Kimsenin Duymadığı Ses: Babaannem Şerife’nin Hikayesi
“Anne, lütfen! Babaannemi bir gün daha yalnız bırakmayalım. Bak, dün gece yine elektrikler kesilmiş, korkudan sabaha kadar uyuyamamış.”
Annemin gözleri camdan dışarıya, gri bulutlara dalmıştı. Cevap vermedi. Babam ise gazeteyi katlayıp masaya bıraktı, sesi sertti:
“Elif, bu konuyu kaç kere konuştuk? Herkesin kendi hayatı var. Biz de zor geçiniyoruz. Şerife Hanım da alışsın artık yalnızlığa.”
İçimde bir şey kırıldı o an. Babaannem Şerife, dedem vefat ettiğinden beri o eski, rutubet kokan evde tek başına yaşıyordu. Her sabah penceresinin önüne oturup, sokağın başındaki çınar ağacına bakarak dedemi bekler gibi sessizce otururdu. Annemle babam ise işten güçten, kendi dertlerinden ona uğramaya bile vakit bulamıyorlardı. Ben ise her fırsatta yanına gitmeye çalışıyordum ama lise sınavları, dershane derken benim de zamanım kısıtlıydı.
Bir akşam üzeri, okuldan çıkıp koşa koşa babaannemin evine gittim. Kapıyı çaldım, içeriden zayıf bir ses duyuldu:
“Kim o?”
“Benim babaanne, Elif!”
Kapı aralandı. Babaannem gözlüklerinin ardından bana bakarken yüzünde hem sevinç hem de derin bir yorgunluk vardı. İçeri girdim, mutfakta eski bir çaydanlıkta çay kaynıyordu. Masanın üzerinde bayat ekmek ve bir tabak zeytin vardı.
“Babaanne, neden kimse gelmiyor sana? Annemle babam neden uğramıyor?”
Babaannem başını eğdi, elleri titriyordu. “Kızım,” dedi kısık bir sesle, “kimse kimseyi duymuyor artık. Herkes kendi derdinde.”
O an içimde bir öfke kabardı. Eve döndüğümde anneme bağırdım:
“Siz nasıl evlatsınız? O kadın sizi büyüttü! Şimdi onu yalnız bırakıyorsunuz!”
Annem gözyaşlarını zor tuttu. “Elif, anlamıyorsun,” dedi. “Hayat çok zorlaştı. Herkesin yükü ağır.”
Babam ise daha da sinirlenmişti. “Bize akıl verme! Sen daha çocuksun!”
O gece odamda sabaha kadar uyuyamadım. Babaannemin yalnızlığı gözümün önünden gitmiyordu. Ertesi gün okulda da aklım hep ondaydı. Arkadaşım Zeynep’e anlattım durumu.
“Bizim mahallede de var öyle yaşlılar,” dedi Zeynep. “Kimse ilgilenmiyor. Devletin bakım evleri var ama oraya da göndermek istemiyorlar.”
Bir hafta sonra babaannemin komşusu aradı annemi:
“Şerife Hanım iki gündür kapıyı açmıyor, ışıkları da yanmıyor.”
Annem panikledi, babam arabayı çalıştırdı ve hep birlikte babaannemin evine koştuk. Kapıyı zorla açtık; babaannem koltukta baygın yatıyordu. Hemen ambulans çağırdık. Hastanede doktorlar tansiyonunun çok düştüğünü söyledi.
O an annem ağlamaya başladı:
“Ben ne yaptım? Annemi yalnız bıraktım!”
Babam da sessizce başını eğdi. O günden sonra annem her gün hastaneye gitti, babam da işten çıkınca uğradı. Ben ise derslerimi hastane odasında çalışmaya başladım.
Babaannem kendine geldiğinde elimi tuttu:
“Elif’im, iyi ki varsın. Sen olmasan kimse duymayacak sesimi.”
Birkaç hafta sonra taburcu oldu ama artık eski gücünde değildi. Annemle babam sonunda karar verdiler: Babaannemi yanımıza alacaktık.
İlk günler zordu. Evde sürekli tartışmalar çıkıyordu. Annem işten yorgun gelince babaannemin ilaçlarını vermeyi unutuyor, babam ise televizyonun sesini kısmasını istiyordu.
Bir akşam babaannem sessizce ağlıyordu. Yanına oturdum:
“Neden ağlıyorsun babaanne?”
“Evlatlarım yanımda ama yine de kendimi yalnız hissediyorum,” dedi.
O an anladım ki yalnızlık sadece fiziksel bir şey değildi; insanın sesi duyulmadığında, varlığı önemsenmediğinde asıl o zaman yalnız kalıyordu.
Bir gün annemle mutfakta tartıştık:
“Anne, neden babaanneme böyle davranıyorsun? O senin annen gibi!”
Annem sinirle ellerini tezgaha vurdu:
“Elif! Ben de insanım! Hem çalışıyorum hem evi çekip çeviriyorum! Kimse bana yardım etmiyor!”
Babam salondan bağırdı:
“Yeter artık! Herkes birbirine bağırıyor! Bu evde huzur kalmadı!”
O gece babaannem odasında dua ediyordu. Yanına gittim, elini tuttum:
“Babaanne, seni gerçekten duyan biri var mı sence?”
Gözleri doldu:
“Bazen Allah’a anlatıyorum derdimi… Ama keşke çocuklarım da beni duysa.”
Bir sabah kahvaltıda annem gözyaşları içinde özür diledi:
“Anneciğim, seni ihmal ettik. Affet bizi.”
Babam da sessizce başını salladı.
O günden sonra evde yavaş yavaş bir şeyler değişmeye başladı. Annem işten gelince babaannemin yanına oturup sohbet etmeye başladı, babam ise akşamları onunla televizyon izliyordu. Ben de derslerimi bitirince ona kitap okuyordum.
Ama içimde hep bir korku vardı: Ya yine unutulursa? Ya yine kimse onun sesini duymazsa?
Bir gün okulda öğretmenimiz yaşlılarla ilgili bir proje verdi. Sınıfta herkes kendi ailesindeki yaşlıları anlattı. Ben de babaannemi anlattım; onun yalnızlığını, kimsenin duymadığı sesini… Sınıfta herkes sustu.
Öğretmenimiz dedi ki:
“Yaşlılarımız bizim kökümüzdür. Onları duymak, anlamak zorundayız.”
Eve döndüğümde babaanneme sarıldım:
“Söz veriyorum babaanne, seni asla yalnız bırakmayacağım.”
Şimdi her şey biraz daha iyi ama biliyorum ki bu sorun sadece bizim ailemize ait değil; Türkiye’de binlerce yaşlı aynı sessizliği yaşıyor.
Bazen geceleri pencereden dışarı bakarken kendi kendime soruyorum: Acaba kaç kişi daha böyle sessizce unutuluyor? Kaç kişi daha sesini duyurmak için bekliyor?
Sizce gerçekten yaşlılarımızı duyuyor muyuz? Yoksa onların sesi hep arka planda mı kalıyor?