kaçırmış,” diye şikayet ederdi. Ben ise sessizce başımı öne eğer, içimden “Bir gün bitecek,” diye avunurdum.
Bir akşam Murat’la odada otururken cesaretimi topladım. “Murat, artık dayanamıyorum. Kendi evimiz olsun istiyorum.”
Murat başını kaldırmadan, “Biliyorsun, annem yalnız. Hem maddi durumumuz da ortada,” dedi. O an içimde bir şeyler koptu. Sanki ben yalnız değilmişim gibi… Sanki benim hislerim önemsizmiş gibi…
O gece sabaha kadar uyuyamadım. Annemin bana küçükken söylediği sözler aklıma geldi: “Kızım, kendi yuvanı kurmadan tam anlamıyla kadın olamazsın.” Ama ben kendi yuvamda bile kadın olamamıştım.
Bir gün işten eve dönerken markette eski komşumuz Ayşe Abla’yla karşılaştım. Halimi görünce, “Zeynep, gözlerin kan çanağı olmuş. Hayırdır?” dedi. Dayanamadım, her şeyi anlattım. Ayşe Abla elimi tuttu: “Bak kızım, hayat kısa. Kendi hayatını yaşayamıyorsan, kimseye yaranamazsın.”
O sözler içime işledi. O günden sonra Murat’la daha çok konuşmaya başladım. Her seferinde duvara çarpar gibi oluyordum ama vazgeçmedim.
Bir akşam kayınvalidem sofrada yine beni eleştirirken Murat’a döndüm: “Murat, ya bu evde ben varım ya da yokum. Ya kendi evimize çıkarız ya da ben giderim.”
Kayınvalidem şaşkınlıkla bana baktı. Murat’ın yüzü bembeyaz oldu. O an ne kadar korktuğumu anlatamam ama başka çarem yoktu.
O gece Murat ilk defa bana sarıldı ve ağladı: “Zeynep, seni kaybetmek istemiyorum.” Ertesi gün küçük bir ev bulduk. Eşyalarımızı toplarken kayınvalidem kapının önünde durdu: “Oğlum, beni bırakıp gidiyorsun ha?”
Murat gözlerini yere indirdi: “Anne, Zeynep’le mutlu olamıyorum burada.”
Kayınvalidem bana döndü: “Sen geldin de oğlum değişti!”
O an içimde bir suçluluk duygusu kabardı ama kendime söz verdim; bu sefer geri adım atmayacaktım.
Yeni evimize taşındığımızda ilk gece uyuyamadık. Sessizlik garipti ama huzurluydu. Sabah kahvaltısını ilk defa istediğim gibi hazırladım. Murat bana gülümsedi: “Zeynep, ilk defa gerçekten evliyiz galiba.”
Ama her şey güllük gülistanlık olmadı. Kayınvalidem haftalarca aramadı. Mahallede dedikodular başladı: “Zeynep oğlunu annesinden kopardı.” Annem bile arayıp sitem etti: “Kızım, büyüklerin gönlünü kırmak iyi değildir.”
Bir gün markette kayınvalidemi gördüm. Yüzü asıktı, gözleri doluydu. Yanına gittim: “Anne, nasılsınız?” dedim.
Bana bakmadan, “İyi değilim,” dedi. “Oğlumu elimden aldın.”
O an içimde bir savaş başladı; bir yanım suçlu hissediyor, diğer yanım ise ilk defa nefes alıyordu.
Aylar geçti. Murat’la ilişkimiz güçlendi ama aileyle aramızda görünmez bir duvar oluştu. Bayramda ilk defa kendi evimizde misafir ağırladık. Annem geldiğinde gözleri doldu: “Kızım, büyümüşsün.”
Bir akşam Murat’la balkonda otururken ona sordum: “Sence yanlış mı yaptık?”
Murat elimi tuttu: “Hayır Zeynep, sonunda ikimiz olduk.”
Ama içimde hâlâ bir boşluk var; ailemi mutlu etmek isterken kendimi kaybettim mi? Yoksa sonunda gerçekten kendim mi oldum? Siz olsanız ne yapardınız? Sevdiğiniz insan için nereye kadar fedakârlık yapardınız?